• İslamiyet halk tabakalarının 'kültür'üdür. Bu sözde dünyevi kültür ise aydınların dini...
  • 70'li yıllarda Türk toplumunun bekarete bakış açısının yansıtılmaya çalışıldığı, kalemin gereksiz yere kullanıldığı bir eser. Orhan Pamuk realist ve bol sıfatlı cümleleriyle daha işe yarar bir konuyu ele alıp böyle upuzun bir kitap yazsaydı edebiyatseverler için estetik hazzın yanında fayda ve kültür de verebilirdi. Zira kitap toplum normlarına karşı bir eleştiri niteliğinde olsa da hikaye aşk zırvalığına ve gereksiz aldatma olaylarına hortuma kapılan koca bir otobüs misali daldığı için verilmek istenen "tabuları olan bir toplumda bekaret algısı insanların hayatlarını tıpkı para hırsı gibi yönetip onları intihara bile sürükleyebilir. Faydalı bir yaşamı büyük ölçüde engelleyebilir." fikri hikayenin yanında fazla sönük kalmış. 600 sayfaya da sığdırılamaması ve kendinden 12 yaş küçük birine hallenen esas oğlanın sondaki gereksiz çabaları da yazarı gözümden düşürdü tabii ki. Bu arada Orhan Pamuk'un ortaya koyduğu tek yapıcı fikir 'müze' fikri olmuş burada. Mutlaka ziyaret edeceğim.
  • Kültür ve turizm Bakanlığı dahi Mardin'i bu kadar güzel tanıtmamıştı
    be Mahmut Orhan.
  • Euripides (mö y.484-406): atina’nın yetiştirdiği üç büyük tragedya şairi arasında en fazla eseri günümüze ulaşan sanatçı olarak özel bir yeri vardır. bu özelliği şenliklerde aiskhylos ve sophokles kadar birincilik ödülü kazanmamış olsa da halk arasında daha çok beğenilen bir ozan olmasına bağlanır. euripides’in oyun kahramanları insana özgü zayıflık ve kusurları taşırlar, yaşadıkları tragedyalar da bu kusurları ile vazgeçemedikleri tutkularından kaynaklanır.
    euripides çağdaş tiyatroya en yakın eserler veren klasik ozan, ya da modern ozanların ilki sayılabilir. ölümünden sonra sahnelenen iphigenia aulis’te tragedyasının devamı olduğu halde iphigenia tauris’te daha önce, mö 414-413’te sahnelenmiştir. eser antik yunan toplumunda çok değer verilen bir konuyu, dostluk ve kardeş sevgisini konu eder. aristoteles’in poetika’da sıklıkla değindiği iphigenia tauris’te, antik tiyatronun teknik açısından en başarılı örneklerinden biri kabul edilir.
  • Saat ustası maceraperest bir babanın oğlu olarak dünyaya gelen
    jean-jacques rousseau (1712 cenevre – 1778 paris), 18. yüzyıl avrupası’nda emekçi sınıfa mensup yoksul bir çocuğun, toplumun sınırlarını zorlayan özgün bir düşünüre dönüşmesinin simgesidir.
    küçük yaşlardan itibaren yaratıcı ruhunun etkisiyle toplum ve düzenle uyum sağlayamamış, 16 yaşında evini terk ederek başına buyruk yaşamış, düzenli eğitim almamış ve çok sınırlı süreler dışında düzenli bir işte çalışmamıştır. okuduğu kitaplardan ve gezgin hayatı sırasında toplumun her kesiminden tanıdığı insanlarla yaşadığı tecrübelerden edindiği birikimle kendi kendini eğitmeyi başararak fırtınalı ruhuna huzur sunmak için otuzlu yaşlarında yazmaya yönelmiştir.

    ancak yazmak bile fransız devrimi’ne doğru giden bir süreçte artık iyice yozlaşmış aristokratik davranış ve düşünce kalıplarının egemen olduğu toplumsal yapıdan ve ilişkilerden bunalan bu asi dehaya ilaç olmamıştır. mevcut kültürün aldığı yolu tartışan ve eleştiren, öğretisini insanın doğal özüne uygun ve bu özü bozmayacak, tam tersi geliştirecek sağlıklı ve adil bir yeni kültür anlayışı üzerine kuran rousseau, düşüncesiyle yaşayışı arasında en çok benzerlik olan özgün filozoflardan biri olarak dinsel ve siyasi egemenlerin baskısına uğramıştır.

    bu baskılardan bunalsa ve hassas ruhsal dengesini giderek yitirmeye başlasa da fikirlerinden taviz vermemiş, özellikle toplum sözleşmesi ile özgürlük, eşitlik, kardeşlik arayışının ışığı ve fransız devrimi’nin esin kaynağı olmuştur. gücünü doğadan alan yaratıcı düşünceleriyle
    19. yüzyıl felsefesine, özellikle de romantizm akımına ilham vermiştir. devrimci bir yaklaşımla çocuk eğitimi üzerine yazdığı emile, çocukluk çağlarının insan oluşumundaki önemini belirlediği ve üst sınıftan bir kadının sözleriyle, “annelere, bebeklerini emzirmeyi öğrettiği” için, büyük etki sahibidir. otobiyografi tarzının atası sayılan itiraflar, benliğin karanlık yönlerini araştırması açısından psikanalize giden yolun ana taşlarından sayılır.
  • 1862 yılında prusya kralı ı. wilhelm tarafından başbakan olarak atanıp sol liberal ağırlıklı meclisin karşısına çıkan otto von bismarck (1815 – 1898), burada yaptığı konuşma doğrultusundaki icraatıyla tarihe geçmiştir: “ülkemizin viyana antlaşmasıyla çizilmiş sınırları devletimizin varlığını sağlıkla sürdürmesi için elverişli değildir. günümüzün büyük meseleleri müzakereler ve ekseriyet kararlarıyla değil, kan ve demirle çözülecektir.” bismarck, harbiye bakanı roon’un ordu reorganizasyonu ve genelkurmay başkanı moltke’nin savaş stratejisi üzerinde yükselen bu kan ve demir siyasetiyle, alman birliğini sağlamıştır. prusya önderliğinde bir araya getirdiği alman dil ve kültür dairesine mensup küçük devletler, peşpeşe savaşlarla danimarka’yı, avusturya’yı ve fransa’yı yenerek 1871 yılında alman imparatorluğu’nu kurmuştur. bu gelişmenin ardından avrupa siyaseti üzerinde bismarck’ın artan etkisi, ayastefanos antlaşması’nın ağır hükümlerini yumuşatarak osmanlı’ya hayat öpücüğü veren 1878 berlin kongresi’nde kendini bir kez daha hissettirmiştir.
  • Dünyanın ilk süperstarı sarah bernhardt (1844-1923), etkileyici fiziği, yeteneği ve çelik gibi iradesiyle yıllar içinde fransa’nın itibarlı tiyatrosu comédie française’in en dikkat çekici aktrisi olmuş, sonra kendi tiyatrosunu kurarak kimi zaman mali açıdan zorlansa da sahnelerden kazandığını yine mesleğine yatırmış ve paris’e enfes bir tiyatro binası kazandırmıştır. sadece seyircisini esir eden müthiş oyunculuğuyla ve erkekleri bağlayan baskın kişiliğiyle değil, aklına estiği gibi yaşamasıyla, aşk skandallarıyla ve geniş çevresiyle de her zaman kendinden söz ettirmiştir. sahnede yüzden fazla karakter canlandırmıştır. hem ophelia’yı hem de hamlet’i oynama başarısını gösteren sayılı oyunculardandır. alexandre dumas’nın kamelyalı kadın’ı ile oscar wilde’ın salomé’sine ilham vermiştir. marcel proust tarafından kayıp zamanın izinde’deki berma karakteriyle ölümsüzleştirilmiştir. avrupa’ya, amerika’ya, rusya’ya defalarca turne yapacak kadar izleyici çeken, abd’de red kit çizgi romanına dahil olan, istanbul’da abdülhamit’ten ihsanlar alan büyük aktris, bacağı kesildikten sonra bile kopmadığı sahne tutkusunu ve coşkulu hayatını hakkıyla dile getiren elinizdeki biyografide hayat buluyor.

    “sarah bernhardt’ın bir benzeri yoktur. bütün zekâsını, bütün içgüdülerini ve deneyimlerinden edindiği sahne bilgisini rolüne katar.”