Kitap
Teknik Çağında Dua Etmeyi Öğrenmek

Teknik Çağında Dua Etmeyi Öğrenmek

OKUYACAKLARIMA EKLE
7.9
30 Kişi
58
Okunma
17
Beğeni
909
Gösterim
258 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 7 sa. 19 dk.
Adı
Teknik Çağında Dua Etmeyi Öğrenmek
Basım
Türkçe · Türkiye · Kırmızı Kedi Yayınları · 2017 · Karton kapak · 9786052980330
Orijinal adı
Aprender a rezar na Era da Técnica
Saramago’nun övgüyle söz ettiği, Portekiz edebiyatının genç dâhisi Tavares, son romanında kötülük kavramının anatomisini sunuyor. Güç hırsı, sıradan insanın içindeki faşizm, doğa ve insanın ihtirasları arasındaki zıtlık üzerine baş döndürücü bir roman. Teknik Çağında Dua Etmeyi Öğrenmek - 2010 En İyi Yabancı Kitap Ödülü – Fransa Teknik Çağında Dua Etmeyi Öğrenmek, Portekiz edebiyatının genç dâhisi Gonçalo M. Tavares’in insan ruhundaki kötülüğü tüm boyutlarıyla ele aldığı romanı. Orta Avrupa’nın iki savaş arasındaki siyasi iklimini çağrıştıran bir ortamda gelişen roman, hastalarına karşı en ufak bir empati göstermeyen ama usta bir cerrah olan Lenz Buchmann’ın öyküsünü anlatıyor. Kendisini daha büyük işlere aday gören Buchmann’ın siyasete atılıp yükselirken gösterdiği faşist tavır, güç ilişkileri, hastalık ve ölüm üzerine kurulu roman, 20. ve 21. yüzyılda, gelişen toplumlarla birlikte insan ilişkilerindeki ve kişiliklerindeki olumsuz değişmelere de şok edici bir ışık tutuyor. “Gonçalo M. Tavares, daha önce okuduğunuz hiçbir yazara benzemez.” -The New Yorker- “Genç Portekizli yazar Gonçalo M. Tavares’in en büyük mahareti, bir yazar olarak, dünyayı parçalarına ayırması ve sonra onu sanki kendi yarattığı bir şeymiş gibi yeniden inşa etmesi.” -Alberto Manguel- (Tanıtım Bülteninden)
5 mağazanın 5 ürününün ortalama fiyatı: ₺9,78
7.9
10 üzerinden
30 Puan · 8 İnceleme
Nesrin A.
Teknik Çağında Dua Etmeyi Öğrenmek'i inceledi.
258 syf.
·
6 günde
Kötülüğün sıradanlığı ya da Genç bir dahi
Silah zoruyla arkadaşlarıma izlettiğim, bir çoğunuzun bildiği bir dizi var. 'Black Mirror`. İlk bölümü duyarlı insanların kaldıramayacağı düşünülen bir eşik. Ama ileri bölümleri hem düşünsel anlamda, hem seyir anlamında şölen. Umberto Eco nun kitabı olan Gülün Adı 'nın sonsözünde bir anekdot anlatıyor. Kitabı ilk gözden geçirme için editöre verdiğinde, editör girişteki yüz sayfalık bölümün durağan ve karışık olduğunu belirtip daha fazla okuyucuyu çekebilmek amacıyla kısaltılmasını öneriyor, o da okuyucunun kitabın ritmine, soluğuna alışması için o eşiği atlaması gerektiğini düşündüğünden reddediyor. Ve kitaba devam eden kazanıyor. Bu kitabın ilk cümleleri de şöyle. "Babası onu yakaladı ve hizmetçi kızlardan birinin odasına götürdü, evin en genç ve en güzel hizmetçinin odasına. `Şimdi benim önümde onu yapacaksın.`“ İnsan ruhundaki kötülüğün ele alınmaya başlaması. Çok, çok, çok çarpıcı, esir alan, dan dan vuran bir yazım. 'Portekizli bir Kafka' olarak anılmaya başlanmış bile yazar. José Saramago diyor ki "Artık kurmaca yazında Gonçalo Tavares öncesi ve sonrasından söz ediliyor. Sanırım ona sunabileceğim en büyük övgü bu. Bence otuz yıl sonra, hatta belki daha da önce Nobel Ödülü'nü alacaktır, bu bir kehanet ama sanırım doğru çıkacak." Ve sanırım ben de bu sene okuyabileceğim en iyi kitabı yılın ilk günlerinde okumuş oldum. 'Eşsiz bir güce sahip kişisel nefret'ten bahsediyor, 'aynı eylemde değil, aynı edilgenlikte müttefike dönüşen adamlar'dan, 'ticari bakış alışverişleri'nden, `diğer insanları yönetmeye yetmezse bile en azından onlara itaat etmemeye yeten bir gurur'dan. Aynı yasaların altında yaşayıp da farklı muamele görmekten bahsediyor. İnsana karanlık yönünden bakan sert bir roman. Baş karakter babasının canavarca şekillendirdiği, doğa ile mücadele halinde, hırslı, empati yoksunu, güç peşinde bir adam. Okuması kolay ve çok akıcı, ama metni sindirmek zaman istiyor felsefi altyapısından ötürü. Son sözüm Jean Baudrillard'ın Kötülüğün Şeffaflığı kitabından. 'İnsanın yok edilişinin, mikroplarının yok edilişiyle başladığını varsaymak saçma olmaz. Çünkü mevcut haliyle mizaçları, tutkuları, gülüşü, cinselliği ve salgıları ile insanın kendisi de pis bir küçük mikroptan, şeffaflık evrenini bulandıran akıl dışı bir virüsten başka şey değildir.' Kötülüğü bilip anlayıp reddedip, iyilikten ayrılmamak dileğiyle.
Teknik Çağında Dua Etmeyi Öğrenmek
OKUYACAKLARIMA EKLE
16
94
ÖZBULMAYA
Teknik Çağında Dua Etmeyi Öğrenmek'i inceledi.
258 syf.
·
12 günde
·
Puan vermedi
Portekizin kafkası diyorlar yazara. Gerçekten de hangi övgüyü söyleseler hakediyor. Öyle sert bir şekilde başladı ki kitap. Anladım bazı kabul ettiklerim sarsıntıya uğrayabilir, bazı bildiklerim farklı bir biçime bürünebilir. Öncelikle yazar çoğu şeye farklı bir göz ile bakıyor. Kendine ait bir dünya inşa etmiş. Sınır gözetmeden kendi kurallarını koyarak ele alıyor her satırı. Alışılmışın dışında. Yazmanın belirli bir sınırını yok ve başka boyutlarda da nasıl kaleme alınır eserler bunu gösteriyor. Ayrıca kitabın karakterinin o kadar net ve belirgin bir çizgisi var ki. Diğer insanlardan kendini sıyırıyor. İnsanlığa aykırı, özüne aykırı hatta kimi zaman eşyaya, maddeye bile serkeş bir tavır sergiliyor. Kitap bir roman fakat deneme tarzında yazılar oldukça fazla ve akış bu denemelerin içinde gizli. Oldukça sert bir okuma oldu benim için. Korkusuz, bakış açınızdan farklı ve iyi tespitlerin yapıldığı bir okuma istiyosanız kesinlikle ama kesinlikle öneririm.
Teknik Çağında Dua Etmeyi Öğrenmek
OKUYACAKLARIMA EKLE
16
Ferya Fertelli
Teknik Çağında Dua Etmeyi Öğrenmek'i inceledi.
258 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
Gonçalo M.TavaresTeknik Çağında Dua Etmeyi Öğrenmek 2010 yılının en iyi yabancı kitap ödülünü almış bu kitap.Yazar bir çok dalda ödüller almış.Kafka’ya benzetiliyor ve benim de en sevdiğim yazarlardan olan Saramago’nun sevdiği bir yazarmış Portekizli Gonçalo M.Tavares.Dörtleme olarak çıkmış ilk ikisi tek kitap olarak basılmış,fakat her bir kitap birbirinden bağımsızmış önce sondan başladım dedim ama bu bilgiyi bulunca rahatladım. Kitap bölümlerden oluşuyor ayrıca başlıklar altında numaralandırılmış ve bu numaraların altında da başlıklar var.Deneme gibi ama değil bir roman.Sert bir kurgu,Kahraman’ın iç dünyasını algılamak ve özümsemek için okuyucuya sanki kısa bir mola vermiş gibi yazar. Daha ilk sayfada babası asker bir baba,hizmetçi ve Lenz Buchman arasında geçen ve içinde yapmak fiiliyle karşılaşınca,çok sert bir okuma beni bekliyor galiba dedim ve öyle de oldu.Dr Lenz usta bir cerrah,mesleğinin en iyilerinden.Fakat yeryüzünde gövdesi ve faşist düşünceleri ve eylemleri dışında(hepsini uygulamış ve hiç tereddütsüz) yer kaplamayan,İnsanlar üzerinde hakimiyet kurmak(eve gelen dilencilere tavrı),güçsüz olmaktan ölesiye korkan(daha güçlü olmak adına mesleğini bırakıp siyasete atılması),hastalarına en ufak bir açıma hissi taşımayan ve empatiden yoksun hayata teknik bakan bir şahıs.Hatta daha da korkuncu kardeşini güçsüz gördüğü için ondan utandığı için öldüğü halde babasının aldığı plaketten sildirecek kadar ruhsuz bir insan.Hayattaki tek amacı güçlü olmak,hükmetmek ve yetkili olmak tüm bunlar için şeytanın bile aklına gelmeyecek fikirler üretip sonu ölümle dahi bitecek planlar üretmek.Benim nazarımda dr Lenz kocaman bir boşluk bir HİÇ. Yazar bu yüzyılın insanına ayna tutmuş.Çevremizde bunlardan var çoğalmaması ümidiyle.İnsanı var eden duygularımız hep olsun çoğalsın ve biz bunları işaretlerle(emoloji)değil sözlerle ifade edelim... Altı çizilecek bir sürü cümleler vardı kitapta.Bunlardan bir kaç alıntı. Düşmanını arkadan yakala,sadece eğer daha güçlü tarafsan ve daha yukarıdaysan düşmanla yüz yüze gel-kim yukarıdaysa o avantajlıdır,herkesin bildiği gibi yüksek kuleler bu yüzden inşa edilmiştir. Gizemli bir silah deposu olmanın ötesinde toprağın altı,büyük Emirler’in ve büyük yasaların çıktığı ya da herhangi bir anda çıkabileceği ters çevrilmiş bir kuleydi.Aslında gerçek düşmanın emir veren sesine henüz darbe indirilmemişti. İnsani kötülük bu uygarlaşmış kötülük,ancak kendisine saldıran insani. Kötülüğün malzemesinden oluşan bir kalkan yapardı.İki düşmanın kılıç çekip Kalkan’larının aynı atölyeden gelmekle kalmayıp bir de aynı metal parçasından,aynı çelikten yapılmış olması,diğer bir deyişle aynı gücü taşıması Lenz’i hiç şaşırtmazdı.İkiye bölünmüş güç;parçalardan biri bizi savunurken diğeri bize saldırmakta. Dr Lenz’in iç dünyasının sizi eline geçirmesini istemiyorsanız hemen şiire,türküye,şarkıya sarılın diyorum zira bulaşıcı olabilir.
Teknik Çağında Dua Etmeyi Öğrenmek
OKUYACAKLARIMA EKLE
4
Doğan Yalçın
Teknik Çağında Dua Etmeyi Öğrenmek'i inceledi.
258 syf.
·
Beğendi
·
9/10 puan
İhtirasların Ve Hırsların Altında Bir Yaşam 1 Gonçalo M. Tavares, Portekizli genç bir yazar. Bizde pek bilinmese de başka ülkelerde ve edebiyatla haşır neşir olan okuyucular tarafından oldukça iyi tanınmakta. Yazar yakında detaylı bilgi vermeyeceğim. Merak edenler, kaliteli edebiyatı takip edenler er ya da geç kendisiyle tanışacaklardır. Kitaptan bahsetmeden önce usta eleştirmen, KitapEki’nin de yazarı Ömer Türkeş’in hem yazar hakkında hem de eserleri hakkında yazılarına da bakabilirler. 2 Kitap, Dr.Lenz Buchman’ın hikayesini anlatıyor bizlere. Her şey Dr. Lenz’in babasının Dr. Lenz’i kendi hizmetçilerine tecavüz etmeye zorlamasıyla başlar. Bu çirkin olay kitabın gidişatı ve kahramanların ruh halleri bakımından aslında bize ipucu da veriyor. Sanki bu olaydan sonra Dr. Lenz lanetlenir. Hiçbir işi rast gitmez. Ruhsal bunalımlarla ve içindeki kötülüklerle savaşmayı pek denemese de içten içe kaygılandığını duyar gibiyiz. Peki kimdir bu Dr. Lenz? isterseniz gelin yazarın ağzından öğrenelim; “Doktor Lenz bu şehrin en önemli cerrahı, kendi özel zevkinin tek hakimi, fahişeleri uzaktan aşağılamayı seven, son zamanlarda evinde bir serseriyi ağırlayıp ona dolgun sadakalar, ekmek ve yemek verme ve en önemlisi de serseriyi aşağılama, güçlü taraf olmanın, dünyanın açık seçik gösterdiğini görebilen iki keskin ve sağlıklı göze sahip olmanın tadını çıkarma alışkanlığı kazanmış Doktor Lenz (S.51)”.Yukarıdaki cümlelerden anlaşılacağı gibi Dr. Lenz çokta sağlıklı düşünen bir karakter değil. Kendi içindeki kötülüklere yenilebilen, varlıklı, insanları hiç önemsemeye bir karakter. Sadece kendisiyle problemi yok, aynı zamanda hem abisi hem de babasıyla problemi olan bir karakter. Her şeyin kusursuz olmasını ister ve bu minvalde hareket etmeye çalışır. Olaylar pek ilgilenmez, olaylar onu pek etkilemez tıpkı insanların onu etkilemediği gibi. Abisi Albert’in ölmesini hayra yorar ve yükten kurtulduğunu düşünüp içten içe sevinecek kadar kötü bir karaktere sahip Dr. Lenz. 3 Tavares, Dr. Lenz’in üzerinden sanki birazda modern çağın insanlarına-özelikle psikolojik durumlarına- ışık tutmaya çalışmış. Modern çağın insanlarında bitmek bilmez ego, kötücül ihtiras, olaylara bireysel yaklaşım ve narsizim, zamana ve insanlara bakış açısında büyük rol belirleyicidir. Her gün Dr. Lenz’lerle yaşadığımızın farkında mıyız bilmem. İhtiras ve egodan bahsettik. Peki Dr. Lenz’e musallat olan bu ego ve ihtiras nedir: Dr. Lenz zamanla doktorluktan sıkılır ve yoğun bir siyaset ihtirası içerisinde bulur kendini. Önemli bir yere gelip, insanlar üzerinde söz sahibi olmaya çalışır. Yetenekleri ve kendine güveniyle bunu başarır. Yolu yine kendisine ruhen ve karakter olarak yakın olan Hamm Kestner ile kesişir. Ve ikisi yeni emelleri için kolları sıvarlar. “İnsanlar gerçek korkuyu hissetmeden asla kayda değer bir şekilde harekete geçmezler ve harekette geçtikten sonra durmaksızın onları kovalayan bir şeyin varlığına ihtiyaç duyulur. “Zor olan,” diyordu Lenz, “her insana, bir hücrede hapisken bile dünyanın hakimiyetini elinde tuttuğu duygusunu vermektir (S.151)” bu sözlerle iki ortağın emellerini ve hareketlerini anlayabiliyoruz. 4 Bu emeller için kolları sıvayan Dr. Lenz bir şeyi unuttur; Doğanın İntikamını. Kendi cümleleriyle doğaya bir güç istinaf eder. Ve kendi inançları doğrultusunda daha emellerine ulaşmadan, insanlara hükmedecek ikinci önemli insan olmadan ölümcül bir hastalığa yakalanır. Siyaset hayatı da bu şekilde sonlanır. Hastalık sürecinde yakın arkadaşı olmasa da Hamm Kestner onu yalnız bırakır ve tek adam ve birinci önemli kişi olarak insanlar üzerinde hakimiyet kurar. Bu hastalık sürecinde Dr. Lenz ara ara babasını ve abisini ansa da son demlere kadar içinde en ufak bir merhamet belirtisini göremiyoruz. Acizliğini anlar anlamasına ama yine de gurundan ödün vermez. 5 Tavares’in ustalığı; Kafka’ya benzetilmesi, eminim karakterlerinin ruhsal bunalımları ve kişisel özellikleriyle bir bireye bir topluluğa ve topluma ayna tutmasıdır. Bu bizi bir yerden sonra rahatsız ediyor, her ne kadar kurmaca bir metin olsa da. Bence etmeli de. Sadece bireyi, topluluğu ve toplumu anlatmakla kalmıyor, yazar birazda kendi kişiliğini de yansıtıyor kitabına ama bu kötülüğü onaylayan değil içten içe rahatsız olan yanını yansıtıyor. Bu kötülüklerden rahatsız olan karakterleri de görüyoruz kitapta. Bu konu da usta eleştirmen Ömer Türkeş’e başvuralım. Ömer Türkeş, Arka Kapak dergisine 5. sayısında verdiği bir röportajında şöyle der: “Her roman kendi çağının gerçeklerini içinde barındırır”. Tam da usta eleştirmenin dediği gibi; bu roman kendi çağımızı, psikolojik durumumuzu, kişisel ihtiraslarımı, egomuzu ve içimizdeki kötücül ruhu anlatıyor. Yazıya bir alıntıyla son vermeden önce, yazarın son derece sağlam bir dilli ve üslubu olduğunu belirtmeliyim. Dil ve üslup konusunda son zamanlarda okuduğum en sağlam romanlardan biri. “Deli dünyayla ilişkisindeki onca kontrolsüzlüğüne rağmen saygıyı diğer tüm insanlarda daha fazla hakkediyordu. Çünkü iki adan onda hiç olmazsa kişisel bir gurur görebiliyordu, diğer insanları yönetmeye yetmese bile en azından onlara itaat etmemeye yeten bir gurur (S.101)”
Teknik Çağında Dua Etmeyi Öğrenmek
OKUYACAKLARIMA EKLE
7