Selam! Çok şey vaadedip hiçbir şey vermeyen bir kitapla birlikteyiz bu gün. Hiç uzatmadan konuya geçicem.
Tahereh Mafi’nin Bana Dokunma kitabı, ilk bakışta heyecan uyandıran bir kurguya sahip: Dünyanın sonu gelmiş, düzen yıkılmış, yeni bir rejim dünyayı baştan yaratmak istiyor. Başkarakter Juliette ise dokunduğu her şeyi öldürebilen, lanetli güçlere sahip bir kız.
Ancak sayfaları çevirmeye başladığınız andan itibaren bu büyük fikirlerin birer boş vaat olduğunu fark ediyorsunuz.
Kitabın distopik bir evrende geçtiği söyleniyor, ama bu evrenin nasıl işlediğine, neden bu hale geldiğine, halkın ne durumda olduğuna dair doğru düzgün tek bir açıklama yok. Yazar adeta "distopya dedik, gerisini siz doldurun" demiş. Bir yıkım var mı? Var. Ama o kadar. Tüm detaylar flu.
Ve distopik dünya kurarken en önemli şey budur: Okur inansın. Ama bu kitapta inanmamız için elimizde neredeyse hiçbir şey yok. Oturmamış bir evrende, her şey rastgele ilerliyor.
Juliette… ne tam masum ne de güçlü. Ne zaman ne yapacağını, ne hissettiğini anlamak güç. Güya kimseye zarar vermek istemiyor, ama bazı sahnelerde bu tamamen değişiyor. Tutarsızlık diz boyu.
Yan karakterler ise daha da fena. Sanki yazar bir liste yapmış:
"Beyaz atlı prens"
"Gizemli kötü çocuk"
"Şakacı yan karakter"
Ama hiçbiri gerçek değil, sadece kalıp. Hiçbir karakterin gerçek derinliği yok. Üstelik hepsi 17 yaşında ama 27 yaşında gibi davranıyor, kas yapıyor, strateji kuruyor, aşık oluyor, savaşıyor… Ama aynı zamanda da ergen gibi birbirlerinin gözlerine titreyerek bakıyorlar. Bu yaş takıntısı, fazlasıyla sahte ve yapmacık geliyor.
Kitabın dili bazıları tarafından "şiirsel" olarak övülse de aslında bolca tekrar, dramatizasyon ve kafa karıştırıcı iç monologlarla dolu. Ne anlatılmak istendiği çoğu zaman belirsiz. Özellikle aksiyon