Kitabin tam metni değildir çıkarılan bir not; Şüphe Yakini Bozmaz: Mecelle'nin de temelini oluşturan 2. fıkıh kaidesidir. Tavuğun gagasının aslen temiz olduğu kesindir (yakin), pisliğe değip değmediği ise ihtimaldir (şüphe). Bu yüzden su necis sayılmaz, abdest geçerlidir ama ihtiyat için mekruhtur. الاستحسان (İstihsan): Kıyas-ı hafîdir. Yırtıcı kuşların gagasının kemik olması sebebiyle salyası suya karışmaz ancak leş yeme ihtimallerinden dolayı kıyasen artıkları necis olmalıydı. Fakat Ebû Yûsuf, kafesteki kuşun gagasının temiz izlenmesi durumunda bu hükmü istihsanen "kerahetsiz temiz"e çevirmiştir.
"Kurtulmak isteyen İslamiyet'e gelsin!.. Hayye ale'l felâh"
Sayfa 170·Kitabı okuyor
Din
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Nisa:59
Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Resûl'e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de... Herhangi bir şey hakkında çekişir (anlaşamaz)sanız, eğer gerçekten Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsanız, onu, Allah'a ve Resûlü'ne arz edin (Kur'an ve Sünnet'le halledin). Bu âyet-i kerîmede önce, "Allah'a itaat ediniz, Resûlü'ne itaat ediniz." denildiği halde, "ulü'l-emre de" denilmekte, "itaat" kelimesi üçüncü defa tekrar edilmemektedir. Çünkü Allah (cc.) ve Resûlü'ne itaat mutlaktır, kayıtsız şartsızdır. Ulü'l-emre itaat ise mutlak değildir. İslâm'a göre seçilmiş ulü'l-emr, meseleleri kendi arzularına göre değil, Allah ve Resûlü'nün emirleri doğrultusunda çözecektir. Ulü'l-emre itaat ise onun Allah ve Resûlü'ne itaati olduğu müddetçedir. Resûlullah (sas.), "Allah'ın emirlerine aykırı işlerde kimseye itaat yoktur." buyurmuştur. Ulü'l-emr için "sizden olacaktır" kaydı vardır. Çünkü Allah'ın hükümlerini beğenmeyerek ve kabul etmeyerek kâfir olanlar, "sizden" ifadesi içine girmez. Buna göre ulü'l-emr, İslâm imanını taşıyacak ve Kur'an'a uygun yaşayacak kimse olmalıdır. Ayette insanlar arasında geçen anlaşmazlık konularının Allah'ın Kitabı ve Resûlü'nün sünneti ile halledilmesi emredilmektedir. İmam Şâfiî, er-Risâle'sinde, "Sadece Kitab'la yetinmek, sünneti terk etmiş nasipsizlerin görüşüdür." demektedir. Çünkü Sünnet'i kabul etmemek İslâm'ı yıkmaktır. Resûlullah (sas.); "Yalnız Kur'an'a sarılın, bize Allah'ın Kitabı yeter, biz onda gördüklerimize uyarız." diyenlerin çıkacağını haber vermiş ve onlardan sakındırmıştır. Böyle diyenlerin dinden çıkacağı hakkında icmâ vardır. Bu, (sizin için) daha hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.
Welatek, te dispêre welatekî din… Lê, ka te min sipatiye kîjan welatî…?!. Li wî alî, hezkiriyên te, daketine nêçîra hev. Li vî alî, hezkiriyên te, siya xwe dixwin, û wêneyên te, kirne mirêka giriyên xwe. Li wî alî, pezkovî, sûnda maçîkirina dêmên te xwarin e. Li vî alî, perperîk, xalxalok, şahing û qazîmazî, ji bo vegera te, ketine rojiyê. Tu li virî, û ne li virî… Tu li wirî, û ne li wirî… Tenê dilê zavayê te, yê nîvkuştî dizane, bê tu li kurî.
Sayfa 12 - Bûka Baranê
Şiir
Hêsan e şêrek sef û tîpan bişkîne, lê şêr ew e yê ku zora xwe bibe. (Mesnewî-Mewlana)
Doz, Recebê terzî·Kitabı okudu
Kurdî
Mukaddime
Malûmdur ki şanı yüce olan Kur'an, insanlık âlemini hidayet nurları içinde bırakacak, semaví (insan eseri olmayan vahiyle gelmiş bulunan) ve ilâhî bir kitaptır. Onun kutsal ayetleri binlerce hakikatleri içermektedir, bütün akıl sahiplerini irşat edip aydınlatmaya yeterlidir. Yeter ki o yüce kitabın emirleri, yasakları, bütün hükümleri, tavsiyeleri can ve dilden kabul edilsin, onun bütün beyanlarının birer hakikat, birer hikmet kaynağı olduğu tasdik olunsun. Evet. Kur'an-ı Mübîn, bütün beşeriyetin bir mukaddes, ilâhî kitabıdır. Bu mübarek kitabın bütün lafızları da manaları da ilâhîdir, vahye dayanmaktadır. Bütün insanları birlik ve kardeşlik dairesine davet etmektedir. Binaenaleyh Kur'an-ı Kerim'in ayniyetini, hikmet dolu hükümlerini olduğu gibi muhafazaya çalışmak, içinde bulunanlara tamamen riayet etmek, bütün beşeriyet için en kutsal, en faydalı bir vazifedir. Kur'an-ı Kerim'in beyanları, hükümleri herkese yönelik ise de bunları layıkıyla ilmî bir dairede güzelce anlayıp kavramaya her kimse muktedir olamaz. Velev ki Arap lisanına iyice vakıf bulunsun. Böyle bir kudret ve meziyeti haiz olabilmek için senelerce dinî ilimlerle uğraşarak maharet ve ayrıcalık kazanmış olmak lazımdır. İşte bu vasıflara sahip olan birçok İslam âlimleri, Kur'an-ı Azim'in yüksek hakikatlerini, bütün hükümlerini yine Arapça lisanıyla ve sair muhtelif lisanlarla şerh ve beyan ederek medeniyet ve İslamiyet âlemine pek kıymetli eserler armağan etmişlerdir. Bu acizin "Tabakatü'l- Müfessirin" unvanlı eserinde yazılmış olduğu üzere Asr-ı saâdet'ten beri on dört asır içinde birçok müfessir vücuda gelmiş, her biri güzel bir niyetle İlâhî kelâm'a hizmeti bir şeref kabul etmiş, bunun neticesi olarak da yüzlerce kıymetli tefsir ve meali Kur'an'dan ibaret olan tercümeler kütüphaneleri süsleyip
Kitap Alıntısı