The Crucible

·
Okunma
·
Beğeni
·
638
Gösterim
Adı:
The Crucible
Baskı tarihi:
Mart 2003
Sayfa sayısı:
143
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780142437339
Kitabın türü:
Dil:
English
Ülke:
United States of America
Yayınevi:
Penguin Books
Baskılar:
Cadı Kazanı
The Crucible
"I believe that the reader will discover here the essential nature of one of the strangest and most awful chapters in human history," Arthur Miller wrote of his classic play about the witch-hunts and trials in seventeenth-century Salem, Massachusetts. Based on historical people and real events, Miller's drama is a searing portrait of a community engulfed by hysteria. In the rigid theocracy of Salem, rumors that women are practicing witchcraft galvanize the town's most basic fears and suspicions; and when a young girl accuses Elizabeth Proctor of being a witch, self-righteous church leaders and townspeople insist that Elizabeth be brought to trial. The ruthlessness of the prosecutors and the eagerness of neighbor to testify against neighbor brilliantly illuminates the destructive power of socially sanctioned violence.

Written in 1953, The Crucible is a mirror Miller uses to reflect the anti-communist hysteria inspired by Senator Joseph McCarthy's "witch-hunts" in the United States. Within the text itself, Miller contemplates the parallels, writing, "Political opposition... is given an inhumane overlay, which then justifies the abrogation of all normally applied customs of civilized behavior. A political policy is equated with moral right, and opposition to it with diabolical malevolence."

WIth an introduction by Christopher Bigsby.
(Back Cover)
144 syf.
·Puan vermedi
Geçmiş yıllardaki yobazlığı konu edinen bir kitap. Okurken gerçekten çok sinirim bozuldu. “Yok artık!” dedim çoğu yerde. Dini, devlet yönetiminde kullanan bir yargı sistemi anlatılıyor. Din dediğime de bakmayın, ben “sözde din” diye tanımlamak istiyorum. Yalanlarla masum insanların nasıl canına kıyıldığı, yalancı insanların nasıl birer pisliğe dönüşebileceğini anlatan bir kitap.
Tavsiye ederim. Sinir hastası olanlar, doktorlarına danışıp da okusun(!)
144 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Ortaçağ karanlığını yalın ve acımasız bir dille anlatan bu eseri okumanızı tavsiye ediyorum. Yazarın anlatım tarzı ve kalemi çok iyi. Avrupa toplumunun nereden nereye geldiğini de böylece anlamış olacaksınız.
144 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Bir tiyatro eserinin güzel bir romana dönüşmüş hali. Ilk başlarda akıcı olmayan anlatım tarzı kitap ilerledikçe eşsiz bir anlatıma kavuşmuştur.
144 syf.
17.yüzyıl da sık rastlanan ,binlerce insanın canlarının yanmasına ,kanlarının dökülmesine yol açan olaylardan ve batıl inanış, peşin hükümlerin doğurabileceği felaketlerin ibret verici örneği Arthur Miller’ın bu oyunu...

Salem Cadı Mahkemeleri’nde 1692 yılının Mart ayında başlayan yargılamaların ardından 22 Eylül 1692’de cadılıkla suçlanan yedi kadın idama mahkum ediliyor. Massachusetts’e bağlı kontluklarda kurulan Salem Mahkemeleri’nde 15 ay boyunca 20’den fazla insan yargılanıyor ve 20 kişiye ölüm cezası veriliyor. Tarihte yasal olarak ilk cadı yargılaması 1204’te yapılmış. 600 yıldan uzun bir süre devam ettikten sonra, 1736 yılında cadılık bir suç olmaktan çıkarılmış. Cadılıkla yargılanan ve idam edilerek, yakılarak ya da işkence ile öldürülen insanların çoğu kadın. Cadılık suçlamasıyla öldürülen insanların sayısı net olarak bilinmese de yapılan araştırmalar 50 bin ile 300 bin arasında olduğunu gösteriyor. Günümüzde, Kamerun ve Suudi Arabistan yasalarında hala cadılıkla ilgili maddeler bulunuyor. Bunun yanı sıra Afrika toplumlarında, Hindistan’da ve Papua Yeni Gine’de cadı olduğu düşünülen insanlar öldürülmeye devam ediliyor. Tanzanya, Burundi ve Uganda gibi Afrika ülkelerinde ise albinizm ile doğan çocuklar, tuhaf görünüşlerinden dolayı, cadılara büyücülük malzemesi yarattığı gerekçesiyle öldürülüyor.

Cadılar konusu aslında bu kadar basit değildir; Caliban ve Cadı kitabında durum Marx’ın görüşüyle şöyle anlatılır. Marx’a göre asıl konu ilkel birikimdi. İlkel birikim, köylülerin topraklarının ellerinden alındığı, mülksüzleştirildiği bir dönemdir. Cadı avları yalnızca sistemin dışına düşenleri cezalandırma, hizaya getirme amacının bir örneğini teşkil etmiyor. Bir dönem Avrupa’yı kasıp kavuran köylü ayaklanmalarında başı çeken kadınlara ders vermeyi de amaçlıyor.
144 syf.
·3 günde·10/10
Tarihe ışık tutan, geçmişteki vahşeti gözler önüne seren bir dram...
Miller’ın okuduğum ilk eseri, tarzını anlamama yardımcı oldu. Bu oyunda “yobazlık” üzerinde durmuş. Dini, hristiyanlığı eleştirmeden yobazlığı ve kiliseyi eleştirmesi çok olumlu bir olay. Bu sayede insanlar Arthur Miller’ın bir din düşmanı olduğunu düşünmüyor ve her kesim dediklerini ciddiye alıyor. Olaya başka bir boyut kazandırmak adına kendi yorumumu da eklemek istiyorum. Miller sadece tarihe gömülmüş bir olaydan bahsetmek istemedi, vahşetin yüksek olduğu olaylardan birini ele alıp her nesilde görülen bir yanlış olan yobazlığı gözler önüne serdi. Her toplumun, geçmişte ve gelecekte bunlardan ders çıkarması gerekiyor.

Oyunun içeriğinden bahsedecek olursak, mâlum dönemde kurulan cadı mahkemelerini, Salem kasabasını konu alıyor. Daha sonra aynı konu üzerine dizi, film hatta oyun olmak üzere birçok yapım da ortaya çıktı. Miller’ın yazdığı Cadı Kazanı hepsine öncü olmakla birlikte içlerinde en etkileyicisi olma özelliğini taşıyor. Burası tamamen benim fikrim, öznel bir değerlendirme yapıyorum. Bir süredir amatör bir tiyatrocu olarak tiyatro metinleri okuyorum, yanı sıra uzun zamandır roman ve öykü türünü de kendi çapımda düzenli olarak okurum. Miller’ın bu eseri beni şu ana kadar en çok etkileyen yazıtlardan biri oldu. Oyunu resmen yaşadım; John Proctor her öfkelendiğinde ben de hissettim, Elizabeth’in hüznüyle ben de kaygılandım. Tüm karakterleri tanıdım, oyunu okuduğum 1 gün 2 gece boyunca en iyi tanıdığım insanlar onlardı. Gerilim, vahşet, dram hatta korku hep üst dozajdaydı. Bu yüzden oyunu okuyacak olanlara yüksek konstantrasyon tavsiye ediyorum.
“..İnsanları cehaletten kurtaracak olanların gevşemesi yüzünden, benim gibilerin gevşemesi yüzünden, sizin gibilerin, yalana bile bile gerçek diyen sizin gibi kara vicdanlı insanlar yüzünden, Allah lanet ediyor soyumuza.Yanacağız, hep birlikte yanacağız Allah’ın ateşinde!”
“..Başkasına kötü diyen iyi midir her zaman? Hep çamur atanlar mıdır Allah’ın temiz kulları?..”
Başkasına kötü diyen iyi midir her zaman? Hep çamur atanlar mıdır Allah'ın temiz kulları?
...Bir günah işlemişti proctor, hemde yalnız zamanının ahlak modasına karşı bir günah değil, kendi dürüstlük anlayışına karşı bir günah. Bu adamlar günahlarını kilisede çıkarıp atamazlar.
The edge of the wilderness was close by. The American con-tinent stretched endlessly west, and it was full of mystery for them. It stood, dark and threatening, over their shoulders night and day, for out of it Indian tribes marauded from time to time, and Reverend Parris had parishioners who had lost relatives to these heathen. The parochial snobbery of these people was partly responsible for their failure to convert the Indians. Probably they also pre-ferred to take land from heathens rather than from fellow Christians. At any rate, very few Indians were converted, and the Salem folk believed that the virgin forest was the Devil’s last preserve, his home base and the citadel of his final stand. To the best of their knowledge the American forest was the last place on earth that was not paying homage to God.

Vahşilerin yaşadıkları topraklar yanı başlarındaydı. Batıya doğru alabildiğine uzayan
Amerika kıtası onlar için gizlerle doluydu. Bu karanlık ve yıldırı dolu dünya, gece gündüz
enselerine dikiliyordu. Çünkü Kızılderililer zaman zaman baskına geliyorlardı ve rahip
Parris’in bölgesindeki din kardeşleri arasında dinsizlere karşı savaşırken ölmüş yakınları
olanlar vardı. Salem halkının aşırı softalığı Kızılderilileri Hıristiyan etmekteki başarısızlığın
nedenleri arasındaydı. Belki de bu adamlar, Kızılderililerle din kardeşi olmaktansa,
topraklarını almayı daha kazançlı buluyorlardı. Nedeni ne olursa olsun, Hıristiyan olmuş
Kızılderili pek azdı ve Salemliler el değmemiş ormanları şeytanın son sığınağı, anayurdu ve
sınır kalesi sayıyorlardı. Onlara göre, Amerikan ormanı, yeryüzünde, Allah’a boyun eğmeyen
tek yerdi.
(çeviren:Sabahattin Eyuboğlu – Vedat Günyol)
Hıristiyanlıktan önce, ruhlar dünyası hiç de korkunç sayılmıyordu; bütün tanrılar, bazı aksamalar bir yana, insanın işine yarıyor, ona hep dostça davranıyorlardı. Hıristiyanlıkta bu durum değişti. Yüzyıllarca, dünyaya insanın değersizliği düşüncesi sürekli ve sistemli olarak aşılandı. Tanrı’nın kurtaramadığı insan, yok olmuş demekti. Bütün bunlar düşünülecek olursa, şeytanın bir silah olarak gerekliliği anlaşılabilir: Öyle bir silah ki, her çağda insanları ikide bir kamçılamış, küçük büyük, bir kiliseye ya da bir din devletine teslim olmaya zorlamıştı…

Kitabın basım bilgileri

Adı:
The Crucible
Baskı tarihi:
Mart 2003
Sayfa sayısı:
143
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780142437339
Kitabın türü:
Dil:
English
Ülke:
United States of America
Yayınevi:
Penguin Books
Baskılar:
Cadı Kazanı
The Crucible
"I believe that the reader will discover here the essential nature of one of the strangest and most awful chapters in human history," Arthur Miller wrote of his classic play about the witch-hunts and trials in seventeenth-century Salem, Massachusetts. Based on historical people and real events, Miller's drama is a searing portrait of a community engulfed by hysteria. In the rigid theocracy of Salem, rumors that women are practicing witchcraft galvanize the town's most basic fears and suspicions; and when a young girl accuses Elizabeth Proctor of being a witch, self-righteous church leaders and townspeople insist that Elizabeth be brought to trial. The ruthlessness of the prosecutors and the eagerness of neighbor to testify against neighbor brilliantly illuminates the destructive power of socially sanctioned violence.

Written in 1953, The Crucible is a mirror Miller uses to reflect the anti-communist hysteria inspired by Senator Joseph McCarthy's "witch-hunts" in the United States. Within the text itself, Miller contemplates the parallels, writing, "Political opposition... is given an inhumane overlay, which then justifies the abrogation of all normally applied customs of civilized behavior. A political policy is equated with moral right, and opposition to it with diabolical malevolence."

WIth an introduction by Christopher Bigsby.
(Back Cover)

Kitabı okuyanlar 42 okur

  • Doğa

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0