·
Okunma
·
Beğeni
·
88,4bin
Gösterim
Adı:
Savaş ve Barış
Alt başlık:
Manga
Baskı tarihi:
Haziran 2014
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055541590
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Senso to Heiva
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yordam Kitap
Tüm zamanların en önemli edebiyat yapıtları arasında sayılan Savaş ve Barış'ın manga uyarlaması... 19. yüzyıl başlarında Napolyon savaşlarının girdabına düşen Moskova'yı sahne olarak alan büyük destan... Savaşmanın anlamını bulmakta güçlük çeken genç subay Andrey; muazzam servetine rağmen gerçek mutluluğu bulamayan Piyer; masum bir genç kız iken çekici bir kadın haline gelen Nataşa. Savaşın yıkımı Moskova'yı sarar, farklı kaderler birbirine karışır.
1808 syf.
·24 günde·Beğendi·9/10
spoiler

Şimdi size bir masal anlatacağım..lütfen ..gözlerinizi kapatın ..

ÇÜNKÜ AŞIĞIM

once upon a time ...1812 RUSYA ..
kitap raflarında onu ilk gördüğümde ...derin bir nefes alıp ..sen benimsin..demiştim
muhteşem kapağında... ardından ay doğan ..sadece gizemli gözlerini gözlerime dikmiş bir adam vardı...kan kırmızı adının altında ..topların önünde yatan ölüler ve on iki gölge ....OPRİÇNİKLER

Fransız yazar Jasper Kent in Danilov Beşlemesi ile başladığım Rus toprakları serüvenim ...great TOLSTOY a kadar ilerledi ..bu büyük çoğrafyanın muhteşem yazarlarına aşığım..olaylarına ..devrimlerine..savaşlarına..
katliamlarına....sürgünlerine...trenlerine
..istasyonlarına..insan öldüren soguğuna ..nehirlerindeki buzun genleştikçe çıkarttığı korkunç seslerine ....aşığım...

danilov ile dolohov arasındaki görüp geçirdiğim ..jivagosuna ..rasputinine ..korkunç ivanına aşığım..

Tolstoy ise başka bir his kalbimde.. çok büyük...
savaş ve barış için dünya üzerinde ismini imza olarak bırakan bir çok insan ..o kadar büyük kelimeler yazmış ki benim burada ilkokul çocuğu gibi ..orda o oldu burda şu vardı demem abesle iştigal eder... utanırım..
.sadece şunları söyleyebilirim ki ...

savaş ve barış...bir panaromadır...baktıkça detaylararında kaybolduğun bir tablodur..1800 cıvarı sayfa boyunca takriben 10 ana karakter ve yuzlerce yan karakter üzerinden hiç fire vermeden ..teklemeden ilerleyen bir roman...
tolstoyun kendisini de kitabın içinde yerleşmiş olarak bulabilirsiniz ..ki sonlara dogru bu iyice aşıkardır...

YIRMI YILLIK BİR YAŞAM VE DEĞİŞİM rüzgarıdır...

23 gün boyunca normal dünya yüzeyinden beni alıp ...bambaşka topraklarda gezdirebilmeyi başarmış çok ender bir anlatımdır...bazen kendimi sorguladığım
karakterlerin şaşağa ve şımarıklığına sinirlendiğim..kaderle mühürlenmiş eller birbirini geç te olsa bulduğun da gülümsediğim ..ölümlerde ağladığım sayfalardır ..savaş ve barış...

"mürekkep hokkasının içine vucudundan etler bırakarak" ...yazdığı söylenen Lev Nikolayeviç Tolstoy için..

"sayfalarına ruhumdan kabuklar bıraktım" ...dıyen okurları için...

saygıyla bu büyük romanın önunde eğiliyorum.....

YA blagodaren ...tüm dünya okuyucuları adına...........
1750 syf.
·25 günde·5/10
“Savaş ve Barış” klasik kitaplar denilince akla gelen ilk kitaplardan biri… Yıllar geçse bile listelerin en üstünde kendine yer bulabilen bir eser… Kitabı tatil günlerimde okumak için almıştım. Çünkü kitabı aldığınız gibi kolay okunmayacak bir eser olduğunu anlıyorsunuz. 900’er sayfadan iki cilt halinde toplam 1800 sayfalık bir kitap. 15 tatilin sonlarına doğru kitabı elime alabildim. Okumaya başladım. Okur okumaz kendimi kitaptaki karakterlerin içinde kaybolmuş halde buldum. Karakterler benim dünyama girmeye başlayınca, ben onların dünyasında kayboldum. Hemen kitaba ara verdim. Bu kitap kesinlikle azar azar okunmalıydı. Öyle de yaptım, hızımı düşürdüm. Bu şekilde 10 günde bitireceğim dediğim kitabı, 25 günlük bir sürede bitirdim.

Okuma yavaş devam edecektim fakat karakter sorununa bir çözüm bulmam gerekiyordu. Hemen interneti açıp araştırmaya yapmaya başladım. Bende oluşan kafa karışıklığının normal olduğunu gördüm. Çünkü 10-15 ana karakter etrafında şekillenen kitap yaklaşık 600 karakter barındırıyordu. Araştırmama devam ederken beni rahatlatan bir uygulama gördüm. Kitaptaki karakterlerin tanıtılmasında filminde oynayan kişilerin fotoğraflarına yer verilmişti bir sitede. Bende teker teker fotoğrafları kaydedip, yazıcıdan çıkardım. Daha sonra bunların altlarına isimlerini yazıp duvara yapıştırdım. Kitabı okudukça şemayı çıkarmaya başladım. Artık karakterleri tanımış ve aralarındaki bağlantıyı çözmüştüm. Fakat kitaptaki karakterlerin bu kadar fazla olması ve her karakter için iki–üç isim kullanılması okurken baya yorucu oluyordu. Kitabı okurken sadece beni yoran karakter çokluğu değil. Aynı zamanda yazı puntolarının küçük ve kitabın çok ağır olmasıydı. Belli bir süreden sonra elim ağrımaya başlıyordu. Bunlarla beraber kitabı okumaya başladım.

Kitap maalesef hem beni yordu hem de beklentilerimin altında kaldı. İlk olarak çevirisi çok kötü bir şekilde yapılmıştı. Kitabı Can Yayınlarından almıştım. Fakat kitap hem Fransızca hem de Rusça konuşmalar içeriyordu. Çevirmen nedense kitapta geçen Fransızca konuşmaları orijinal diliyle yani Fransızca yazmış. Türkçe karşılıklarını ise dipnot olarak vermişti. Kitabın nerdeyse çeyreği Fransızca konuşmalar içeriyordu. Haliyle bazı sayfalarda neredeyse sayfanın tamamı dipnottu. Bu şekilde, zaten zor okunan kitabın okuması daha da zorlaşıyordu. Bir düşünün bir sayfayı okurken 8 tane cümle için dipnota bakmanız gerekiyor. Sadece bir sayfayı okurken bile 8-10 kere dipnota bakmanız haliyle sizi epey yavaşlatıyor ve konudan uzaklaştırıyordu. Çevirmenin neden böyle yaptığını bir türlü anlayamadım. Kitabın çevirmeni de az buz biri değil ki: Nazım Hikmet… Hemen tekrar kitaba ara verip Nazım Hikmet’in neden kitabı böyle çevirdiğini araştırmaya başladım fakat bir türlü bunun nedenini bulamadım. Araştırma devam ederken Tolstoy’un bir gazete de yazdığı yazıyı gördüm. İşin gerçeği Tolstoy kitabı bu şekilde yazmış. Fransızca geçen konuşmaları aynen orijinal haliyle verip dipnot olarak Rusça açıklama vermiş. Nazım Hikmet’te kitabı çevirirken orijinaline sadık kalmaya çalışmış. Okumak isteyenler için tavsiyem kitabı almadan önce bu konuya dikkat etmeleridir. En azından can yayınlarından almanızı tavsiye etmiyorum. Çünkü bu şekilde kitabı okurken çoğu yeri anlamanız olanaksızlaşıyor.

Klasik eserlerin en büyük özelliği sadece o dönemle ve mekânla sınırlı kalmayıp hem dünyaya hem de çağlar ötesine sesleniyor olmasından kaynaklanır. İçerdiği muhteva açısından evrensel olmalıdır. “Savaş ve Barış”ı okudum, bitirdim. Kitabı evrensel olma konusunda sıkıntılı buldum. Kitap tamamen Napolyon’un Rusya seferini ve Rusların zaferini anlatıyor. Tamamen Rusya tarihini anlatan tarihi roman diyebiliriz. Tarihi anlatırken yazar kendine üç aile seçiyor ve bunlar üzerinden 20 yıllık bir süreci, savaşı merkeze koyarak anlatıyor. Bu aileler ve kişileri seçerken de elit tabakadan insanları seçiyor. Neredeyse halktan kimseye yer vermiyor. Tolstoy bunun sebebi açıklarken de halktan kişililerin dikkat çekmeyeceğini ve onları yazmayı sevmediğini söylüyor. Peki, halkı anlatmayı sevmeyen bir yazar, nasıl başarılı bir yazar sayılabilir?

Bir savaş kitabı evrensel olmaktan uzaksa siz ondan ne beklersiniz? Size o savaşı okurken yaşatmasını, sizi savaşın içine sokmasını, savaşı bizzat hissetmenizi… Peki, “Savaş ve Barış” savaş hissini size tam olarak yaşatıyor mu? Aklım bir savaş hissini bile size yaşatamayan bir savaş kitabının bu kadar değerli olmasını kabullenemiyor.

Bir yazar bu kadar kalın bir kitapta savaş hissini size veremiyorsa kitaptan ne beklersiniz? Akıcı olmasını… Daha doğrusu tüm romanların zaten akıcı olması gerekir. Akıcı bir roman her zaman başarılı bir roman da olmuştur. “Savaş ve Barış” ise akıcılıktan çok uzak. Kitap boyunca merak duygusu nerdeyse yok diyecek kadar az. Daha siz kitaba başlar başlamaz yazarın romanı kesip araya girmesiyle savaşı Fransa’nın kaybedeceğini anlıyorsunuz. Bu yenilginin, Napolyon’un Moskova’yı almasından sonra olacağını da öğreniyorsunuz. Onun dışında kitabın başkarakterlerinden biri olan Andrey’in savaşta öleceğini, Piyer’in Nataşa ile evleneceğini hemen anlıyorsunuz. Yazar da bu konuyu ( Olayları okuyucuya önceden romanı kesip arada vermeyi) yazısında belirtmiş ve bunun Rus edebiyatının diğer edebiyatlardan olumlu bir farkı olduğunu anlatmış. Ama ben pek olumlu bir fark olarak göremedim.
Peki, kitapta hiç mi güzel taraf yok? Tabi ki var. Fakat biz kitabı incelerken dünyanın en iyi romanı diye inceliyoruz. Bu gözle baktığımız da bu yönleri görüyoruz. Yoksa evet 3. Sınıf bir yazar tarafından yazılmış bir roman olsa, şimdi bu kadar eleştirmez. Kitabın iyi yönlerini açıklardım.

Sonuç olarak kitabın saydığım bu olumsuz yönleri ile beraber baya bir zamanınızın bu kitaba harcanacak olması, fiyat maliyetinin yüksek olması ve bu zaman zarfında çok daha iyi kitaplar okuyabileceğimizi düşünürsek kitabı okumayabiliriz.

Vesselam…
  • Karamazov Kardeşler
    9.2/10 (3.660 Oy)4.272 beğeni11,4bin okunma21,7bin alıntı203,4bin gösterim
  • Budala
    8.6/10 (2.199 Oy)2.596 beğeni8,6bin okunma12,8bin alıntı92bin gösterim
  • Ölü Canlar
    7.9/10 (2.084 Oy)2.013 beğeni8,9bin okunma4.757 alıntı51,4bin gösterim
  • Ana
    8.6/10 (3.186 Oy)3.420 beğeni12,8bin okunma11bin alıntı67,2bin gösterim
  • Babalar ve Oğullar
    8.1/10 (4.070 Oy)3.827 beğeni15,9bin okunma7,7bin alıntı178,4bin gösterim
  • Madame Bovary
    7.7/10 (2.598 Oy)2.309 beğeni12bin okunma5,4bin alıntı73,9bin gösterim
  • Anna Karenina
    8.8/10 (3.206 Oy)3.774 beğeni12,2bin okunma11,5bin alıntı96,9bin gösterim
  • Monte Cristo Kontu
    9.1/10 (2.631 Oy)2.613 beğeni8,4bin okunma5,9bin alıntı70,4bin gösterim
  • Gazap Üzümleri
    9.0/10 (3.631 Oy)4.073 beğeni11,4bin okunma8,3bin alıntı110,3bin gösterim
  • Yüzbaşının Kızı
    8.0/10 (2.369 Oy)2.159 beğeni9,6bin okunma2.262 alıntı50,5bin gösterim
1808 syf.
·34 günde
" Mutlu olmak için, mutlu olabilme ihtiyacına inanmak gerek! " der, Tolstoy.
Peki! O zaman hiç sordunuz mu, koşulları insanoğlunun tekelinde olmadığı halde, neden yaşanır savaşlar? Dökülen onlarca kan ve gözyaşına rağmen...

Şan mı yada şöhret elde etme payesi mi? Yoksa geçici bir heves uğruna mı, yaşanır bütün bu acılar! Yoksa devletin başında bulunan bireylerin, halkın iyiliği adı altında maskeleyerek, halka sundukları zorunlu bir yaptırım mı?

Savaş insanoğlunun kendi elleriyle yarattığı en büyük yıkımdır. Kaybedilecek onlarca can ve mal kaybına rağmen...

Tolstoy eserin de tarihi verilere göre, yedi yıl arayla gerçekleşmiş olan, Austerlitz ve Boradino savaşlarına bir yazar olarak tepkisini dile getirmiş. Savaş betimlerinden ziyade göze çarpan, zengin karakter tahlilleri. Eser de mujik diye adlandırılan sıradan halkın içinden çıkan karakterlere yer verilse de, yoğunluklu olarak işlenen karakterler prens ve prensesler.

Tarihi verilerin her zaman doğruyu olduğu gibi yansıtmadığını, aksine olması istenildiği gibi aktarıldığını Harbiyeli Rostov adlı karakterin diliyle aktarmış okura. Gerçekleşen savaşların müsebbibi olan, Napolyon'un bazı tarihçilere göre kahraman, bazılarına göre de sonradan görme olduğuna dem vurmuş.

Piyer adlı karakterle tanrısal inancı sorgulamış ve biz okurların da sorgulamasına vesile olmuş. İnsanoğlunun bazı anlarda çatırdayıp, çöktüğü ruhi bunalım sürecini Tanrı'ya olan inancıyla üstesinden gelebileceğine değinmiş. Burada ki betimlemeler bana, tıpkı Karamazov Kardeşler'deki Staretz ve Alyoşa arasında geçen diyalogları anımsattı.

Tolstoy Prens Andrey adlı karakterin dilinden de, yaşamın ve varlığının anlamını, aşkın var olduğunu hissettiğini ama yaşamadığı için anlayamadığına atıfta bulunmuş. Aslında kurguladığı her karakter üzerinden hakikate değinmiş.

Hayatta her zaman bazı aksiliklerle karşılaşılabilir. Önemli olan sağlam bir irade ile bu aksiliklerin üzerinden, yara almadan gelebilmektir. Hayatın ve sevdiklerimizin değerlerini anlamak ve kıymetlerini bilmek adına...
Değerli okur arkadaşlarım, Tolstoy'un akıcı bir kalem ile yazmış olduğu, yaşama dair bir çok soru işaretlerine cevap bulacağınız eseri mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
1808 syf.
·36 günde
1869 yılında yayınlanan, edebiyatçılar tarafından oluşturulan çoğu listede gelmiş geçmiş en iyi romanlarda zirvede olan bir baş yapıt. Война и мир

Duymayanınız, bilmeyeneniz yoktur ama okumayananız çoktur. Neden? Çünkü 1800 sayfa. O sebeple çoğu kişi içeriğini tam bilmez. İşte savaşı falan anlatıyor denir. Ben dilim döndüğünce, klavyem yazdığınca anlatayım bari birazcık malumatınız olsun.
Kitap genel olarak tarihi kurgu roman olarak adlandırılabilir. Ama bu sınıflandırma eksik olacaktır. Evet tarih var "Para,para,para" sözüyle bildiğimiz imparator Napolyon'un Fransa'sı ile Rusya arasında 1800'lü yılların başındaki savaşı anlatır. Ana konusu tarihi bir gerçek olmakla beraber karakterler ve yazarın kattığı olaylar nedeniyle kurgu diyoruz. Ama aynı zamanda toplum psikolojisini, toplumsal olayları anlatan bir kitap olduğundan bence bir sosyoloji kitabı olarakta görülebilir. Zira Tolstoy ile Dostoyevski bu noktada ayrılıyor. Tolstoy, Dostoyevski'ye göre daha bir sosyolojinin önde olduğu eserler veriyor, Dostoyevski ise daha psikolojik derinlemesine karakter analizi olan eserler vermiştir. Kitabı oluşturan konu ışığında yazar, çok fazla da tarihin nasıl oluştuğu, liderlerin tarihe yön verip vermedikleri vs. gibi tarih üzerine konuşmalar ve aforizmalarda içeriyor. Sadece bu kitap içerisindeki tarih üzerine fikirlerinden ayrı bir tarih yorumu olan kitap çıkabilir o kadar yani. Yalnızca bu konuda değil, kitapta o kadar fazla ayrı olay, karakter var ki yalnız bir karakterin kısmını alıp ayrı bir roman da oluşturulabilir. Bunları kitabın ne kadar yoğun olduğunu anlatmak için söylüyorum.

Romanın içeriğine geçecek olursak, kitap kraliçe onuruna verilen bir davetle başlıyor, burası önemli çünkü bu bölümde yazar bize karakterleri tanıtmak istiyor. Zira bu davete romandaki başkarakterlerin hemen hemen çoğu katılıyor ki daha sonra hepsini bir arada neredeyse hiç görmüyoruz. Peki kim bu Tolstoy'un baş yapıta girme sansını verdiği karakterler. Esas oğlanımız Piyer, Prens Bezukof’un nikahsız bir kadından olma çocuğudur. Romanda en fazla git gellerini gördüğümüz karakter öncelikle, hem iç dünyasında hem düşünce ve kişilik yapısında hem de özel hayatında bir çok yol ayrımı ve değişiklik yaşadığını görüyoruz roman boyunca. Ve Bolkonsky ailesi; Prens Bolkonsky, oğlu Andrey (ki kendisi yardımcı erkek oyuncu olup beni en fazla etkileyen karakterlerden biri) ve kızı talihsiz Marya. Ve de romanın olmazsa olmazı Rostov ailesi; anne, baba Rostov, oğulları Nikolas (diğer yardımcı erkek karakter), ufak oğlan Peyta, kızları Vera, ve diğer kızları esas kızımız, ayran gönüllü Nataşa. Elen, Denisov, Doholov va falan filan bir sürü kişi. Roman Bolkonsky ve Rostov ailelerine üye olanların kişisel ilişkileri üzerine kurulu. Okuduğum kitap İş Bankası Kültür Yayınlarından Tansu Akgün tarafından Rusça aslından çevrilen 2 ciltlik bir kitap. Birinci ciltte Savaş kısmına pek girilemedi, daha çok bir aşk romanı gibiydi. Çok fazla sosyete hayatına girilmiş, karakterlerden ötürü ortam hep böyle. Fakat 2. Ciltte savaşı iliklerimize kadar hissediyoruz. Kahramanlarımızdan tabiki erkekler, peyderpey bazısı devamlı bu savaşa iştirak ettiler. Karakterler arasındaki değişen ilişkiler bu savaş ortamında şekilleniyor. Yani tamamen cephede geçen bir kitap olarak düşünmeyin. Mekan ve zaman olarakta çok geniş ve yoğun bir kitap. Moskova ve Petersburg başta olmak üzere çok fazla yer, şehir, konak vs. yerde geçiyor.

Peki ben 36 gün gibi uzun bir macera olan bu kitap okumasından ne anladım? Öncelikle çok uzun zamandan beridir okumayı isteyip bir türlü fırsat bulmadığım bir kitabı Tolstoy okuma etkinliği vesilesiyle okumuş olmanın verdiği rahatlık ve mutluluk. Konu olarak ise savaştan ziyade insanları, ilşkilerini ve toplumu anlattığını düşünüyorum. O yüzden farklı bir millet farklı bir çağda olsa savaş insanlarını, ilişkilerini, duygu ve düşüncelerini Tolstoy gibi usta bir yazardan öğrenip anlamanın kattığı bir şeyler var illaki. Velhasılı çok zor ama güzel bir okuma oldu. Ben her ne kadar zor ve kalın bir kitapta olsa özellikle çok kitap okuyan kendini kitapkurdu olarak tanımlayan 1000k sakinlerinin gelmiş geçmiş en iyi romanlardan gösterilen bu kitabı okumaları gerektiğini düşünüyorum.
1823 syf.
·Beğendi
-Salut les amis-

Şaşırdınız mı?
Savaş ve Barış'ın büyük bir bölümünün Fransızca yazıldığını duyunca belki de o kadar şaşırmayacaksınız.

Eseri epub olarak okuduğumu öncelikle belirtmek istiyorum. Kitabın birinci bölümünü İletişim yayınlarından, ikinci bölümünü de Can yayınlarından okudum. Aradaki fark; yazım stiline, okuma rahatlığına, hatta en çok sevdiğim karakterlerden biri olan r katili Denisov'un (Can yayınlarında sizden benden düzgün konuşabiliyordu) konuşma şekline kadar farklılıklar gösteriyordu. Bu sebeplerden ötürü ben iletişim yayınlarından okuduğum kısmı daha çok sevdim diyebilirim.

Kitabın ilk paragrafı Fransızca bir yazıyla başlıyor. Kendimizi Rus asillerinin bulunduğu bir davette buluyoruz. Zamanın soyluları arasında Fransızca'nın bir asalet göstergesi olduğunu daha ilk satırlardan Tolstoy bize aktarıyor. Kısa bir süre sonra Napoléon ile girişilen savaş sonrasında balolarda Fransızca konuşmak para cezasına çarptırılmanıza sebep olacak duruma kadar geliyor. Ama alışmış kudurmuştan beterdir misali kitap boyunca konuşulmaya da devam ediliyor.

Tolstoy, Napoléon'u ve Fransızlarla yapılan savaşı sanki oradaymışsınız gibi bazen bir subayın bazen de bir generalin konuşmalarından sadece okutturmuyor, adeta yaşatıyor.

Kitap da Rostov'lar, Behuzov ve Bolonski'ler olmak üzere üç aile yaşantısı üzerinden savaşı, aşkı, dostluğu, nefreti, dinsel ve ruhsal arayışları yani kısacası dönemin insanlarını, kültürlerini analiz edebiliyorsunuz.

Yazar bana göre; Rus-Fransız savaşına neden olan sebepleri, savaş sırasında yapılan hataları, kendi meslekdaşları ve Çar tarafından günah keçisi ilân edilen general Kutuzov'u bile bambaşka bir perspektifle bize anlatabilmiş. Tarihçileri sınıflandırdığı, kimin doğru kimin yanlı bir yol izlediğini belirttiği kısımlar gerçekten yaptığı tespitlerle göz dolduracak cinstendi. Söylenecek çok şey var ama daha fazla uzatmak istemiyorum. Tek söyleyebileceğim bu kitabın dünya klasiklerine girmeyi sonuna kadar hak ettiğidir.

Keyifli okumalar.
1808 syf.
·79 günde·5/10
.

Yalın tarih kitaplarını pek sevmemekle beraber, tarihi yalnızca okuyarak değil dinleyerek de anlamayı seviyorum. Bazı noktaları tek seferde okuyup anlayabileceğiniz şeyler değildir. Onun için tekrar etmezseniz ya bir kısmını ya da tamamını unutur gidersiniz. Savaş ve Barış da bir tarih romanıdır fakat yalnızca "tarih" kavramına indirgeyemezsiniz. Dönemin tarih bilgilerini tarih kitaplarından ya da en basiti internetten de öğrenebilirdim. O halde neden bin küsür sayfayı okumak için aylarca uğraştım?

Yalın tarih kitapları ( Kurgu içermeyen) size yalnızca tarihi anlatır fakat atladığı bir şeyler vardır. Bunlar da insanlar... İşte Savaş ve Barış bu noktada diğer tarih temalı kitaplardan ayrılıyor. Dönemin şartlarının «insan» üzerindeki etkileri, ayreten savaşın ve beraberinde getirdiği zorlukların insanlar üzerindeki etkileri, insanların anlam arayışları, bazılarının boşlukta kayboluşları ( boş yaşayışları) , dönemin ailevi, kültürel, sosyal ve siyasi yapısı... Ve bunun gibi aklınıza gelebilecek bir çok şeyi Savaş ve Barış'ta bulacaksınız. Onun haricinde büyük bir dünya turuna çıkmışsınız gibi hissedecek ve Rus kültürüne dair birçok bilgi elde edeceksiniz.

Ama, ama, ama... Ne umdu, ne buldu gözlerim?

Savaş ve Barış'ın iki cildine ulaşabilmem ancak altı ayı buldu. Okumaya cesaret etmem ise en az dört ay... Okuma süreci ise en az iki buçuk ay... İlk dikkatimi çeken kitabın kalınlığı olmuştu. Sırf bu yüzden okumak istedim ama yanılmışım.
Az önce anlattıklarıma göre, kitabı çok övüp, herkese tavsiye etmem gerekirdi. Fakat şimdi herkese değil, istikrarı ve ciddi anlamda sabrı olan insanlara öneriyorum. Halbuki Tolstoy'un dili biraz daha yalın ve anlaşılırdır. Ne yazık ki Savaş ve Barış'ta, Tolstoy'un bu özelliği pek de işe yaramadı. Kitabın teması, içeriği, anlatılan her şey a'dan z'ye insan üzerine kurulu ve bu yüzden bireye fazlaca şeyler katacak fakat 1800 sayfada kaybolup gidiyorsunuz. Labirentin içinden bir türlü çıkamıyorsunuz. Her 50 sayfada bir konu bütünlüğü dağılıyor hissine kapılıp okumak istemiyorsunuz. Size kitabı okutturan tek şey, kitaptaki karakterlerin sonunu merak etmek oluyor. Fakat Savaş ve Barış, karakterlerin sonunu görmek için okunacak bir kitap değil. Bunu sayfa sayısından anlıyoruz. Konu bütünlüğünü sağlamak için, daha sonra tek ciltlik özetlerden okumayı düşünüyorum Savaş ve Barış'ı. Sonuçta bir dünya klasiği ve gerçekten önemli bir yapıt olarak görüyorum, her ne kadar zor bir kitap olsa da...

Onun haricinde kitapta en çok hoşuma giden kısım, insanların anlam arayışları oldu. Sanki hepsi boşlukta savruluyorlar ve tutunacak bir dal arıyorlar gibiydi. Kimisi çareyi dinde, kimisi içkide, kimisi kumarda, kimisi kadınlarda, kimisi de "Savaşta ve Barışta" aradı çareyi. Halbuki çare kalplerindeki merhamette gizliydi...

Velhasıl kelam, Savaş ve Barış okunmalı fakat herkese iki cildi öneremem. Çok zorlu bir süreçti ve biraz pişman oldum diyebilirim. Tek ciltlik özetleri tercih edebilir, ya da önce özet okuyup daha sonra iki cilt okuyabilirsiniz.

Son olarak, puan vermekte bir hayli zorlandım. Şimdilik iki cilt için beş yıldızlı kâfi görüyorum. Özet halinde okuduğumda belki yeni bir inceleme ve yeni bir puanlama ile karşınızda olurum. Şimdiden kolay gelsin diyorum ve keyifli okumalar...
2085 syf.
"Savaş ve Barış nedir? Bu bir roman değil, bir poem de, bir vakayiname de değil. Savaş ve Barış, yazarın tam da dile getirildiği biçimde dile getirmek istediği ve yapabildiği bir şey."

Yazarın önsözünde dile getirmiş olduğu bu sözün ne anlama geldiğini kitabı okuyunca çok iyi anlıyoruz. Başta bu sözü okuduğumda fazla bir anlam verememiş, üzerinde durmadan geçmiştim. Ancak kitabı bitirip geriye dönüp esere baktığınızda başta üzerinde durmadığınız yazarın girişteki cümlesi geliyor aklınıza.

"Peki neden?" diye sorabilirsiniz. Çünkü; bu koca eseri ne tam bir roman diye ne tam bir tarihi eser diye ne de tam bir felsefik eser diye niteleyebiliyorsunuz. Üçü bir arada...

Kitapla ilgili duyduğum kadarıyla 500'den fazla karaktere sahip; duyduğum kadariyla diyorum okurken bunların sayısını tutacak değilim. Böyle deyince gözünüz korkmasın, 8-10 tane ana karakter var, yan karakterler onlardan birisinin kitap boyunca belki bir defa rastladığı bir karakter olabiliyor. Şahsen okuyana kadar kitapta 500'den fazla karakter oluşu, benim gözümü korkutuyordu.

Karakterlere gelecek olursak, genel olarak soylu çevrelerden seçilmiş karakterlerdir. Zaten kitap bir baloda başlıyor. Soylu muhabbetlerini, ticaret yapar gibi evlilik planlarını sevmiyorsaniz, siz de benim gibi kitapta ara ara sıkılabilirsiniz. Çünkü, Moskova'nın kapısına Napolyon 500 bin kişilik orduyla dayanmış, bir bakıyorsunuz bazı karakterlerin derdi hala zengin kız bulmakta. Zengin kız bulmakta demişken Ruslarda bizimkinin tersi bir durum söz konusu sanırım; bir erkek evlendiği kadından drahoma adı verilen bir para alıyor.

Karakterlerden Piyer Bezuhov ve Andrey Bolkonski üzerinden Tolstoy, hayatın anlamı üzerine gelgitlerini, düşüncelerini aktarmak istemiş gibidir. Bu iki karakteri özellikle hayatın anlamı konusu üzerine kullanmış yazar.

Mariya Bolkonski'nin kitabın başında insanda uyandırdığı izlenim, kendini dine (tarikatvari- dogmatik) vermiş, babasına karşı çokça saygı ve besleyen ancak babasından yeterince bu karşılığı göremeyen, itici dogmatik görünen bir karakterdir. Ana karakterlerin 'yan'ı olmasına karşın ilerleyen sayfalarda Tolstoy tarafından odak noktasına doğru terfii ediyor kendisi.

Kitapta, ismiyle oldukça uyumlu karakter olan Nataşa... Kitap boyunca Napolyon'un Rusya seferinden çok Nataşa'nin aşk hayatını daha çok merak eder halde bulabilirsiniz kendinizi. Aklımda yanlış kalmadiysa en azından 4-5 kişiyle ilişkisi oldu. İşin ilginç tarafı hepsine aynı kuvvetle aşık olmasi, bir ara nişanlısı varken başlasına aşık olmasi; ikisini birden istiyorum, imkanı yok mu acaba diye düşünmesi gibi etmenlerden dolayi şahsen benim pek hoslandigim bir karakter değildi kendisi. "Nataşa mutlu sona ulaştı mi?" sorusunun cevabı için kitabı okumalisiniz (:

Olay örgüsü giderken sonraki bir bölümde Tolstoy araya girip, savaş hakkında dipnot geçiyormus gibi oluyor. Yazar bu şekilde bir anlatımı tercih etmiş. Bir romancı gibi bir bölümde olay örgüsünu sürdürürken ve karakterlerin yaşadıkları hayatın içindeyken, bir sonraki bölümde bir anda tarihcinin kaleminden savaşın gidişatını okurken kendimizi buluyoruz.

Kitapta aralara serpistirdiği (tarihci olduğu kısımlara) kısımlarda tarihçilerin, olayları tek bir kralın, imparatorun vb kararlarına bağlayarak anlatmasına sürekli eleştiren yazar, aynı zamanda yüzbinlerce insanın neden birbirlerini öldürdüklerini felsefeci olarak sorguluyor. Özellikle epilog'un ikinci kısmı tamamen bu şekilde yazılmış. Bence kitabın en güzel kısmıydı.

Kitapta eleştireceğim birkaç durum var: Adeta Tolstoy, roman yazmamış, film çekmiş gibi davranarak, Fransız karakterleri ve bazı Rus karakterleri Fransızca konuşturuyor. Epub okuyorsaniz bu durumdan daha az rahatsız olacaksınız ama yine de sıkılıyor insan bir süre sonra bu durumdan. Ancak bir açıdan da o dönemde Fransa'nın ve Fransızca'nin üstünlüğünü güçlü bir şekilde hissetmiş oluyorsunuz. Yazarı en çok eleştireceğim nokta kitapta çok ağır bir kadercilik havasının hakim olmasıdır. "Olmasi gerekti, oldu" anlayışını güçlü bir şekilde hissediyor ve sözü bire bir başlıca karakterlerden de duyuyorsunuz. Başta Napolyon'un, Kutuzov'un, Aleksandr'in olmak üzere aslında tarihte önemli önemsiz tüm krallarin, komutanların etkinliğini çok çok aza indirgemesi bence çok mantıklı bir düşünüş değildir. Tolstoy burada aşırı felsefik yaklaşarak böyle bir fikre sahip olmuş olabilir. Epilogta özgür irade üzerine yazılarından bu sonuca ulaşıyorum. Yoksa çok daha fazla eleştiri getirmeyi düşünüyordum.

**** Son eleştirim, SPOİLER içerebilir.****



Son eleştirim ise şu; kitabın sonunda ana karakterlerimizin birer birer hidayete ermeleridir. Herkes adeta birer Mariya Bolkonski çizgisine geldiler. Mariya Bolkonski'nin yıldızı da sonlara doğru parladığı düşünülürse Tolstoy'un bunu özellikle yaptığını düşünebiliriz. Bari biri hidayete ermeseydi de okurken aklıma Amak-ı Hayal gelmeseydi. Şimdi düşününce bir tane geldi aklıma hidayete ermeden göçüp giden: Baba Bolkonski. Ama onu da ana karakter olarak değerlendirmek ne kadar doğru olur bilemedim.


****SPOİLER BİTTİ****


Kitap oldukça yorucu gelebilir. Bu nedenle çok aşırı boş bir zamanızda okumanızı tavsiye ederim. İzlediğim bir videodaki kişi: "Dostoyevski daha çok bir psikolog, Tolstoy ise bir sosyolog gibidir." demişti. Karamazov Kardeşleri de yakın zamanda okumuştum. Şimdi gerçekten bu söze hak veriyorum.

Napolyon'un Rusya seferiyle ilgili güzel bir belgesel izlemiştim kitabı okurken. Şahsen kitabı okurken, olayın ne olduğunu anlamak açısından faydası oldu. Size de tavsiye ederim:

https://youtu.be/14YHcAI1qH4

https://youtu.be/dUV3xdC5T2U


Keyifli okumalar.
1808 syf.
·9/10
Realizm akımının güçlü temsilcilerinden Tolstoy tarafından kaleme alınan Savaş ve Barış adlı roman, dünya edebiyatının en büyük on eseri arasında gösteriliyor. Çoğu kişinin eserde çok karakter olduğundan şikayet etmesini anlayamıyorum açıkçası bu Tolstoy'un ne kadar mükemmel bir yazar olduğunu gösterir. O kadar karakter ve bir o kadarda farklı olay dizisi.... Hepsi ustalıkla yoğurulmuş. Savaş ve Barış tam anlamıyla bir destan.
2131 syf.
·32 günde·Puan vermedi
Yaklaşık bir ay süren savaş ve barış mecaramın az önce sonuna geldim. Burada sizlere bu dev eseri incelemenin, efendim şurası şöyleydi burası böyleydi demenin haddim olmadığını düşünerek kısaca sadece bana hissettirdiklerini paylaşmak istedim.

Kitaba başlamadan önce ufak bir araştırma yapıp, okuyanların yorumlarından dolayı biraz korkarak başladım kitaba. O yüzden okumayanlarınız için biraz yüreklendirici olacağını düşünüyorum yazacaklarımın.

Kitapta çok fazla karakter olduğu en çok dert yanılan konulardan biriydi. Evet çok fazla karakter var ama zaten önemli olan karakterler ilerledikçe kendini belli ediyor ve kitap zaten onların etrafında dönüyor, bu konuda rahat olun.

İkincisi, Rusya ve Fransa arasındaki savaşı anlatması ve Rusların günlük hayatlarında sürekli Fransızca konuşması dipnotlarda sürekli Fransızca dan çevirileri karşımıza çıkarıyor ama bu da gözünüzü korkutmasın bir süre sonra alışıyorsunuz.

Ben Dostoyevski hayranı olarak Tolstoy a biraz mesafeliydim ama gerçekten zevkle okuduğum klasikler arasında baş köşeye oturdu Savaş ve Barış.

Prensler, prensesler, soylular, mujikler, aralarındaki ilişkiler, olay örgüsü harika ilerliyor. Hele savaş bölümleri gerçekten içinde hissettirdi. Okurken sanki o savaş meydanındaydım, sağıma soluma bakarak olayları izliyordum ve böyle bir anlatım karşısında saygıyla eğiliyorum.

Kısaca, okumayanlara benim gibi okumaktan çekinenlere şiddetle tavsiyemdir.
1703 syf.
·58 günde·Puan vermedi
selamlaaaar.. 1869'dan bu yana ellerde olan kitap ocak 2020'den beri benim de elimdeydi.. dün gece 2. cildin son satırlarını saat üç civarlarında okudum ve bitti.. kapağı kapatır kapatmaz tekrar ne zaman okurumu düşünmeye başladım. evet ben tolstoy'u çok seviyorum ama bu kitabı yeniden okumak istememin sevdamla ilgisi yok, tek başına harika olmasıydı sebebi. oldukça hacimliydi her manada; 1800 sayfa ana ve yan olmak üzere 500 küsür karakter, rusya-fransa savaşı... ama gözünüz korkmasın son derece akıcı bir çevirisi ve yazarına bir kez daha aşık edecek bir işleyişi var. Tolstoy savaşa olan tepkisi için yazmış olsa da tarihin yanında oluşturduğu karakterle toplum yapısını ve psikolojisini anlatıyor hem dönemi hem tarihi hem insanların birbiriyle ilişkisini ve günlük yaşantılarını, kitabı okuduğumuz süre boyunca bizzat yaşıyoruz,yani ben öyle oldum. iki ay elimde kaldığından mıdır bitti ama ben o cephelerdeki askerleri, köşklerdeki sohbetleri falan her kült eserin ardından olduğu gibi bunda da uzuun bir süre yad ederim :) kitap bir davetle başlıyor ve çoğu ana karakteri böyle tanıyoruz. her birinin dikkat çeken bir yanı, savunduğu bir konu ve verdiği bir mesaj vardı bunların içinde piyer kesinlikle Tolstoy'un kendi din, tanrı arayışının en net ispatıydı. tek tek karakterleri anlatmayacağım ama benim en sevdiğim kesinlikle Piyer'di.. en üzülüp ağladığım da Prens Andrey ailesi.. nefret ettiğim vs bunlara girmeyeceğim okuyup bu yolculuğu keşif keyfini siz yaşayın :) ilk cildi daha akıcı buldum çünkü savaş bilimum düzeydeydi daha çok karakterle aşk meşkleriyle uğraştım ama 2.. canım tolstoy ara ara gösterip uzaklaştırdığı savaş ortamına bir soktu ki çıkmak ne mümkün.. her satırı ders niteliğindeydi özellikle son kısım müfredata alınıp tarih/edebiyat derslerinde öğrencilere anlatılmalı bence.. tek kelimeyle harikaydı daha bir sürü şey yazmak istiyorum ama benim yorumlarım akademik yada en basitinden özet değil de aynen böyle sohbetimsi oluyor artık alıştınız :) umarım faydalı olmuştur okuyanlarla sohbetini de yaparız. (instagram linkim profilde var/ yorumu oradan önce buraya yazıyorum:))
"Niçin mi gidiyorum? Bilmem. Öyle gerekiyor, gidiyorum..."
Durdu...
"Gidiyorum, çünkü buradaki hayat bana göre bir hayat değil!"
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 109 - Can Yayınları V. Bölümün Sonu
"Sana da oluyor mu?" dedi.

"Artık hiçbir şey olmayacakmış, iyi olan her şey geçmişte kalmış gibi geliyor mu?"

"Sıkıldığın değil ama üzüldüğün oluyor mu?"
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 769 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 3.Basım (I.Cilt)
.
"Nasıl oluyor da milyonlarca insan elbirliğiyle
cinayetler işliyor, savaşıyor, insanları öldürüyor
ve buna benzer şeyler yapıyorlar?"

"Sorusu hiç aydınlığa kavuşturulamaz."
.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Savaş ve Barış
Alt başlık:
Manga
Baskı tarihi:
Haziran 2014
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055541590
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Senso to Heiva
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yordam Kitap
Tüm zamanların en önemli edebiyat yapıtları arasında sayılan Savaş ve Barış'ın manga uyarlaması... 19. yüzyıl başlarında Napolyon savaşlarının girdabına düşen Moskova'yı sahne olarak alan büyük destan... Savaşmanın anlamını bulmakta güçlük çeken genç subay Andrey; muazzam servetine rağmen gerçek mutluluğu bulamayan Piyer; masum bir genç kız iken çekici bir kadın haline gelen Nataşa. Savaşın yıkımı Moskova'yı sarar, farklı kaderler birbirine karışır.

Kitabı okuyanlar 8,5bin okur

  • ABDÜL
  • Elif Elbir
  • Yüsra♡
  • Mehmet Faruk Gülmez
  • Mehmet KILIÇ
  • BüşraN
  • BRSK
  • Ömer Faruk Güdül
  • Şafak Tokcan
  • Burçin Yılmaz

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.5 (11)
9
%0.3 (7)
8
%0.5 (10)
7
%0.2 (5)
6
%0 (1)
5
%0.1 (3)
4
%0
3
%0.1 (2)
2
%0
1
%0 (1)

Kitabın sıralamaları