Kimi zaman kendime soruyorum: Kendimizi hangi hikayede kandırıyoruz? Talihsizlik karşısında paçamızı kurtarmak için mi yaşıyoruz, bir kriz anına karşı koyabilmek için saf bir çıkar birliği ni bu? Yoksa başka değerlerle birlikte yeni bir yaşam tarzı mı doğuyor.?
İnsan sıkıştığında dua eder, rahatladığında unutur. Gazali bu refleksi dua olarak görmez ve net konuşur: "İnsan ihtiyacı sıkışınca dua eder; bollukta ise unutur. Bu hal, duanın değil nefsin işidir" Burada dua bir yönelme değil, bir acil durum çağrısına dönüşmüştür. Kriz geçince çağrı da kapanır.
"Çok ama çok dikkat et," dedi Win."Ortalık dedikodu kaynıyor."
"Nasıl yani?"
"Kellene fiyat biçmişler,"dedi Win. Sanki bir kokteylde şakalaşıyormuş gibi rahattılar. "Seni ortadan kaldıracak kişiye otuz bin dolar vereceklermiş."
Myron suratını buruşturdu. "Otuz bin mi? Benim değerim bu muymuş yani? En az altmış yetmiş bin olmalıydı."
"Ekonomik kriz dostum. Zor günler yaşıyoruz."
Medyayı tekeline alan oligarşi tüm başarısızlıklarını tekrar tekrar başkalarının üzerine atıp dikkati hayali ya da gerçek dışı mihraklar üzerine çeker. Böyle bir oligarşide yaşadığınızda öncelik sağlık hizmetleri ve çevre kirliliği gibi sıkıcı konular değil her daim patlak veren şu veya bu krizdir. Millet dış saldırılara ya da şeytani darbelere maruzken, dolup taşan hastaneleri ve kirli dereleri kim kafaya takar ki? Yozlaşmış bir oligarşi dur durak bilmeyen kriz selini bahane ederek egemenlik süresini dilediğince uzatabilir.
Sana kızdım diyelim. Yolda yürürken kafamın içinde konuştuğumuzu düşünmeye başlarım. Sen bir laf edersin, ben sana cevap veririm. Sonra sen cevabıma cevap verirsin, ben verdiğin cevaba cevap veririm. Böyle böyle kavgaya tutuşuruz. Sonrasında duruma göre öfkelenirim, hatta küserim, bir zaman sonra barışırım. Ne bileyim işte, duygudan duyguya girerim, ruhun bile duymaz.