Puan vermedi·148 syf.··
2026 139. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 12:38
Kumsal 3: Hindistan-Pakistan serinin önceki kitaplarındaki dostluk ve macera duygusunu korurken bu kez okuru daha karanlık ve düşündürücü bir hikâyeye götürüyor. Eyüp, Emre, İlker, Ahmar ve Yumi, yeni bir şifrenin peşinden İstanbul’daki Yerebatan Sarnıcı’na uzanan bir maceraya atılırken, sadece insanları değil toprağı ve bitkileri de etkileyen gizemli Medusa Virüsü’nün izlerini sürüyorlar. Hikâye ilerledikçe virüsün arkasında, zenginlik ve güç uğruna tehlikeli seçimler yapan Faysal’ın olduğu ortaya çıkıyor. Ancak kitap, karakterleri yalnızca iyi ve kötü olarak ayırmak yerine; hata, pişmanlık, sorumluluk ve ikinci şans kavramları üzerine düşündürüyor. Faysal’ın yaptıklarının sonuçlarından kaçamaması, insanın bazen en büyük cezasını kendi hatalarının içinde bulabileceğini gösteriyor. Serinin bu kitabında cevaplardan çok sorular öne çıkıyor. Medusa Virüsü’nün tamamen durdurulup durdurulamayacağı, insanların ve doğanın kurtulup kurtulamayacağı belirsiz kalıyor. Belki de kitabın en güçlü yanı bu: okuru kesin bir sona ulaştırmak yerine düşünmeye devam etmeye davet etmesi. Ortaokul öğrencileri için sürükleyici bir macera sunarken; bilimin sınırları, sorumluluk, adalet, sessiz kalmanın bedeli ve affetme gibi konularla P4C tartışmalarına da zengin bir zemin hazırlıyor. Kapanışındaki soru işaretleri, kitabın son sayfası kapandıktan sonra bile hikâyenin zihinde yaşamaya devam etmesini sağlıyor
Kum Saati 3Fatih Tuncay · Bilgi Yayınevi · 202418 okunma
9/10
·176 syf.··
2026 67. kitabı
Zeytindağı kitabı Cemal Paşa’nın emir subayı olarak görev yapan Falih Rıfkı Atay’ın hatırlarını kaleme aldığı eseridir. Osmanlı’nın son dönemlerinde durumun ne kadar içler acısı olduğunu gözler önüne seren bu eser, ders verir niteliktedir. Toplumsal ve yönetsel anlamda zorlukların gözler önüne serildiği, ver olmaya çalışan bir devletin parçalarını birleştirmenin imkansızlığını hissettirdi. Özellikle mevzu bahis Suriye-Filistin ve Kanal cephesinde askerlerimizin bilinmezlik içinde ölüme sürüklenmesi, milli bağımsızlık olgusundan tamamen bağımsız, Alman, İngiliz… seviciliği. Kitapta yer aldığı şekliyle” Şeria boyunda, Aden etrafında, çorak Medine içinde, taş ve kum çöllerini geçip Şam’dan Medine’ye giden Hicaz hattı üzerinde binlerce kahraman bu yazın usanç veren günlerini de ateşe, ısınmış demire karşı ve kızgın toprak üstünde geçirecekler” bölümü aslında bizlere anlatıyor durumun vahametini. 1. Dünya savaşında olmak ve kaybetmek zorunluluğu aslında kaçınılmazdı. Cumhuriyetin ve bağımsızlığın kıymetini bilmek gerek…
1000Kitap
ZeytindağıFalih Rıfkı Atay · Pozitif Yayınları · 202414,8bin okunma
Reklam
Puan vermedi·83 syf.··
2026 13. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 16:58
Halil Cibran ile tanıştığım ilk kitap. Kitap, edebiyat roman tarzında değil aforizmalar olarak yer ediniyor. Millet ayılıp bayılıp, öve öve bitirememiş ama bence çok da bir numarası yok. Kötü değil, iyi de değil. Okunmazsanız bir şey kaybetmezsiniz, tıpkı okurken kazanacağınız bir şey olmayacağı gibi. Kitabı okurken iletilere başlık atarak her zaman ki stilimle insanların özellikle XX kromozomluların omurgasızlığa kayarak, dalga geçip, eğlendim.
Alıntı
Kum ve KöpükHalil Cibran · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202516,3bin okunma
Şeytan - Halil Cibran
7/10
·60 syf.··
Beğendi
·
2026 176. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 15:49
Halil Cibran'dan okuduğum 13. kitaptı, sıcağı sıcağına şunu söyleyebilirim ki, Ermiş Meczup Ermişin Bahçesi Kum ve Köpük Bu 4 kitabı gerçekten iyiydi. Bundan sonraki kitaplar vasattı, pek sarmadı. Herkese keyifli okumalar desem bile bu kitabı tavsiye etmiyorum :) Kitaba 6.7/10 puan veriyorum.
ŞeytanHalil Cibran · Kafekültür Yayıncılık · 0525 okunma
Kitap Tarih Kitabı Değildir
Puan vermedi·510 syf.··
2026 2. kitabı
Bu yüzden kitapta tarihi olaylardan çok, hoşuma giden alıntıları paylaştım. Kitapta hurafeleri, iftiraları baz alarak kurgulanmış tarihi bi içerik olmayan romandır. O dönemde 100 bin haşhaşinin yaşadığı iddia ediliyor. Bu rakam oldukça uydurma bir rakamdır. Zira rakamların sayısı gerçek olsa Selçuklu'da bütün devlet kademelerini kontrol edebilme ve hatta yok edebilme gücüne sahip olabilirlerdi. Kitapta gerçek nerede bitiyor , kurgu nerede başlıyor pek ayırt edilemiyor. Gelelim Hasan Sabbah yani Nam-ı diğer Yüce Seyduna'ya; Hasan sabbah'ın ataları Yemen'den gelme bir aileye mensup ama bu aile zamanında göç edip İran'daki Kum şehrine geliyor. Hasan Sabah İran'da Kum şehrinde dünyaya geliyor. Hasan Sabbah'ın babası da Şii inancında önde gelen alimlerden birisidir. Oğlunun da bu şekilde yetişmesini ve bu konuda da hoca olmasını istiyor. Bu nedenle oğlu Hasan Sabbah'ı Rey şehrine gönderiyor. Hasan Sabbah dönemin büyük zatlarından Nişaburin'in yanına gidip ondan eğitim alıyor. Hasan sabbah'ın babası oğlunu neden oraya gönderdi ? 12 Şii inancında olduğu ve oğlunun orada büyük bir eğitim almasını istediği için. Ama burada başka bir etken işin içine giriyor. Zaten o dönemde İsmail'iler Şiilik'ten ayrılıyor. Babası İsmail'leri sevmiyor, Hasan Sabbah İsmail'lere karşı antipati duyuyor.İsmaili zatları ile tanışıyor. Tanıştıkları zatlar İsmail'iligi Hasan Sabbah'a anlatıyor. Bir süre sonra Hasan Sabbah'ta İsmail'iligi mantıklı buluyor ve İsmail'i kanadında bir Dai( Fedai) olmaya karar veriyor. Hasan Sabbah'ı İsmail'ilige geçiren zat Fatimi İsmail'isidir. Hasan sabbah'ın ne kadar zeki ve bu propagandayı iyi yöneteceğini bildiği için Dai olmasına izin veriyor. Hasan Sabbah Fatimi merkezinde eğitim aldıktan sonra görevini yerine getiriyor ve insanlara Fatimiligi, İsmail'iliği
Fedailerin Kalesi AlamutVladimir Bartol · Koridor Yayıncılık · 201250bin okunma
Dalgalar: İnsan Seslerinden Kurulu Bir Deniz
8/10
·256 syf.·
2026 179. kitabı
İzmir'in kuzey kıyılarında, Çandarlı'nın Denizköy sahilinde öğleden sonranın ağır ışığı denizin üzerine serilmişti. Karşıda uzanan kıyı çizgisi, acele etmeyi unutmuş insanların bıraktığı bir sessizlik gibi duruyordu. Kıyıda birkaç tekne, güneşten solmuş iskeleler, rüzgarın yıllardır aynı sabırla aşındırdığı taşlar vardı. Denizköy'ün çevresindeki tepeler, Ege'nin o kendine özgü dinginliğiyle suya bakıyor, su da gökyüzünü hiç bozmadan taşıyordu. Bugün inceleme masam yoktu. Bir kütüphanenin rafları, bir çalışma odasının duvarları ya da bir kahve fincanı da yoktu. Elimde yalnızca Dalgalar vardı. Kitabı incelemek için en uygun yere gelmiştim. Birkaç adım ilerledim ve fazla derin olmayan kıyı suyunun içine girdim. Su önce dizlerime, sonra belime ulaştı. Ardından eğilip denizin dibine oturdum. İki dakika sürecek bir inceleme için bundan daha doğru bir yer bulmak mümkün değildi. Çünkü elimdeki kitap yalnızca insanların hikayesini anlatmıyordu. Akışı, ritmi, tekrarları ve geri dönüşleriyle bizzat bir deniz gibi davranıyordu. Dipteki kum ince ve açıktı. Aralarda deniz çayırları hafifçe salınıyor, güneş ışıkları suyun yüzeyinden kırılarak zemine gümüş çizgiler halinde düşüyordu. Her dalga geçtiğinde ışık desenleri değişiyor, sanki görünmez bir el denizin tabanına yeni şekiller çiziyordu. Tam o sırada Ravi göründü. Bir şeyler söylemek istiyordu. Arkasından Hiç geldi. Münzevi de kıyının biraz ilerisinde bekliyordu. Ama bugün süre yalnızca iki dakikaydı. Elimi kaldırıp onları geldikleri gibi geri gönderdim. Bu kez konuşmayacaktık. Bu kez yalnız kalacaktım. Onlar kıyıya doğru uzaklaşırken etrafımda küçük bir hareketlilik başladı. Birkaç gümüş balığı önümden geçti. Ardından kupesler geldi. Biraz daha ileride mırmırlar kumun üzerinde dolaşıyordu. Bazen yanımdan geçiyor,
DalgalarVirginia Woolf · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20193,962 okunma
Reklam
Reklam