• Atatürk'ün Kütüphanecisi Nuri Ulusu anlatıyor:
    "(Bir gün kütüphanede çalışırken) Biraz sonra, bir baktım iki tane cephane sandığını Muhafız Alayı erleri getirip kütüphaneye koyuverdiler ve gittiler. Ne olduğunu anlamadan bakıp dururken Atatürk içeri geldi, benim şaşkın şaşkın baktığımı görünce, 'Ne oluyor Nuri oğlum, şaşırdın değil mi? Şaşırma şaşırma, savaşta bunlarla cephane taşıdık, sen o zaman çocuktun, bilemezsin, bu sandıklar benim için çok önemlidir. Şimdi o savaş bitti, yeni bir savaşımız başlıyor. O da kültür ve sanat savaşımızdır ve savaş okumakla, kitapla olur. İşte şimdi cephane sandığımız o sandıklara kitaplarımı koy, bu sandıklarla taşınsın, cephanenin yerini artık kitapları alsın!' dedi".
    Mustafa Kemal Ulusu
    Sayfa 51 - İstek Yayınları, 2017.
  • 163 syf.
    ·Puan vermedi
    Türk Edebiyatı'nın en abartılan kitabı belki de.

    Seneler önce İzmit'te 2 günde okudum. O dönem bir kız arkadaşım vardı, yanımdaydı. Dışarı çıkacaktık evdeki diğer arkadaşın kitaplarından yanıma alayım bari okurum dedim. Kız arkadaşım dergilere falan bakarken ben de kitap okudum. O şekilde 2 günde bitti. Bunu niye belirttiğimi yazının sonunda söylerim.

    Kötü kitap değil, bir kere bana göre muhteşem bir dil kullanımı var kitapta ancak ne anlatılan hikaye, ne kurgu, ne karakterler muhteşem diye adlandırılabilecek konumlardalar. İçimizdeki Şeytan kitabındaki ruh çözümlemeleri bile o kitabı bu kitaptan üstün tutmaya yeter bana göre.

    Tüm bu yazdıklarım kitabın kötü olduğu anlamına gelmiyor ama kesinlikle bu kadar üzerinde durulacak, övülecek bir yapıt da değil bu kitap. Muhtemelen insanlar kitabı okurken kendi aşık oldukları kişiyi o karakterin yerine koyup Sabahattin Ali'nin cümleleriyle aslında kendilerini anlattığı hissine kapılıp bu kadar seviyorlar bu kitabı.

    İkinci bir ihtimal daha var ki o çok daha gerçekçi ve can acıtıcı; insanlar bu kitabı seviyor, çünkü bu kitap gerçekte bir halt olmayan, dikkat çekmeyen, önemsenmeyen insanlarda, kendilerinin keşfedilememiş bir cevher olduğu izlenimi uyandırıyor.

    Şunu ekleyeyim; şimdi kitap 2 bölümden oluşuyor. İlk bölüm genç adamın, ikinci yani asıl hikayeyi oluşturan bölüm ise yaşlı adamın bakış açısından anlatılıyor. İlk bölümden ikinci bölüme geçişin başında 'vay be' diyorsun, kendi halinde, sessiz, sakin bir adamın geçmişinde de aynı olduğunu sanıyorsun, oysaki 'adam geçmişinde neler yaşamış' diyorsun. Daha doğrusu diyeceğini sanıyorsun. Sonra adamın geçmişini okuyorsun ve görüyorsun ki geçmişinde de bir numara yok. Şimdi böyle diyorum diye bazı arkadaşlar kızıyor. Raif Bey' in geçmişi şöyle, sen anlamamışsın, nasıl tutkuyla sevmiş vs vs. diyorlar. Ben size kendi geçmiş ilişkilerimi anlatayım, terk edilişleri, aldatılışları... Raif'inki onların yanında hiç kalır :) Tam tersi olsaydı işte o zaman çok severdim bu kitabı. Ya asıl siz karakteri olduğunu gibi kabul edemiyor, onu yüceltmeye çalışıyorsunuz. Çünkü o karakterin yerine kendinizi koyuyor ben de keşfedilmemiş bir cevherim, tıpkı Raif Bey gibiyim diyorsunuz. Bunu söyleyenlerin yarısı da ''Issız Adam aynı beni anlatıyor'' da dedi ya zamanında neyse. Ben Oblomov'a çok çalışkan biri desem olur mu bu? Adam tembel. Raif Bey de sessiz, sakin hatta sünepe bir adam, geçmişinde de öyleymiş, bir numarası yok yani geçmişinde de. Olsa belki daha çok severdim romanı ama yok, bence yok. Tekrar söylüyorum; kitaptaki anlatım, dil kullanımı muazzam ama hikayede bir numara yok! Yemin ediyorum kitap bittiğinde 'lan ikinci cildi falan olmasın bunun, o kadar anlatılan kitap bu olamaz' dedim.

    Şimdi 'ne biçim ilişkileri var, kafeye gidip birbirlerinden bağımsız mı takılıyorlar'' diyenler bu kitabın hayranlarıdır muhtemelen. Siz hayatınızın sonuna kadar sevgilinizin elinden tutun, hiç bırakmayın, beraber gezin, beraber filme gidin, aynı kitapları okuyun falan. Yani en azından bunun hayallerini kurun ve hayalinizde yarattığınız ilişkiden bir kitapta kısa bir kesit görünce de yazarın aynı sizi anlattığını iddia edin. Teksiniz dünyada çünkü emin olun :)
  • 304 syf.
    ·Puan vermedi·
    Yazarla tanıştığım kitabı; o aralar Payitaht'ta izliyorum. Yaptığım kanaviçeyi paylaşırken bu kitabıda okuyordum diye aynı fotoda olsun istedim etiketlediğim yazardan bir haber sonra sevdiğim Tahsin paşayı görünce daha istekle okudum tabii. Yazarın tüm kitapları gibi buda hayatın acı yönlerinden bir kesit 'bazı yaralar iyileşmez' diyip başlayıp öyle biten bir hikaye tavsiye ederim...
  • 120 syf.
    ·Beğendi·10/10
    BİR EĞİTİCİ OLARAK SCHOPENHAUER- Ömrüm boyunca sayısı üç dördü geçmeyecek anlardan birisini yaşadım. Ne muhteşemdi, ne bitmeyesi… Ben doğmadan tam 140 yıl önce Almanya’da doğmuş olan bu adam ile aramda muazzam bir bağ hissettim. Bu bir fikir, düşünce veya anlam bağından ziyade bir yaşam ve acı bağıydı. Evet, bu melankolik adam benim 2019’da çektiğim acıların ve sancıların aynısını çekmişti. Ve yukarıdan aşağıya bir öğretici olarak değil, ıstırap dolu bir yakarıştı bu öğretmeninki. Hissettim seni, sevgili acıdaşım, seni hissettim! Metroda gözlerimin dolduğunu kimse fark etmedi. Niçin dalıp durduğumu da… Aslında her şey tuhaftı. Hayatımın en önemli kitapları arasına girdi Nietzsche’nin “Eğitimci Olarak Schopenhauer” isimli şaheseri. Bunları görünce yazdığım her şeyi yakasım geliyor. Tam otuzunda yazmış. Benden beş yaş gençmiş. En sevdiğim öğretmen, en sevdiğim filozofu anlatıyor. Bu iki devi “karamsar” diye özetleyenler hiçbir şey anlamamıştır. Ne büyük talihsizlik ki bu kadar geç tanıştım bu kitapla… Bir kitabın tamamı çizilir mi? Tamamını çizdim. Övünmek sanılmasın, kendimi yeni yazarlarla aynı doğa yürüyüşünde görmedim hiç. Ben, hep o sarp kayalıklara çıplak tırmanan meczubu takip ettim. Çünkü asla kuyudan taşı çıkartmaya çalışanlardan olmadım. Tozunu da yutsam, sisler ardında siluetini kokladığım acıdaşımdan sayılmak isterim. Benim süründüğüm karda onun fosilleşmiş ayak izlerini görüyorum. Herkes heybesinde cevaplarla dolaşıyor; bense elimdeki cevaplara uygun soruları arıyorum. Benim talibi olduğum pınarın suyu onunkiyle aynı: insanca, pek insanca… Sana “ağabey” diyebilir miyim Friedrich? İyi ki vardın. Seni unutamadığım için iyileşemiyorum.
  • 406 syf.
    ·2 günde·Beğendi·5/10
    Düşüş sevdiğim bir seriydi. Sonrasında çıkan Affedilmeyen beni biraz hayal kırıklığına uğratsa da yeni çıkan bir seri olduğunu görünce ister istemez heyecanlandım. Sonuçta Lauren kate sevdiğim bir yazardı ve bir kitap için kadını harcamak olmazdı…
    Lauren kate kitapları genelde benim için çerez gibi oluyor. Başladığım gibi bitiriyorum. Gözyaşı da öyle oldu. Fakat düşüş kadar sevemedim. Her yazdığını düşüş serisi ile karşılaştırıyorum belki ama onun üstünde bir şey bekliyordum ne yapayım…
    Gözyaşı çok derin değil ama merak uyandıran kolay bir anlatım. Belki de artık lisede olmadığım için eskisi kadar heyecanlı gelmedi… Ama yine de kötü değil.
  • İnsanların Profilinde okuduğumuz ortak kitapları görünce mutlu oluyorum