Nar Kitabı

·
Okunma
·
Beğeni
·
663
Gösterim
Adı:
Nar Kitabı
Baskı tarihi:
2001
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9750700740
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
'Annem, ah annem, kırılgan nar tanelerine benzetirdi beni. Nar şerbetine. Düğününe, onun düğünü de öyleydi, binlerce nar tanesi doluvermişti meydana. Gece vaktiydi. Geceye meydan okumaydı. Söylenenlere göre -ki bu hiçbir zaman tam olarak bilinmeycek- babam, annemin başına kötü işler açan bir yanaşmayı öldürüp bir yerlere gömmüş. Herkesin bildiği bu gerçek, ortak bir sırra dönüşmüş, kısa süre içinde...'
2000 yılı 'Sait Faik Hikâye Armağanı' sahibi genç öykücü Faruk Duman, yeni öykülerini topladığı Nar Kitabı'nda imgelerle yüklü bir dünyaya götürüyor okurunu. Cenkler anlatıyor, düğün-dernekler, masalsı aşklar, hatta masallar; konaklarla, savaşlarla, atlarla, kılıçlarla, köpük köpük sevdalarla örülü topraklarda dolaştırırken, alışılmadık bir biçimde ama son derece ustalıkla kullandığı ölçülü, şiirsel diliyle şaşırtıyor.
112 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Türk öykücülüğünün peşindeki okumalarıma devam ediyorum. Faruk Duman adını sıkça duyduğum ve okumayı düşündüğüm bir yazardı. Günümüz öyküsü arayışında mutlaka tanışacaktık. Murat Sezgin ‘in etkinliğini görünce (#54836513) daha fazla bekletmek istemedim.

İlk okumaya başladığımda çarpıcı tespitleri, kısa ve derin cümlelerini görünce iyi bir yazara rastladığımı ve daha sık okumam gerektiğini düşündüm. Öykülerinde sıkça rastladığımız çocukluk anıları, doğa vurgusu ile birinci anlatıcının tercih edilmiş olması dikkatimi çekti. Durum ağırlıklı öykülerinde kullanmış olduğu söz ve susmak vurgularını ayrıca beğendim. Ve bu kısımları daha dikkatle okudum. Ne var ki, daha sonra biçem arayışı ön plana çıkmaya başladı. Di’li geçmiş zaman kullanımı arttıkça, Örneğin;
- ormandı sözgelimi,
- gece vaktiydi,
- anamdı anlatmıştı,
- ansızın kestiği idi sık sık,
- onları gördüğümdü,
- tatlı bir uyuşuklukla geçirdiğimdi…

Bu anlatım tarzında ısrar edildikçe rahatsız olmaya başladım. Alışmak çok kolay değil, riskli de zaten. Öykü olsun, roman olsun farklı biçem arayışlarına girmek, anlaşılmamayı göze almak demek. Özgün olmak, yeni bir anlatım tekniğini okuyucuya benimsetmek, göz aşinalığı sağlamak ve böylece kendi okurunu geliştirmek demektir. Bu alışma süresine ise bazen ömür bile yetmeyebilir. Bugün çok beğenerek okuduğumuz birçok yazar anlaşılamadı. Kitapları bile basılmadı sağlıklarında. Yazarımız bunları biliyor olmalı. Ama biçem arayışında devam ediyor ısrarla.

TDK “Sanatçının görüş, duyuş, anlayış ve anlatıştaki özelliği veya bir türün, bir çağın kendine özgü anlatış biçimi, biçem, tarz, stil,” olarak açıklamış üslubu. Belki buna cesareti de ekleseymiş, daha iyi olurmuş. Anlaşılmamayı göze almayı, yeni bir tarz geliştireceğim diye silinip gitme ihtimalini de anmalıydı belki de.

Yazar sadece zaman kavramıyla yetinmiyor oysa. Tam di’li geçmiş zamana alışacaksınız bu sefer sıfatlarla, zamirlerle oynuyor, yerli yersiz, üstüne üstüne gidiyor. Örnek vermem gerekirse;
- eski o evin içinde,
- uzamış o gölgesini,
- ağır o halısını
- kışlık o atletin de,
- esmer o çizgilerini,
- esmer bu yüzle,

Eğer okur olarak, yazar kadar sabrınız ve cesaretiniz var ve hala okumayı bırakmadıysanız yazarın stiline alışmaya başladınız demektir. Sıfat ve zamirlerin değişik şekillerde kullanılma denemesine alıştıktan sonra ise sevimli gelmeye başladı hatta. Alıştıkça her defasında gülümsetti. Ve severek okumaya devam ettim. Ağrı Dağı Efsanesi ‘ndeki Yaşar Kemal anlatımını hatırlattı bana. Abidin Dino resimleriyle beslenmiş o şiirsel anlatıma benzettim.

Bunun dışında söz ve susmak vurgularını çok beğendiğimi söylemiştim. En beğendiğim kısmı buraya not düşeyim: “Yine de, hayat nedir ki başka. Sözlerin sarf edilmesinden, durup dururken. Sonra bu sözlerin anlamlandırılmaya çalışılmasından.” (s.29)

Yazarımıza kısaca dönecek olursak, neden ısrarla devam ettiğimi ve bırakmadığımı anlatmak isterim. Faruk Duman, 2000 Sait Faik Hikaye Armağanı, 2004 Haldun Taner Öykü Ödülü, 20011 Deneme Ödülü ve yine 2011 Yunus Nadi Roman Ödülü almış bir yazar. Yani edebiyatın değişik alanlarında yetkinliğini ispat etmiş bir yazar var karşımızda. Biçem üzerinde değişik denemeler yapabilecek kadar da özgüven sahibi. Daha önce söylemiş olduğumuz gibi alışılmışın dışına çıkmak sizi öncü yapabileceği gibi edebiyatın dışına da atabilir. Benim de en çok dikkatimi çeken özelliği, bu konudaki cesareti oldu.

Burada alıntı ve incelemelerimi takip eden arkadaşlarım Necip Tosun ‘ u yakından takip ettiğimi ve sık sık paylaşımlar yaptığımı bilirler. Necip Tosun’un Edebiyat Atlası eserinde dilin farklı kullanımı ile ilgili şu ifadelerini paylaşmak isterim.

“Dil herkese sadece kendi olanaklarını sunar. Yazar bunu hem gerçek anlamıyla, temsil gücüyle kullanmak hem de ondan yeni bir güzellik, biçim yaratmak durumundadır. Yazar, dili o haliyle alır, farklı bir yapı inşa eder. Artık gündelik konuşmadaki anlamından bir başka şeye dönüşmüş, bir bildirim aracı olmaktan çıkmış, yazının diline çevrilmiştir.”

Faruk Duman’la ilk tanışmış olduğum Günümüz Öyküsü eserinde ise yazarımız hakkında şu ifadeleri kullanır:
“Dilsel arayışları, çok anlamlı okumaya yatkın anlatımı ve içe işleyen psikolojik derinlikli yaklaşımlarıyla Faruk Duman’ın sağlam bir öykü evreni oluşturduğuna kuşku yok. Ne var ki tematik anlamda bir tekrar sorunu yaşayabilir,”

Bundan sonraki yazı serüveninde ne tür denemeler yapacağını ve tekrar sorunu yaşayıp yaşamayacağını bilmiyoruz. Ama ben Faruk Duman’ı daha yakından izlemeye devam edeceğim.

Keyifli okumalar dilerim)
112 syf.
·6 günde·8/10
Faruk Duman’ın bu eseri, yeni öykülerini topladığı, anlaşılması esasen zor, sarmal olayların günün sonunda puslu bir atmosferde birleştiği hikâye kitabı. İsminin “Nar Kitabı” olması da zannediyorum ki bu sebepledir; ufak ufak kendi başına sonlanmamış nar tanesi kadar küçük hikayeler bir zaman sonra birleşiyor, birleşmesine ama yine de okurun zihninde çoğu şey yerli yerine oturmuyor. Tahmin ediyorum ki birleşmemesi bilhassa yazar tarafından isteniyor olsa gerek. Buraya döneceğim.

Nar tanesi kadar küçük bir hikâyede, hikâyenin anlatıcısı bir zaman sonra dinleyici oluyor. Dinleyicinin duyumsadığı atmosfer efsunlu bir geçişle kendisinin atmosferi oluveriyor. Örnek veriyorum, dinleyici bir köy evinde yanan sobanın çıtırtıları eşliğinde hikâyeyi dinliyorken, kendini dizlerine kadar kara batmış vaziyette, rüzgârın yolcusuna istikamet çizdiği bir yolda buluveriyor. Dağları tepeleri görüyor, yürürken ormanı sıklaştıran ağaçların bir yükselip bir alçaldığını fark ediyor. Bir diğer anlamda sözcükler dinleyicisini tutsak ediyor. Daha sonrasında hikayelerin seyri çok daha farklı bir hal alıyor. Misal anlatıcının hikayesinde bir adam geçiyor, dinleyici kendisini o adam olarak buluyor ya da bir kurt hikâyeye hırlayarak giriyor, dinleyici kendisini kurtmuşçasına hikâyede kendine yer ediniyor.

Hikâye karmakarışık, anlaşılması zor bir seyir almışken, kitabın okuru tam kendini soyutlayacakken bir anda keskin bağlantılar ile okurun dikkati celp ediliyor. Özellikle bölümlü olan hikayelerde bu durum göze çarpıyor. Bölümler arası geçiş puslu lakin bir önceki bölümü anlamlandıran da bir sonraki bölümün keskin köprüleri oluyor.

Kendine özel bir dili var Faruk Duman’ın. Devrik cümleleri şiirsel ancak kesinlikle okumayı zorlaştırmıyor, durağan ama kesinlikle sıkıcı olmayan üslubu ise keyif veriyor. Kendinizi kaptırdıktan sonra ne anlatıldığı çoğu zaman umurunuzda olmuyor, önemsemiyorsunuz yani. Çünkü yediğimiz her zamanki makarna olsa bile lezzeti yetiyor, makarnayı ilk defa yiyormuşçasına keyif veriyor. Öylesine bir tat.

İlk paragrafımda yazarın hikayeleri puslu bir belirsizlikte bilerek (mahsustan) hikayeleri birbirine ufoladığını ifade etmiştim. Öyle ki bu puslu belirsizliğin okurun zihnini kurcaladığını düşünüyorum kullandığı sözcüklerle. Sözcüklerin seçimi ve yerinde kullanımı okuru gerçekten de kendi deneyimlerine götürüyor. Mesela zamanı hızlandırırken akşam olması çekirgelerin sesleri ile tamamlanıyor. Bilmiyorum akşam olacağı vakit, sizin evinizin yakınlarında hiç çekirgelerin zırıltısı kulaklarınıza salındı mı ama bende bu deneyim var olduğu için hikâyenin dinleyicisi gibi bende bir noktada kendime yer edindim anlatının bir köşesinden hikâyede.

Ağır ağır tadına vara vara okuyacağınız bir kitap. Her ne kadar çok iyi başlamış olup sonlara doğru bir nebzede olsa bozuyorsa da ben çok beğendim. Bilemiyorum belki de okudukça beklentimin arttığındandı ama muhakkak Faruk Duman okumaya devam edeceğim.

Keyifli okumalarınız olsun.
112 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Faruk Duman'ı okumak ayrı, anlamak ayrı. Bu dilin lezzetine varmak ayrı, ama bu dille anlatılanları takip etmek ayrı, kavrayabilmek ayrı. Sırf anlatılışı güzel diye hikâyeleri sevebilmek ayrı, ama hakikaten bu hikâyeler ne anlatıyor diye sorsak, işte onu anlamak ayrı. Benim tek bildiğim, bu kitabında da gördüğüm üzere, Faruk Duman kitaplarını okumaya başladığımız bir iki sayfa olmuşken hemen kendimizi bir ormanda bulmamız: bir ormana giriyoruz ve bu ormanda herşey belirsizleşiyor, önce bize güven veren ve neyin ne olduğuna işaret eden ve kendisi olan kelimeler sonra o ormanın karmaşıklığından, ağaçların içiçe geçmişliğinden, yolların patikaların gizlenmişliğinden, dolambaçlığından bize artık işaret ettikleri şeyleri değil, sanki ne olduklarını hemen bilemeyeceğimiz, belirsiz şeyleri anlatıyorlar.. Bu yüzden hikâyeleri takip etmek zor...Keder Atlısı adlı kitabında olduğu gibi. Faruk Duman bu kitabında da dili bilinçli olarak büküyor, esnetiyor, zorluyor, cümleleri yarıda bırakarak, sonlandırmayarak üslûbunu oldukça hissettiriyor. Ne hikâyeleme tarzı ne de dili alışageldiğimiz hikâyelere benzemiyor Faruk Duman'ın; diğer kitaplarında gördüğüm üzere bu üslûbu anladığım kadarıyla bütün kitaplarında sürdürüyor. Kitabın başında annesinden dinlediği hikâyeleri kendi tarzınca bize anlatan anlatıcımız hikâyeler ilerledikçe belirsizleşen, kolay kavrayamadığımız, belki, bir ihtimal bilinç akışı tekniğine dahil edilebilecek bir biçimde bir dünyaya sokuyor bizi, işte yazarın ormanı herşeyin iç içe geçtiği, ışık ve karanlığın birbirini sarmaladığı bu dil ve hikâyeler ormanı.
112 syf.
·Beğendi·9/10
Yazardaki nasıl bir anlatım, bendeki nasıl bir anlamaya çalışma çabaları. Pür dikkaat kesilmiş bir şekilde kitabı okudum. Olur da bir kelime bir harf kaçırırsam öykünün başına döneceğimden ötürü. Bilinçakışı denilen yöntemle yazılan kitaplar okumayı oldukça seven bir insanım. Behçet Çelik okumak beyin jimnastiği yaptırıyor insana. Uzun zamandır aynı yöntemle yazılmış kitaplar okuyorsanız hayatınıza biraz değişiklik getirin ve bu adamı okuyun derim. Hikayenin o kadar çok içine girdim ki bütünleşmeye çalıştım ve bunu yaparken nasıl gerçekleştiğinin farkına, kitabı bitirdikten sonra vardım. Ve genelde romanlarda ya da novellalarda kitabın bitmemesini isterim ama çok nadirdir okuduğum öyküleri burda sonlanmasın dediklerim, bu kitap da bunlardan birisi oldu.
Bir arkadaşımın tavsiyesiyle kitaba başladım ve kesinlikle diğer kitaplarını da okuyacağım.
112 syf.
·1 günde·7/10
Faruk Duman'ın öykü kitapları beni biraz yoruyor. Dili de üslubu da kesinlikle farklı bir yazar. Kullandığı devrik, hatta bazen yarım kalan cümleler bütünlük kurmakta zorluyor beni. Ama ele aldığı konular da bir şekilde okuyucuyu içine alıyor. Öykülerindense romanlarını daha çok seviyorum. Ama her türü okunmaya değer bir yazar.
112 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Her zaman olduğu gibi muhteşem bir Faruk duman kitabı okudum yine doğa yine insanlık yine hüzün diğer okuduğum eserlerinden bir tık daha farklı bir kitaptı diyebilirim.
"Deli misin," diyorum, "alışmayacaksın. Alıştın mı fena. Alışmadığımız için yaşıyoruz ya."
Faruk Duman
Sayfa 105 - Can Yayınları 2. Baskı
İnsanları tanımak zor da, biz biraz kendimizi kandırıyoruz. Anlıyor musun. Sevince zihnimizdekini...
Faruk Duman
Sayfa 109 - Can Yayınları 2. Baskı
Ama konuşmak, zaman zaman.
Konuşmak için çırpınıyoruz işte.
Konuşarak sessiz kalmak için.
Faruk Duman
Sayfa 98 - Can Yayınları 2. Baskı
Denize bakan bir masada, gecenin üçünde yazılar yazmak. Kaygısız, canımın istediği gibi yazılar.
Faruk Duman
Sayfa 103 - Can Yayınları 2. Baskı

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Nar Kitabı
Baskı tarihi:
2001
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9750700740
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
'Annem, ah annem, kırılgan nar tanelerine benzetirdi beni. Nar şerbetine. Düğününe, onun düğünü de öyleydi, binlerce nar tanesi doluvermişti meydana. Gece vaktiydi. Geceye meydan okumaydı. Söylenenlere göre -ki bu hiçbir zaman tam olarak bilinmeycek- babam, annemin başına kötü işler açan bir yanaşmayı öldürüp bir yerlere gömmüş. Herkesin bildiği bu gerçek, ortak bir sırra dönüşmüş, kısa süre içinde...'
2000 yılı 'Sait Faik Hikâye Armağanı' sahibi genç öykücü Faruk Duman, yeni öykülerini topladığı Nar Kitabı'nda imgelerle yüklü bir dünyaya götürüyor okurunu. Cenkler anlatıyor, düğün-dernekler, masalsı aşklar, hatta masallar; konaklarla, savaşlarla, atlarla, kılıçlarla, köpük köpük sevdalarla örülü topraklarda dolaştırırken, alışılmadık bir biçimde ama son derece ustalıkla kullandığı ölçülü, şiirsel diliyle şaşırtıyor.

Kitabı okuyanlar 24 okur

  • G.
  • Resul Bulama
  • bahar s.
  • Kıymet Koç
  • cavidsicimoglu
  • Hacer Özer
  • H.
  • Berika•
  • Ayla Şahin
  • Cüneyt Karaağaç

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%22.2 (2)
9
%11.1 (1)
8
%22.2 (2)
7
%11.1 (1)
6
%0
5
%22.2 (2)
4
%0
3
%0
2
%11.1 (1)
1
%0