“__İnsana da, insanlığa da düşmanım ben.
Sana gelince', keşke köpek olaydın da
Birazcık olsun sevebileydim seni!”__(s.77)
Bu alıntıyla öfkeyle birlikte derin bir hayal kırıklığının dışa vurumu olarak karşımıza çıkarıyor, Timon’un geldiği noktayı değil, nasıl o noktaya sürüklendiğini anlatıyor. Bir zamanlar insanlara güvenen, veren, paylaşan birinin, aynı insanlardan gördüğü vefasızlıkla içten içe nasıl değiştiğini daha ilk satırda hissettiriyor. William Shakespeare, Atinalı Timon eserinin tonunu bir replikle kuruyor, sevginin nefrete dönüşebileceğini, insanın kırıldıkça sertleştiğini anlatmaya başlıyor.
Oyunu ilk başlarda oldukça parlak ilerliyor. Timon herkese veren, insanları etrafında toplayan dostlukla beslenen bir karakter olarak kuruyor. etrafındaki insanların çoğu onun cömertliğinden besleniyor gerçekten bağlı kalmıyor. Apemantus’un “Övülmek isteyen övenden daha değerli değildir.” sözü daha baştan bu düzenin sahte olduğunu hissettiriyor.
Zamanla Timon’un parası tükeniyor ve o kalabalık yavaş yavaş dağılıyor. İşte kırılma tam burada başlıyor. Bir zamanlar sofralar kurduğu insanlar ona sırtını dönüyor. Bu noktadan sonra oyun bir çöküşten çok, bir dönüşüme evriliyor. insana olan inancını tamamen kaybettiğini gösteriyor.
İnsan verdiği kadar değer görmediğinde kırılmıyor sadece değişiyor da Timon’un yaşadığı şey bir hayal kırıklığından öte, insanlığa karşı duyduğu derin bir öfkeye dönüşüyor. Shakespeare hikayeyle dostluk kavramını sorguluyor. Gerçek dostlukla çıkar ilişkisi arasındaki farkı gösteriyor. İnsanların iyi gün dostu olduğunu, zor zamanlarda geriye pek bir şey kalmadığını net bir şekilde hissettiriyor.
Okurken sahneler keskin bir şekilde değişiyor. Kalabalık ve canlı ortam yerini birden sessiz ve karanlık bir atmosfere bırakıyor. Bu geçişleri