Yunanistan’a yazarlık atölyesi vermeye giden, yola çıktığı andan itibaren çevresindekilerin hikayelerini dinleyip bize aktaran bir kadın anlatıcımız var. Kitap en basit biçimiyle sadece o insanların anlattığı hikâyelerden oluşuyor.
Anlatıcı neredeyse hiç kendinden bahsetmiyor. Varlığıyla başkalarının hikâyelerinin anlatılmasına olanak tanıyan bir boşluk o. Tüm o hikayelerin görülebilmesini sağlayan bir “çerçeve”.
Ve tam tersinden, o insanlar ve hikayeleri de anlatıcının yaşamına dair bir çerçeve. Başkalarının içlerindeki söküklerin, geride bırakmaların ve bırakılmaların, kendilerine söyledikleri yalanların içinde saklanmış Faye’nin kırılgan parçaları.
Yeni boşanmış, kimliğinde büyük bir kayıp yaşamış, artık “eş” ya da “aile insanı” olmayan, ve böyle kayıpların ardından hemen hepimizin yaptığı gibi kendini yeniden tanımlamaya çalışan bir kadın var o çerçevede. Yeni bir kimlik, yeni bir yaşam, yeni bir bakış için açılmış koca boşluktan sebep, fotoğraf flu.
Klasik romanda alışık olduğumuz şey, karakterin bir değişim yaşaması ve bunun net bir yere bağlanmasıdır. Bu anlatı bir yere bağlananlardan değil. Bir varış anlatısı değil çünkü bu, bir geçiş anlatısı. Yunanistan’a yapılan bir iş seyahati de değil bu, o boşluğun içindeki çırpınışları, kırılganlıkları, çözülmenin ve yeniden toparlanmanın görünmeyen anlarını belgeleyen bir yolculuk.
Ben romandan derli toplu bir olay örgüsü beklerim diyorsanız, sizi mutlu etmez belki. Aksi halde sevmemek mümkün değil.
#laleakalın ın metnin sezgisel derinliğini koruyan nefis çevirisi