Bay Wonka koşmaya devam ederken, "Her şeyin zamanı var!" diye seslendi. "Bu kadar sabırsız olma!"
Sayfa 143 - Can Çocuk Yayınları·Kitabı okuyor
Roman
Kendi üstüne kapanan birey, taşınabilir bir dünya kazanır; bu dünyanın baştan çıkarıcılığını korumaya, daima yeni duyumlar keşfetmeye, sınırları daha öteye itmeye çalışır, bedenini ayrıcalıklı partner konumuna terfi ettirir. Faili, kendi varoluşuna ten katmak için bedenini dert edinmeye iten şey, pekâlâ dünyanın teninin kaybedilmiş olmasıdır. İnsan, yanı başında bulamadığı müşfik ve suç ortağı partneri kendinde bulur. Aynı zamanda, bedenin dert edildiği yerler de geçici ve sıcak karşılaşmalara açık, kendini çok kaptırmadan keyifli saatler geçirilebilecek yerlerdir. Beden tutkusu, bedeni daha ziyade insanlık halinin çaresizliği olarak gören ikiciliğin geleneksel içeriğini kuşkusuz değiştirir. Modernitenin bu veçhesinde beden tartışılmaz bir değerle ilişkilendirilir ve bu hayranlık onu psikolojikleştirme, ona bir tür ruh katarak (simge katarak) mutlu mesut yaşanılabilir bir yer kılma eğilimindedir. Beden, başkasının yerini tutan bir şeyi kişi ölçeğinde canlandırır. Görünüşle ilgili bu kaygı, bu gösterişçilik, insanı koşmaya ya da para harcamaya yönelten bu "iyi olma" istemi, bedenin toplumsal bakımdan silinmekte olduğu gerçeğini kesinlikle değiştirmez. Bedenin üstü örtülmeye devam etmektedir; bunu en iyi ortaya çıkaransa yaşlılara, ölmekte olan insanlara, engellilere reva görülen akıbet ve hepimizde bulunan yaşlanma korkusudur. Bir tür kişiselleştirilmiş ikicilik güç kazanmaktadır; bunu "özgürleşme"yle karıştırmamak gerekir. Bu bakımdan insan, ancak bedenle ilgili her türlü kaygı ortadan kalktığı zaman özgürleşecektir.
Sayfa 53
Alıntı
Reklam
Birinin bir katile karşı uyarmak için diğerinin arkasından koşması ve diğerinin de bizzat onu katil sanması, bu yüzden de kendi mahvolduğunu doğru koşmaya devam etmesi gibi bir şey…
Sayfa 33 - Türkiye İş Bankası Yayınları 8. Basım·Kitabı okudu
Amok nedir bilir misiniz?
“Amok mu?.. Sanırım hatırlıyorum… Malezyalılarda görülen bir tür sarhoşluk…” Bu sarhoşluktan daha fazla bir şey... bu delilik, bir tür insan kudurması... ölümcül, anlamsız bir saplantının krize dönüşmesi hali, bu başka hiçbir alkol zehirlenmesiyle kıyaslayamazsınız… orada kaldığım süre içinde bizzat ben de birkaç vakayı inceleme fırsatı buldum —söz konusu başka­larının derdi olunca nasıl da hep daha zeki ve daha nesnel oluruz— ama kaynağının korkunç gizemini ortaya çıkarmayı başaramadım. Bir şekilde iklimle ilgisi vardı, ani bir patlama noktasına gelinceye kadar sinirler üzerinde bir fırtına gibi baskı yaratan o boğucu, yoğun atmosferle... Sonuç olarak Amok... evet, Amok şöyle bir şey: Bir Malezyalı, son derece sade, son derece iyiliksever bir insan, içkisini içiyor... orada öylece oturuyor, duygusuz, umursamaz, donuk... tıpkı benim odamda oturduğum gibi... ve birden ayağa fırlıyor, hançerini kapıyor ve sokağa koşuyor... dosdoğru koşuyor, hep dosdoğru... nereye olduğunu bilmeden. Yolda karşısına ne çıkarsa çıksın, insan, hayvan, hançeriyle vurup yere seri­yor ve kan sarhoşluğu onu daha da öfkelendiriyor... Koşan adamın ağzından köpükler saçılıyor, delirmiş gibi uluyor... ama koşmaya devam ediyor, koşuyor, koşuyor, artık ne sağa bakıyor ne solda duruyor, sadece tiz çığlığıyla, elinde hançe­riyle öyle korkunç bir halde ileriye doğru koşmaya devam ediyor... Köylerdeki insanlar bir Amok koşucusunu hiçbir gücün durduramayacağını bilirler... onun koşarak gelmekte olduğunu gördüklerinde herkesi uyarmak için bağırırlar. ‘Amok! Amok!’ ve herkes kaçışır… ama o koşmaya devam eder, hiçbir şey duymaz, sürekli koşar, hiçbir şey görmez, karşısına çıkan her şeyi yere yıkar… ta ki biri onu kuduz bir köpek gibi vurup yere serene ya da kendiliğinden köpükler içinde yere yıkılana
Sayfa 30 - Türkiye İş Bankası Yayınları 8. Basım·Kitabı okudu
F.Kafka ve aşçı kadın çocukluk diyaloğu
...Yalvarmaya başlardım, o kafasını sallardı; ne kadar çok yalvarırsam, uğruna yalvardığım şey bana daha değerli, tehlikede de daha büyük görünürdü, olduğum yerde durup özür dilerdim, beni sürüklerdi, ben de onu, bana yaptığına karşılık olarak anne babamla tehdit ederdim, gülerdi, burada herşeye kadir oydu, dükkan kapılarına köşe taşlarına tutunur, beni affedene kadar yürümeye devam etmek istemez, eteğini çekiştirirdim (onun içinde kolay değildi), bu olayları da mutlaka öğretmene anlatacağını söyleyerek beni sürüklemeye devam ederdi, vakit gelir, Jacob Kilisesi' nin canları 8' i vurur, okul zili duyulur, diğer çocuklar koşmaya başlardı, geç kalmak her zaman en büyük korkum olduğu için artık bizim de koşmamız gerekirdi ve koşarken aklımda hep aynı düşünce olurdu: "Söyleyecek, söylemeyecek"
Sayfa 91 - Timaş Yayınları
Alıntı
Sağdan sollayın ;)
Ömür dediğimiz otobanda sürekli sol şeridi işgal ederek koşmaya devam edemezsiniz.
Reklam
Reklam