Herkese selam! Bir haftadır yorumu gireceğim diyordum ama güneşi zor buldum evde. Fotoğraf çekemediğim için bir gecikme oldu. Merakla, sabırla bekleyenlere ve özelden sürekli mesaj atanlara teşekkür ederim. Nihayet çoğu kişinin ilk kitaba göre beğenmediği ve sönük bir finalle bitmiş olarak nitelendirdiği, benim içinse serinin en güzel kitabı olan, ayıla bayıla okuduğum kitapla karşınızdayım! Warcross’un devamı: Wildcard.
Arka kapağı aşağıya bırakıyorum.
“Her şey mümkün. Bu sefer hayatları pahasına bir oyun başlıyor.
Emika Chen, Warcross Şampiyonası’ndan sağ çıkmayı zar zor başarmıştı. Artık Hideo’nun yeni NöroLink algoritmasının ardındaki gerçeği bildiğinden, bir zamanlar hayranlık duyduğu, kendi tarafında olduğunu sandığı kişiye güvenemiyordu.
Hideo’nun planlarını durdurmak için Emika ve Anka Süvarileri bir araya gelecekti. Fakat bilmedikleri bir şey vardı: Tokyo’nun neon ışıklı sokaklarını tehdit eden yeni bir tehlikeyle karşılaşacaklardı. Birileri Emika’nın başına ödül koymuştu ve Emika’nın hayatta kalmak için tek şansı Sıfır ve acımasız Kara Zırhlar’dı. Ancak Emika, Sıfır’ın aslında göründüğü gibi biri olmadığını çok geçmeden fark edecek ve koruması altına girmenin bir bedeli olacağını öğrenecekti.
Bir ihanet zincirinin ortasında, özgür iradenin geleceği tehlike altındayken Emika, sevdiği adamı durdurmak için ne kadar ileri gidecekti?”
Kitap aşırı akıcıydı. Öyle ki kitabın neredeyse tamamını bir günde bitirdim. Kitapta beni etkileyen, gözlerimi dolduran ve beni ağlatan çok nokta oldu. İlk kitaptan beri hackerimiz Sıfır’ı merak ediyordum ve onu tam anlamıyla tanıyabilmek beni çok sevindirdi. Bu serinin abi- kardeş konusunda verdiği hissiyat benim için Naruto’da Sasuke ve İtachi’nin verdiği hissiyata çok yakın. Aklıma sürekli onlar geldiğinden gözlerim dolu dolu