Konu başlıkları arasında şöyle bir gittim geldim. Aslında bu metin daha çok duygu ve düşünce barındırıyor ama ben birlik ve beraberlik vurgusuna odaklanacağım için "1000Kitap" başlığı sanırım daha yerinde. :) (Ah Deniz, uzatma!) :)
Neyse, gelelim konumuza, yani aslında duygularıma... Niyetim çok yalın: İyice "ben" merkezli hale gelen, birbirimizden koptuğumuz şu toplumda, o unuttuğumuz "biz" olma hissini yeniden hatırlatmak. Evrim Kuran'ın bir sözü geldi aklıma; hani o en ufak duyarlılığın bile bir fark yaratacağından, o "mikro iyiliklerin" gücünden bahsettiği... Belki de benim şu an yaptığım sadece budur: Küçük bir duyarlılık, ufacık bir fark yaratma çabası. Oluyor mu, bilmiyorum ama denemekten zarar gelmez diyorum.
Doğrusu geleceğe dair pek umutlu biri değilim; her geçen gün uzayın o kara boşluğuna bakıyor gibi hissediyorum. Ülkenin gidişatını, üzerimize çöken o ağır havayı gördükçe —çoğu duyarlı insan gibi— bazen her şey boş geliyor, zorlanıyorum. Ama bu kitabı okurken, o "Birlik olun, hep birlikte olun!" çığlığını duyduğumda olan şey güçlü bir his... Biraz yakın geçmişe, o meşhur Gezi günlerimize de gittim. Çünkü insan zihni, o anın büyüsüyle bir "olabilirliğe", bir hayale teslim olmak istiyor. Okyanusta bir damla gibi hissettiğimiz şu günlerde, koca bir denizin parçası olduğumuzu hatırlatıyor bu kitapta.
Schiller bu oyunu ömrünün son demlerinde, hayata veda etmeden hemen önce yazmış. O meşhur dağları hiç görmeden, sadece ruhuyla o birlik ruhunu satırlara dökmüş. Tell belki bir efsane ama o sahnelerde duyduğum o sarsılmaz beraberlik ihtiyacı bizim en büyük gerçeğimiz. "Ya hep beraber ya hiçbirimiz!" diye hâlâ bir avuç insanın sokaklarda yükselttiği o ses, bu kitaptan da yankılanıyor yani.
Schiller'in bıraktığı bu mesajı umarım bir gün hep beraber ve