Tiranlıklar. Tiranlıklar birbirine zıt iki şekilde korunur: (i) bir dizi yöntemin kullanılmasıyla tiranlığı pekiştiren geleneksel yol ki bu yöntemler kötülük bakımından elinden gelen hiçbir şeyi ardına bırakmaz ve tebaa arasında (a) uysallık, (b) karşılıklı güvensizlik ve (c) zayıflık yaratmaya çalışır; (ii) tiranlıkları daha kralca bir hale getiren aksi yolda, tiran (a) kentin servetinin koruyucusu ve kollayıcısı olarak görünür; (b) askeri erdem, ölçülü davranış, himaye ve dindarlık yoluyla haysiyetli ve saygıdeğer görünür; (c) payeleri adil ve titizlikle dağıtır ve küstahça davranışları önler veya bunları örtbas eder; (d) hem ileri gelenlere hem de halka karşı bir dost gibi görünür. Bu ikinci yol tiranlığı daha iyi ve daha uzun ömürlü kılar ve tiranın kendisini de daha iyi bir insan haline getirir.
Dediğimiz gibi, despotik yönetim ile politik yönetimi ilk olarak hayvanda görürüz. Çünkü ruh bedeni efendinin köleyi yönettiği gibi, zihin ise arzuyu politik yönetimde veya kralca yönetimdeki gibi yönetir.
Bu da; bedenin ruh tarafından, ruhun duygulu kısmının ise ruhun akıl yetisine sahip kısmı olan zihin tarafından yönetilmesinin doğaya uygun ve beden için faydalı bir durum olduğunu; aralarındaki ilişki eşitlendiği veya tersine döndüğünde ise her biri için zararlı olduğunu açıkça göstermektedir.
Aynı şey insan ve diğer hayvanlar söz konusu olduğunda da geçerlidir:
Evcil Hayvanlar: Doğaları vahşi hayvanlardan daha iyidir; bunların insanlar tarafından yönetilmesi iyidir, çünkü böylelikle korunmuş olurlar.
Cinsiyet İlişkisi: Erkeğin dişiyle olan ilişkisi; daha üstün olanın daha altta olanla veya yönetenin yönetilenle olan ilişkisi gibidir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
...açık yüreği, hoş sohbeti, candan dostluğu, gülümser, acıyı tatlı eder filozofluğu, kimseyi kırmadan kimseye boyun eğmezliği, saygısızlığa, zevksizliğe, dalkavukluğa, fırsatçılığa düşmeyen şakalarıyla kendini sevdirmiş, hiç akademik olmadan akademi azası olmuş, kralı tutmadan kralca tutulmuş, dost evlerinde yata kalka, gönlünce okuya yaza, masallar dolusu güle söyleye yaşamış ve yetmiş dört yaşında, son masalı başında, uyur gibi ölmüş.
Sümerli "kral duvarı yıktı" demiyor. "Duvar kralca yıkıldı" gibi bir cümle kullanıyordu. Ama Sümerce ile Türkçe arasında gramer yönünden tesadüfü aşan güçlü benzerlikler olan kurallar da vardır. Mesela söz dizimi (eskilerin deyimiyle nahiv modern deyimle sentaks) inanılmaz benzerlikler gösterir.
Yaradılıştan kralca bir yanı var,
Asıl korkulacak yanı da o.
Her şeyi göze alabilir; yürekli adam, Üstelik aklını da kullanır yiğitliğinde,
Çürük tahtaya basmadan yapar yapacağını.
Bir tek onun varlığı korkutuyor gözümü.
Yanında kafam siniveriyor sanki;
Antonius da Caesar'ın yanında öyle olurmuş.