• Eskilerde, çok eskilerde...
    Yazan olmak kolay, yazar olmak zormuş. Ama şimdilerde ve yakın geçmişte yazan olmak zor, yazar olmak çok daha kolay bir hale gelmiş. Gerçek ya da kurgu üzerine bir hikaye kaleme alınıyor. Finalinde düzenleme, betimleme, reaksiyon, imla hataları vesair... Kitabı kitap yapan her şey belirli bir ücret karşılığında bir editör firması tarafından ya da yayın evinin sunduğu ek ücrete tabi çalışmalar sonucunda ortaya çıkarılıyor. Ve o kişi artık bir yazar oluyor. Kitaplarının az ya da çok satmasının hiçbir önemi kalmıyor!
    Kendime hep şu soruyu soruyorum; '' Dönemimde ve yakın geçmiştekiler yazar olarak anılıyorsa, dünya klasiklerini yaratan, kurgulayan, hazırlayan ve sunan insanlar ne oluyor?
    Yazarlık sade bir dilde telaffuz edilen bir kelimedir. Onun dışında ultra yazar, altın yazar, üst düzey yazar diye bir kavram veya bir sesleniş yoktur. Dolayısıyla benim açımdan yazar kelimesinin karşılığı; çok eskilerde teknolojiden uzak, savaşların, sürgünlerin, mahkumluğun, açlığın, yoksulluğun olduğu ve yarattıkları kurgu veya gerçek olan karakterlerin gerek iç gerekse dış dünyalarını adeta okuyana hiç bilmediği bir dönemi, hiç gitmediği ülkeleri sanki içerisindeymiş gibi yaşatan, kaleme alan, dünya klasiklerinin o mütevazi insanlarında'dır...
    Dilsiz Şair
  • 121 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    "Yürüdüğüm yollar hep çıkmaz sokaklara varıyor, elime tutuşturulan adresler yaralanmış bir geçmişe götürüyordu.Kendimi anlatmaya yetecek sözcükler verilmemişti bana..." syf:89

    Kemal Sayar kendi karışık iç dünyasını gerçek ve kurgu hikayeler ile karıştırarak başarılı bir şekilde aktarmış.Okurken yazarın iç dünyasına girmeyi başararak Ruknettinin Kalbi için Kehanetler şiiri geliyor hemen aklınıza (şiiri kitabı okuduktan sonra bir kez daha okumanızı tavsiye ediyorum)

    "Aslında aşktır en çetin meydan muharebesi"

    Bu kitabı sadece Sonsuza Dek Sophie isimli şiirsel mektubu için dahi okumalısınız ..
  • 272 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Selman Kayabasinin okudugum ilk kitabi. Tarih kitabı şanmıştım ama gerçek kişilere dayanan tarihi kurgu romanı. Maceralar ve olay örgüsü insanda merak uyandırıyor. Bir solukta okunuyor.
  • 160 syf.
    ·6/10
    Aytunç Altındal neden öldürüldü?
    Kitapta o kadar ayrıntılı casusluk hikayeleri, hayatları var ki, "abi kesin sende istihbaratın içindesin" demeden edemedim okurken. İnanılmaz hayatlar; gerçi hayat demeye bin şahit ister. Hepsi gölgesinden korkan hayatlar demek daha doğru olur. Keşke biraz daha yazsa diyorsunuz okurken, çünkü yazılanlar kurgu değil gerçek.
    "Vay be o nasıl iş? Hadi ya!" diye diye mırıldanırken bir anda bitti kitap. Kurgusu saçma -bazı- polisiye kitaplarından daha iyi, gerçek casusluk hayatlarını okumak.
  • 235 syf.
    ·8/10
    Zaman zaman sinemaya giderim. Tercihim daha çok macera türü filmlerdir.

    Bilim kurgu filmlerini sevmiyorum. Olmamışın olmuş gibi anlatılması ve hayalin cisme dönüşmesini sevmiyorum. Belki romanını okurum. Çünkü onu hayalde cisimleştiren başkaları değil, benim.

    Aşk filmlerinden de hoşlanmıyorum. Belki de süflileşmesinden, belki de kolay olmasından. Belki rezilliğinden. Ben aşkın zor olanını severim. Ben aşkın bilinmeyenini, ben aşkın sır olanını severim. Belki de hiç anlaşılmayanını. Bu sebeple vıcık vıcık, yolda bulunup parkta kaybedilen aşkların filmlerini de izlemiyorum.

    Fantastik filmlerden de hoşlanmıyorum. Hele böyle garip yaratıkların bir biriyle savaştırılmasını hiç anlamıyorum. Büyücülerin, şeytanların, garip yaratıkların ortalarda dolaştırılmasından hoşnut değilim. Benim hayal dünyamı öldürüyorlar desem yeridir. Harry Potter ilk yayınlandığında üç cildini okudum. Ama hiçbir filmini izlemedim.

    Bütün bunları niye anlattım. Bugünlerde kitaplığımı yeni yerine taşıdım ya, sepetlerden bir kitap düşmüştü yere. Kitap son 30 yıl içerisinde vizyona girmiş filmlerden alıntılar yapmış. Her filmden birkaç kare söz. Ama olsun. Onlar da fikir vermeye yetiyor. Keyiflenmek istediğim ara zamanlarda kitabı okudum, bitirdim.

    Elimde bir de Nurullah Ataç’ın Karalama Defteri kitabı var. Deneme tarzında yazılmış kitapta sinemaya değinen Nurullah Ataç, sinemayı sanatın dalları arasında görmüyor. Çabuk tüketildiğini, izlenip bittiğini, sonrasında kimselere salık veremediğini belirtiyor. Arşivlere girmediğini, alıp kütüphanesine koyamadığını, çevirip çevirip okuyamadığını söylüyor. Belki o zamanlar için bu böyleydi. Ama, Nurullah Ataç şimdilerde yaşayıp, filmlerin değil kütüphanelerde elde taşındığını görseydi sanırım böyle düşünmeyecekti.

    Yazıyı daha fazla uzatmadan o filmlerden birkaç alıntıyı sizlerle paylaşmak istiyorum: Belki birçoğunu sizler de hatırlayacaksınızdır:

    “Herkes ölür, ama herkes gerçekten yaşamaz.” Cesur Yürek Filmi’nden.

    “Korku seni hapiste tutar, umut seni özgür kılar.”
    “İstediğin şeye inan, fakat sana bu duvarların tuhaf olduklarını söylemiştim. İlk önce onlardan nefret edersin, sonra onlara alışırsın. Yeterli zaman geçtiğinde ise onlara bağlanırsın.” Esaretin Bedeli Filmi’nden

    20. Yüzyılın en derin gerçeklerinden biri: “Ne okuyorsanız osunuz.” Mesajınız Var Filmi’nden

    “Hayat bir kutu çikolata gibidir.”
    “Bir gün yağmur başladı ve dört ay boyunca dinmedi. Var olan her türlü yağmuru yaşadık. Küçük damlalı yağan yağmur, eski büyük damlalı yağmur, yandan gelen yağmur, ve bazen de alttan yağıyormuş gibi yağan yağmur.” Forrest Gump Filmi’nden

    “Deliliğin tanımı: Her seferinde farklı sonuçlar bekleyerek, aynı davranışı defalarca yinelemektir.” 28. Gün Filmi’nden

    “Kardeşlerim! Hayatta yaptıklarımız sonsuzlukta yankısını bulur.”
    “Hayat bir rüya, korkulu bir rüyadır.”
    “Ölüm hepimize gülümser, yapabileceğin tek şey senin de dönüp ona gülümsemendir.” Gladyatör Filmi’nden

    “Sence başka gezegenlerde hayat var mı? Bilmiyorum Sparks. Ama şunu söylemeliyim ki, eğer sadece biz varsak korkunç bir yer israfı demektir.” Mesaj Filmi’nden

    “İnanılmaz. Sizi kötülüğe götüren kapı geniş ve cezbedicidir.”
    “Benden ne istiyorsun? Kendin olmanı istiyorum. Biliyorsun evlat, suçluluk; sırtında taşıdığın bir çuval tuğla gibidir. Tek yapman gereken yere bırakmak.” Şeytanın Avukatı Filmi’nden

    “Sen mükemmel değilsin evlat. Aslına bakarsan evlat, tanıştığın bu kız, o da mükemmel değil. Asıl soru şu: Birbiriniz için mükemmel misiniz? Bütün olay bu. Samimiyet denilen şey bu.” Can Dostum Filmi’nden

    “Dedi ki: Rüzgarı yüzünde hissetmezsen, kanatlar neye yarar?” Melekler Şehri Filmi’nden

    “Şeytanın yaptığı en büyük kurnazlık, tüm dünyayı yaşamadığına inandırmakmış.” Olağan Şüpheliler Filmi’nden

    “Yıllardır günahlarımın dönüp beni bulmasından korkuyordum. Bu bedel, dayanamayacağım kadar ağır.” Vatansever Filmi’nden

    “Ailesine yeterince vakit harcamayan asla gerçek bir erkek olamaz.”
    “Düşmanlarından asla nefret etme, bu muhakemeni etkiler.”
    “En zengin adam, dostları en güçlü kişilerden oluşandır.”
    “Düşmanların, hep geride bıraktıklarından yararlanarak kuvvetlenirler.”
    “Çok önemli, kulağına fısıldamalıyım: Güç, gücü olmayanları yıpratır.”
    “Bakın bu taşa. Çok uzun zamandır suyun içinde. Ama su içine işleyememiş. Bakın kupkuru. Avrupa’daki adamlara da aynı şey oldu. Asırlarca Hıristiyanlık onları çepeçevre sardı. Ama İsa içlerine giremedi. İsa içlerinde yaşamıyor.” Baba Filmlerinden.

    “İyiliğimizin ölçüsü kucakladıklarımız, oluşturduklarımız ve aramıza aldıklarımızdır.”
    “Eğer görmemeniz gereken bir şey görmüşseniz diğer tarafa bakmayı öğrenmişsinizdir.”
    “Eğer kazara umutlarınız yıkılırsa asla daha fazla istememeyi öğrenmişsinizdir.” Çikolata Filmi’nden

    “Herkesin cehennemi farklıdır. Hepsi alevler ve acıdan oluşmaz. Gerçek cehennem, yolunda gitmeyen hayatındır.”
    “Bazen kazandığında kaybedersin.” Aşkın Gücü Filmi’nden

    “Dağlar yeterince yüksek değil, vadiler yeterince derin değil. Nehirler yeterince geniş değil. Seni benden ayırmayı hiçbir şey başaramaz. “ Bridget Jones’in Günlüğü Filmi’nden

    “Bir keresinde bana ne demiştin hatırlıyor musun? ‘Her yeni dakika hayatı değiştirmen için yeni bir fırsattır.’ Seninle yeniden karşılaşacağız.” Vanilla Sky Filmi’nden

    “Sen de bundan nefret eder misin? Neden? Susmaktan. Neden hep konuşmak zorundayız? Kendimizi iyi hissetmek için mi? Ne bileyim, iyi bir soru. Özel biriyle birlikte olduğunu, çenesini kapatıp, karşılıklı susabildiği zaman anlıyor insan.” Ucuz Roman Filmi’nden

    “Zafere kurban vermeden ulaşılmaz.” Pearl Harbor Filmi’nden
  • 320 syf.
    ·Beğendi
    Bu kitabı sabah elime aldım ve gece bitirmiştim.

    Uzun zamandır yazar Fitzek ile tanışmayı istiyordum ve sonunda oldu. Yazarın ilk kitabı ile başladım bende. Kesinlikle çok memnun oldum.

    Terapi; psikolojik gerilim tarzında yazılmış oldukça sürükleyici bir kitap. Üslup net, cümleler basit, kelimeler güncel.
    Anlatım kurgunun içeriğine bakılırsa gayet anlaşılır yine de zaman zaman kafa karıştırıcı olabiliyor. Bunda tabi olaylar döngüsünun verdiği yorgunluğun payı var.

    Yazar okuru tamamen kurgunun içine alıyor. Her karmaşayı gizemi sizin çözmenizi ister gibi hiç sır ve ipucu vermeden ilerliyor. Bu yüzden kopamıyor ve hemen diğer sayfaya geçmek istiyor insan. Kısa kısa bölümlerden oluşması ise adeta ara vermek için okura şans veriyor. Yoksa yemeden içmeden okur insan.

    Kurgu; detaylı ve karışık. Ara ara takip etmekte zorlandığım oldu. Kopmadan soğutmadan ilerlemesi güzel. Bir iki yerde mantık hatası mı var dedim ama henüz ustelemedim. Başka okuyanlarla paylaşmayı düşünüyorum.

    Konusu görsellerde arka kapakta yazıyor. Sonu güzel bağlanmış, yoruldugumuza karşılık bir anda çözüyor yazar olayı. İyi bir film olabilir.

    Edebi anlamda bakarsak türünde bir klasik olamaz bana göre. Çünkü basit anlatım ve sıradan kurgulama söz konusu. Gerçek olan şu ki yazar güncel olarak adını herkese duyurur.
    Bu arada kitap okuma alışkanlığı edinmek isteyen fakat okurken sıkılıyorum diyen arkadaşlarınıza bu kitabı tavsiye edebilirsiniz. Sıkılmadan okuyabilirler ve güzel bir başlangıç olur.

    Tanışmanızı kesinlikle tavsiye ederim.
  • 144 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    Bu kitap ilk çıktığında çok heyecanlanmıştım. Hogwarts'ta okuttukları sihir tarihi dersinin kitabına benzeyeceğini düşünmüştüm, sonra içini inceleyince hayal kırıklığına uğrayıp rafa kaldırdım. Kitap uzun süre rafta bekledikten sonra pek bir beklentiye girmeden alıp okumaya başladım. Evet, hala beklediğim gibi değildi ama kötü de değildi, hatta bayağı iyiydi. Kitabı okurken gerçek ve kurgu birbirine karışıyor, bu da büyü dünyasıyla bağı arttırıyordu. Hatta bazen verilen bilgiler yeterli gelmiyor, internetten üzerine araştırma yapıyordum. Yaptığım her araştırmayla ve Harry Potter'ın ne kadar sağlam temellere dayandığını fark etmemle Rowling'e olan saygım daha da artıyordu.

    Rowling'in yazdığı Harry Potter'ın ilk taslaklarını okumak çok heyecan vericiydi. Kitaba bunların eklenmesi efsane olmuş! Farklı bir bakış açısıyla, aynı heyecanla, Rowling'in kendi kelimelerinden hikayeyi kısım kısım da olsa okumak çok mutlu etti. Harry Potter hayranlarının kaçırmaması gereken bir kitap bence.