Dil, bir toplum için kimlik, kültür ve tarihin taşındığı en kritik köprüydü. Dil ve o dilin aleti konumundaki alfabe değiştiği zaman kimlik, kültür ve tarihe dair bağlamlar ortadan kalkıyor, köksüz ve derinliksiz, dünle yarın arasında kaybolup gitmiş bir toplum meydana geliyordu.
Konutlar kültür tarihinde katedilen seviyelere uygun olarak değişmiştir, Geçmişteki konutların nasıl olduğunu yakın bir geçmişte yeryüzünün çeşitli yörelerinde rastladığımız konutlardan da anlayabiliyoruz. Öyle bir çağda ya şıyoruz ki bu bizi dehşet bir kibre sürüklüyor. Avrupamerikan tarzı bir görünümü sunmayan örnekler hep geri, ilkel olarak algılanıyor. Hâlbuki bu konutların hepsi olağanüstü bir zanaat harıkası ve bir teknik şaheseridir. Meselâ adamlar 40 m cıvarındaki ağaçların tepesine bambu çubuklarından kulübeler inşâ etmişler. Zemin bataklık ve çok rutubetli, her türlü haşere ortalıkta yaşıyor. Buram buram terliyorsunuz.
Çok tatsız bir iklim hüküm sürüyor. Yabani ve yırtıcı hayvanlar da var. Yukarı çıkıyorsunuz, bir kere havası püfür püfür esiyor. Sanki içeride soğuk hava cıhazları varmış gibi serinletiyor. Nasıl yapmışlar bilmiyorum. Ağaca çentikler atmışlar ve olağanüstü çevik insanlar olduklarından maymun gibi zıplıyor, hopluyor, tırmanıyorlar. Ben çıkamıyordum, bana yukarıdan bambu liflerinden örülmüş bir halat atıyorlardı. Ona tutunarak ayaklarımı da çentiklere dayayıp ne zorluklarla çıkıyordum. Bir kere çıktıktan sonra bir daha inmek istemedim. Kalıcı konut dedikleri bu olsa gerek. İçeride ateş yanıyor, yemek pişiriliyor. Hiçbir koku moku yok.
Bozkır Asyanın doğusunda başlar. Örneğin Mançurya bugün artık yok; Çinin erittiği bir millettir, Mançurca da artık kalmamış bir dildir. Ülkemizde Çine yönelmeyi savunan kişiler veya kesimler var ve bu hususların bilinmesi gerekir. Çin olağanüstü bir medeniyetti, artık kalmadı tabi. Bütün dünya İngilizYahudi medeniyetinin kıskacına girmiş durumda. Fakat Çin milletinin en önemli özelliği dışarıdan gelenleri içinde eritmesidir.
Çin, Moğol istilâsına uğradıktan kısa bir süre sonra Moğollar Çinlileşiyor. Çok güçlü ve medeniyet arkalı bir kültür çünkü. Medeniyet bir millete mahsüs olarak üç yerde karşımıza çıkıyor: Çin, Hint ve İslâm öncesi İran, yâni Fars (Eski adıyla Pers). İran da dışarıdan geleni içine alıyor ve eritiyor. İranın eritmesine en fazla konu olanlar da Türklerdir. Meselâ Selçuklu çok ciddi tesir altında kalmıştır. Selçukludan önce Karahanlılar, Safeviler, Akkoyunlular hep eriyıp gitmişlerdir. Şimdi de hızla erittikleri çok önemli bir parçamız olan dogu Türkıstan, yani Uygurlardır. Türkiyede soz konusu edilmiyor ama onlar da bızim beka sorunumuzdan sayılmalıdır.
Bir toplum, milli kültür ve şuurdan mahrum okumuşlarla dolu ise o toplumun başına her türlü felaket gelebilir. Milletin adını ortadan kaldırmak isteyenler, milletin bağımsızlık ve bütünlüğünü umursamayanlar, kendi milletlerinin yaşadığı acıları unutup milleti arkadan vuranların acılarını paylaşanlar, milleti mezheplere, tarikatlara, cemaatlere bölenler iktidara gelebilir.
İnsan tek başına doğa karşısında da, hayatın içinde de yeterince güçlü değildir, olamaz da... İnsanlık tarihi boyunca sadece ve ancak hep bir aradayken medeniyetler kurmayı başarmışız, dilleri icat etmişiz, bir üretim düzeni kurmuşuz ve kültür ortaya çıkarmışız.
Aşırı bireysellik, yaşadığımız çağı bir yalnızlar evrenine dönüştürdü farkındaysan. Kalabalık aileler yok, kalabalık komşuluklar yok, kalabalık arkadaş grupları yok. Bir ya da iki çocuklu aileler kuruyor, onları da çoğunlukla kaybediyor, bir arada tutamıyor, dağılıyoruz.
İçinde yaşadığımız evler büyüdü belki ama aileler küçüldü. Uzaya turist gönderiyoruz ama, en yakınlarımızdan çok daha uzağız, bir araya gelemiyoruz.
Tek başıma hayatta kalmayı başarırım belki ama seninle bir işe de yaramaya başlarım, biz oluruz.