Sümbül Yanardağı'nın talanında bulunmuş paramparça bir cerendi, ipekten damıtılmış lacivert sevdanın çok çocuk öldürdüğü bir hatayı anlayarak başladı aşka ve süreğen bir tutkuyla kısalttı sevişmeleri.
Bu yakası paçası darmadağın kentin girişinde mutsuz bir adam, mutsuz bir hayat, yaşanmamış bir deniz yolculuğu, bir tür... bir tür...
Nereye gizleyeceksin kendini (çocuklar sırlarını aynaların arkasına saklarlar ya),
nereye sokacaksın başını, kanayan göğsüne hangi yüzü banacaksın; hangi in, hangi zula sona dek taşıyacak sana ait olan diğerini? Gelmiyor işte beklediğin mektup, çalmıyor sevdiğin kapını!
Bu hüznü kimse ilhak etmez.
Yaşama sevinci adına ne kadar eksikleri, özlemleri varsa, hepsini bir seferde yaşayacak ilk ve son olanağı bulmuşlar gibi saldırgan bir sarhoşluk içindeydiler. İnsanın yaşamında karşılığı olan hiçbir sevinç bu kadar pervasız ve doyumsuz olamazdı. Bir katkılarının olmadığı ve olamayacağı, bulutlar kadar herkese ait ve kimseye ait olmayan bir başarıyı sahiplenmenin emeksiz ve abartılı kibriyle doyuruyorlardı hiçlik duygularını. Bir şeyi bilmekten, anlamaktan çok, sonuçlarına katılarak varlıklarına anlam buluyorlardı. Başka zaman kıyısından geçemeyecekleri ışıklı bir dünyanın eşiklerinden geçiyorlardı sorgusuz yargısız. Herkesin eşitlendiği bir garip silinme içindeydiler. Sevinçten çok hınca benziyorlardı. Bir maçın sonuçlarıyla kurt başına benzettikleri yumrukları arasındaki ilişkiyi kimsenin anlama olanağı yoktu ve sırtlarına geçirdikleri üç hilalli bayraklarla toplumsal narcissusun merceğinde adam büyüklüğü kazanmış birer küçük noktaydılar. Zor doğruya, güçsüzlük üstünlüğe, bilgisizlik genel bir ahlaka dönüyordu kişiliklerinde. Herkesin, içinden hayır dediği yerde acımasız biçimde çoğalıyorlardı.
“Artık evrensel filozof diye bir şey olamaz derdi.Bilgi tek bir zihnin sindiremeyeceği kadar ağırlaştı.Bir gün gelecek derdi, her adam küçük bir parçayı bilecek sadece ,ama onu iyi bilecek.”
Siz, kendilerine düzenli olarak vaaz verdiği cemaatine uğrayıp da onlara küçük oğlunun konuşmaya başlamasını büyük bir gurur ve şevkle anlatan ve o esnada da aklı başında olan adamın acınası hâlini hiç görmez misiniz?
Âdeta şöyle der 'İşte biz de böylesi bir çocuğun babasıyız; bizim makamımızı varın siz düşünün.' Öyleyse bu adamın asli gayesi Allah'ın azametinden bahsetmek değil, çocuğunun hâli vesilesiyle kendine bir fazilet atfetmektir. Yazık ki siz de aynı bu adam gibisiniz; diliniz zahidane bir şeyler geveliyor ama sadrınızda gizledikleriniz bambaşka.
Senin yaşamın, canlılığın güvenceden, sevginin paradan, özgürlüğünün parti ya da kamu düşüncesinden daha önemli olduğu zaman iyi ve güvencede olacak...