“Herkes gibi, sıram gelince ben de doğdum, o zamandan beri de bir aidiyettir gidiyor. Kendimi toplamdan çıkarmak için her yolu denedim, ama bunu kimse başaramamış, hepimiz birer artıyız.”
Çok stresli bir zamanıma denk geldi bu kitap. Bir defa oturdum başına, sayısız kıkırdama, kafa karışıklığı ve anlama çabasının üzerinden günler geçtikten sonra yeniden elime aldım, korka korka. Kitaptan koptuysam korkusu, toparlayamayacağım korkusu. Hiç gerek yokmuş, nasıl dağınık bırakıp çıktıysam öyle de buldum:)
Müthiş bir kimlik karmaşası var kitapta, dağınıklıktan kastım o. Ama bu tam da yazarın istediği gibi, epeyce eğlenerek yazdığı çok belli olan bir karmaşa. Gary’nin Ajar’a dönüşmesinin hikayesi aslında. Ama dümdüz yazmak onu eğlendirmemiş olmalı ki, önce şekil değiştirip, kimliğinin içinde saklanan kim varsa onların kılığına girmiş, sonra kendini tek tek aynaya tutup o ters görüntüyü tüm kılıkları birbirinin içine geçirerek yazıya dökmüş gibi. Herkesin babası sandığı Macout Dayı, yaradılışı gereği sürünerek gezen bir piton, anlatıcı Paul Pavlowitch, Romain Gary, Emile Ajar.
Nevrotik bozukluktan müstarip, kaygıyla yaşayan, karamsarlığın dibini sıyıran, depresifliğin hakkını veren, dehşete kapılmış ve kendinden, kim olduğundan şüphe duyan bir adamın bu kadar komik olması da ancak Gary’nin kalem ucuyla altından kalkılacak bir ayrıntı.
Kendi hikayesi, kendi kimlik bölünmesi dediğime bakmayın. Bu özeleştiri gibi de eleştiri gibi de okunabilecek bir kitap bence. Toplum içindeki bireyin sancılarına, kendi olamayışımıza, ‘düzmece bir dünyada oynayarak’, rol yaparak ve rol yaptığını kendine bile unutturarak yaşayışımıza, kimi zaman piton gibi deri değiştirmemize, yerlerde sürünerek gezinmemize, tüm bu mış-gibi oluşumuza dair nefis bir eleştiri.
Şafakta verilmiş sözüm vardı ve