Olmak istediğim yer ile olmaya evrildiğim yer arasında geçen bir hikaye..
Stolts hayallerimi süsleyen dolu, canlı bir hayat yaşayarak en sonunda kendini gerçekten anlayan ruh eşini buluyor.
Oblomov ise hayatını ertelediği günlerde heba ediyor...
Sen Olga gibi hatunu bırak, git tombul dirseklerinden etkilendiğin dul ve çocuklu ev sahibine tutul İşte bu tam Oblomovluk... En çok da Zahara üzüldüm, adamcağız meğer ne çok severmiş seni.
Romanın asıl kahramanı olan Oblomov, klasik kahramanlar gibi genel bir tiptir. Bol bol hayal kurmasına, uyuşukluğuna ve tembelliğine rağmen çevresine sıkı sıkıya bağlı bir insandır. Ne Raskolnikov ne Prens Andrey, eski Rus insanını, hatta bugün Doğuluları Oblomov kadar güçlü biçimde ortaya koyamamıştır. Doğu, belki de ilk kez İvan Gonçarov'un bu büyük eserinde kendi kendini tanımaya, Batı'dan farklı olduğunu anlamaya çalışmıştır. Oblomov, yıkılmakta olan toplum düzeninin, Rus aristokrat sınıfının çocuğudur. Çiftliğini, toprak kölelerini kahyasına bırakıp büyük şehre gider ve devlet memuru olur. Toprak ağalığını ruhundan atamayan Oblomov'un, bir devlet memurunun disiplinine ve yaşam tarzına ayak uydurması mümkün değildir. İstifa eder ve çiftliğinden gelen paralarla geçinmeye çalışır. O kadar tembeldir ki, kendisine gelen hesapların doğruluğunu kontrol etmek için bile çiftliğine gitmeye üşenir. Kahya ne gönderiyorsa kabul eder. Bu da maddi çöküşü beraberinde getirir. Çiftliğindeki yaşam tarzı ve gelenekler eski Rusya'dır. Şehirlerde ise artık yeni bir yaşam tarzı başlamıştır. Bu yeni yaşam tarzında aristokratların hiçbir rolü kalmamıştır. Romanda bu yeni yaşam tarzının temsilcisi baba tarafından Alman olan Ştolts'tur. Rusya'yı Avrupalılaşma yoluna götürecek olan da Ştolts gibi ileri görüşlü, çalışkan ve işlerini en iyi şekilde takip eden insanlardır. Ştolts, Oblomov'un kendi ülkesinde kazanamadığı konumu, refah ve mutluluğu kolayca elde eder. Oblomov uyuşukluğa gömüldükçe, batağa saplandıkça, Ştolts ve Ştolts gibilerin yıldızı her geçen gün biraz daha parlamaktadır. İvan Gonçarov, Ştolts-Oblomov karşıtlığında eski ve yeni Rusya'yı, Doğu ile Batı'yı karşı karşıya getirmektedir. Bu karşıtlıklarla örülen ve Rusya'nın geri kalmışlığını vurgulayan bir başyapıtla...
Oblomov gibiyiz aslında hayatta sevdiklerimiz için savaş veremeyen ya da korkak bir şekilde kendi köşemize çekiliyoruz. Sinir olduğum bir iki nokta var hizmetlisi zeki bir insan aptal diye gösterilse'de herkesin ne olduğunu bilen birisi. Gelgelelim oblomov kardeşim sevdiğin kadın en yakın arkadaşınla evleniyor sen sakince duruyosun ulannn bir tepki yahu bir tepki. Bizim yazarlardan Yusuf Atılgan
var misal kişilere asabi ya da sinirli olduğunu söylemeden öyle olduğunu belirten bir cümle söyletir oblomov'da bunu göremedim neyse bir şekilde herkes yoluna devam ediyor sonuçta herkes öldürür sevdiğini
Her insan hayatının bir döneminde Oblomovluk sendromuna yakalanmıştır diye düşünüyorum. Çünkü insandaki bu rahata düşkünlük başka hiçbir canlıda yok. Kitabı bitirince aklımda oluşan ilk şey; Oblomov kadar temiz saf ve içten duygulu olmalı ama Oblomovluk'a yakalanmamalı..
Oblomov;tembelliğin nirvanasına çıkmış,hayatı umursamaz görünen fakat içinde çok hassas bir kalp taşıyan bir karakter.Karakterin tembellik sahneleri aynen şöyle:
"Odanın içinde gidip gelmekten, yatıp tavana bakmaktan, bir kitap alıp bir iki satır okumaktan, esnemekten, masanın üzerinde parmaklarını tıkırdatmaktan başka bir şey yaptığı yoktu."
.
Bir yandan tembellik seviyesine hayret ederken bir yandan da onun gibi kendi kendimize soruyoruz:Bu kadar hayat koşuşturmacası içinde hangi ara yaşayacağım?Sadece işlerimizde değil,tatil yaparken bile sürekli bir telaş içindeyiz;şunu da yapmalı,şuraya gitmeli,şöyle olmalı vs.. hep hesap kitap.Oblomov'a çok kızsak da içten içe hayranlık da duyuyoruz aynı zamanda.
Kitap 573 sayfa çok kalın olmasından gözünüz korkup oblomovluk yapmayın:)Akıcı ve hayatı görüşünüzü sorgulatan bir kitap,tavsiye ederim.
-Herkes kadar zekiydi. Cam gibi parlak ve temiz bir ruha sahipti, soylu ve sevecendi; ama hiçbir şey yapmadı.
-Neden? sebebi neydi?
-Sebebi..Sebep!
Oblomovluk!
Her ne kadar Ştols ve beni zaman zaman çileden çıkarsan da biz seni çok sevdik, sadece mutlu ol ve yaşa istedik belki de sen böyle mutluydun biz seni sıkıyorduk, bilemedik Seninle tanışmak güzeldi. İyi uykular düşünceli, yorgun ve naif beyimiz️
Bazı kitaplar vardır, okurken kendimizden bir parça buluruz. Hatta bazen daha da ileri gider: "Bu kadarı da olmaz, bu kitap beni anlatıyor!" deriz.
Hayatın bazı dönemlerinde öyle bir ruh haline bürünüyorum ki... İsmini veremediğim bir ruh haliydi, artık bir ismi oldu: OBLOMOVLUK.
Nazım Hikmet'i sever misiniz?
Hadi canım, nereden nereye atladın!
Bir şiiri var hani, "Yaşamaya Dair"
"Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak."
Büyük bir ciddiyetle yaşamak... Yapıyor muyuz bunu? Ya da yapamadığımız ruh hallerinde bahanelere mi sığınıyoruz? Erteleyerek mi yaşıyoruz hayatı?
Mandıra Filozof'unu izleyenler bilir, "Daha kaç yazın kaldı Cavit Bey?" diye soruluyordu Rasim Öztekin'e. Çok az yaz yaşadı o yıldan sonra ünlü tiyatrocu. Sahi, bizim kaç yazımız kaldı yaşanacak? Kaç defa daha ayvaların çiçek açtığını görebileceğiz?
"-Niçin uyuyorsun?
-Vaktin nasıl geçtiğini bilmemek için." (s. 434) Uyuyunca geçiyor mu peki bütün dertler? Peki ya uyanınca? İçmek ya da uyumak çözüm mü kurtulmak için dertlerimizden?
Eseri okurken sayfa sayfa bekledim: İşte dedim, şimdi atacak üzerindeki ölü toprağını! Bir insanın içindeki közü aşk alevlendirmeyecek de ne alevlendirecek!
"Aşk bazen beklemez, insanın içini bir ateş sarar, bütün varlığı ürpertir." (s. 352)
Yazar kendi görüşlerini de başarılı bir şekilde sindirmiş esere. Rus insanını, düşünce yapısını, Almanlardan farklarını okura kahramanlar nezdinde sunmuş. Kahraman tahlillerini de oldukça başarılı buldum. Gerek Oblomov, gerek Ştoltz, Olga, Zahar, Agafya Matveyevna karakterleri başarıyla tanıtılmış okura. Okurken özdeşim kurabiliyor, onlarla sevinip onlarla dertlenebiliyorsunuz.
"Bu an da geçecek! Dün
"Niçin uyuyorsun?"
"Vaktin nasıl geçtiğini bilmemek için."
Oblomov nasıl bir kitaptı bir alıntıyla anlat deseler, bu diyaloğu seçerdim. Zira Oblomov, hayatını yaşamak, çalışmak, hareket etmek, gezmek yerine günün hangi saat diliminde olduğu fark etmeksizin uyumayı tercih eden; günlerini yatakta ve aynı odada geçiren bir karakter. Bu yüzden de kitabın ilk yüz sayfası Oblomov'un yataktan kalkma mücadelesi ile geçiyor.
Oblomov, çocukluğundan beri bütün işlerin çevresindekiler tarafından yapılmasına alışmış, el bebek gül bebek büyütülmüş bir karakter. Öyle ki yemek yemek ve giyinmek iş olarak yeter diyen, çizmelerini bile kendisi giyemeyen biri kendisi. Bu şekilde anlatınca ne tembel, ne uyuşuk adammış diyorsunuz değil mi? Aslında onunki ne tembellik ne de uyuşukluk, onunki Oblomovluk.
Peki nedir bu Oblomovluk?
Oblomovluk, bilinçli bir atalet halidir. Bir uyuşukluk değil, aksine fazla uyanıklık ve her şeyin farkında olma halidir. Ancak tüm bu farkındalık nedeniyle ilerlemek istememenin getirdiği bir tükenmişliktir.
Kazananların kaybedenlerin çok olduğu bir savaş alanı olan hayatta Oblomov bir savaşçı değil seyircidir. Yaşama savaşına katılmadan bir kenarda durup zamanın geçmesini bekleyen biridir Oblomov. Bu haliyle aklıma Ahmet Hamdi Tanpınar'ın bir sözünü getiriyor:
"Bazı insanların ömrü vakit kazanmakla geçer...Ben zamana, kendi zamanıma çelme atmakla yaşıyordum."
İvan Gonçarov, Oblomov'un ruh halini anlatmakta ve okura aktarmakta o kadar başarılı ki ister istemez ben de kendimi Oblomov gibi uykulu hissettim. Bu açıdan Oblomov karakteri benim en çok özdeşleştiğim karakter olabilir. Çünkü eseri okumaya başlamadan önce canımı hayli sıkan uyuyamama sorunum Oblomov'un o uyuşukluğu ile geride kaldı, kitap bende ninni etkisi yarattı diyebilirim :) Bu durum size kitap çok mu sıkıcı acaba diye
İvan Gonçarov , çok fazla eser yazmış bir yazar değildir.Hatta Oblomov hariç meşhur olabilmiş bir kitabı da yoktur. Ama Fyodor Dostoyevski , Anton Çehov u bile yazdığı bu ünlü romanla etkilemeyi başarmış bir kalemdir.Oblomovluk gibi bir görüşünde keza oluşmasını sağlamıştır.Aşırı tembel kişilere bu ifade kullanılmaktadır.İvan, 79 yıllık hayatında hiç evlenmemiştir.Belki de Oblomov gibi evlenmeye üşenmiştir bilinmez.
İlk olarak Oblomov un Rüyası şeklinde kitabı kısa bir şekilde yazan yazarımız,annesinin ölümü ve denizle alakalı aldığı görev sonrasında bu işe uzun bir müddet ara vermiştir.Sonrasında tekrar başlamış ve seri olarak yayınlamıştır kitabını.1859,1862 ve 1887 de kitabı İvan tekrar revize etmiştir ama net olarak bugüne kadar gelen Oblomov ancak bu şekilde oluşmuştur.
Oblomov a gelince kitap gerçekten çevrenizde çok sık gördüğünüz ama çok da önemsemediğiniz bir insan modeli olan üşengeç insan portresi etrafında kurulmuş.Oblomov, ilk 50 sayfa yatağından sandalyeye geçmek için yalnızca çıkıyor.Kitap boyunca da zaten yatak ve odasından pek dışarıya nadir çıkıyor.Ama uzun yolların ardından bir teklif alıyor.Daha sonra dostluk ve aşk hikayesi Oblomov un hayatını takip eder.Ama karakterimiz Oblomov dur.İşleri bi şekilde hep ters gider.Duygusal yönleri de, komik gelen yönlerini de kitabın hayli fazladır.
Kitap, ilk başta da söylediğim gibi çevremizde çok gördüğümüz üşengeç bir insanın hikayesini anlatıyor ve mesajlar yani çıkarılması gerekenler çok doğru ve yerinde.Kitabı bitiren alması gereken mesajı net alır yani.
Anlatıcı, 3.tekil şahıs.Görünmez biri gibi.Tarafsız.Bazen güvenilir değildir ve yer yer konu dışına çıkar.Karşılıklı sohbeti boldur.
İvan ın romanlarında aynı kendi hayatında da olduğu gibi babalar hep önemsiz, yok ya da arka plandadır.Anneler önemlidir.Oblomov ile İvan
Simbirsk, şimdiki adıyla Ulyanovsk'ta doğmuştur. Zengin bir tüccar ailesinin çocuğu olan Gonçarov, Oblomov'unkine benzeyen bir çocukluk geçirmiş, asilzadelerle geleceğin Oblomov'larıyla birlikte özel bir pansiyonda okumuştur. Moskova Üniversitesi'ni bitirdikten sonra, Petersburg'ta otuz üç yıl sürecek ve kendisini yüksek bir göreve kadar getirecek memurluk hayatına başladı. 1847'de ilk eserini, Alelade Bir Hikâye'yi çıkardı.1849'da da Oblomov'un Rüyası bir dergide basıldı. Ama Oblomov son şeklini ancak 1857'de, Marienbad'da bir aylık sürekli bir çalışma süresinden sonra aldı. Bu büyük romanın bir ay içinde yazılması belki de imkânsız görünmektedir, ama unutmamak gerekir ki, "bu eseri yıllarca kafamda taşıdım ve geriye onu ancak kâğıda geçirmek kalmıştı," demiştir yazar.
Roman Rusya'da bir bomba gibi patladı. Zaten zaman da pek elverişliydi. Köleliğin kaldırılmasına üç yıl kalmış, bütün edebiyat dünyasında, uyuşukluğa, hareketsizliğe, şaşkınlığa karşı bir savaş açılmıştı. Bunun içindir ki, bir çağdaşın yazdığı gibi "Bütün okuma yazma bilenler Oblomov'u heyecanla okuyorlar. Hiç mübalağa etmeden denilebilir ki bu anda Rusya'da en küçük, en kenarda kalmış bir kasaba yoktur ki orada Oblomov okunmasın, üzerinde tartışılmasın. Oblomov ve Oblomovluk kelimeleri bütün Rusya'ya yayılmış, ebedi olarak dilimize girmiştir."
Bu eserden başka, Gonçarov'un 1856'da çıkan ve üç yıllık bir dünya yolculuğunu anlatan "Fregal Pallada" isimli bir eseriyle birkaç eleştirisi ve hikâyesi vardır. Oblomov'dan sonra yazdığı "Uçurum" adlı büyük romanı 1869'da çıkmış ve Gonçarov onunla on yıl uğraştırmıştır.