Tabii ki her şeyi, yeryüzünü ve üzerindeki hayvanları, denizleri ve deniz canlılarını kadim Tanrı Yehova yaratmıştı. Fakat Tanrı, Mesih'in dönüşüne kadar, okyanus hayvanlarının ve bitkilerinin, özellikle de mercanların hakimiyetini, tüm suların en derinlerinde yaşayan Leviat han'a vermişti.
Dost ve düşman vardı, ikisinin ortasında bir şey olmamalıydı. "Bizimle birlikte olmayan bize karşı demektir düsturu, hiç kimseye, hatta haine bile bir çıkış yolu bırakmaz. Gevşeklik böyle kriz dönemlerinde vatan hainliğiyle eşdeğerdir." Seçilen sözcüklerin İncili çağrıştırması bir tesadüf değildi; 16, ve 17. yüzyılın mezhep savaşlarından bu yana, düşmanlık bu ölçüde varoluşun temel unsuru haline getirilmemişti. O dönemde, dinsel rakiplerin iç savaşını hükümdarın laik gücüyle sona erdirmek üzere ölümlü tanrı Leviathan, yani devlet ortaya çıkmıştı, şimdi ise ulusal yeniden doğuşun savunucuları, halk savaşının ihtiyaç duyduğu dost-düşman ayrımına “en üst düzeyde yoğunluk derecesi" kazandırmak için vatanseverliği bir din haline getirmenin gayreti içindeydiler.
İnsanoğlunun bir devletin himayesi altına girmesinin ve bunun getirdiği öz-görevleri (bu görevler, insanın doğal hali olan özgürlüğüne düşkünlük ve başkası üzerinde güç kullanma hırsına karşı olmasına rağmen) kabul etmesinin temel nedeni, varlığını sürdürme ve bunu güvence altına alma dürtüsüdür.
Hobbes'un tezindeki ilk çatlak Leviathan'ın(*) sadece bir yüzü olduğu görüşüydü. Ama aslında devletler iki yüzlüdür.
Bir yüzü Hobbes'un tahayyül ettiğine benzer: Savaşı engeller, yurttaşlarını korur, ihtilafları hakkaniyetle çözer, kamu hizmetleri, kolaylıklar ve iktisadi fırsatlar sağlar ve iktisadi refahın temellerini atar.
Diğer yüzü ise despotik ve korkutucudur. Yurttaşlarını susturur, on- ların isteklerine kulak asmaz, onları boyunduruk altına alır, hapseder, sakatlar ve öldürür.
Hatta emeklerinin meyvelerini çalar veya başkalarının çalmasına destek olur.
Daron Acemoğlu-James A.Robinson
Dar koridor, s.37, Doğan kitap, çeviri: Yüksel Taşkın, Ekim-2024
(*) Thomas Hobbes’un Siyaset Felsefesi: 17. yüzyıl İngiliz filozofu Thomas Hobbes, ünlü eseri Leviathan'da bu terimi devlet için bir metafor olarak kullanmıştır. Hobbes'a göre, insanlar doğa durumunda (yani toplum olmadan) “herkesin herkese karşı savaşı” durumunda yaşarlar ve bu, kaosa yol açar.
Bu kaostan kurtulmak için insanlar bir sosyal sözleşme yaparak güçlü bir merkezi otoriteye (Leviathan'a) itaat ederler. Hobbes'un Leviathan’ı, düzen ve güvenliği sağlamak için mutlak bir egemenliği temsil eder.
19. yüzyıl sosyologlarının tipik olarak anahtar kavramlarla sosyal davranışı ve
özellikle sosyal düzeni ve kişi-toplum uyuşumunu açıklamaya çalıştıklarını görüyoruz. Ele alman temel sorun şu idi: Kişisel farklılıklara ve çeşitli güdülenmelere rağmen insanlar nasıl oluyor da benzer davranışlarda bulunarak bir sosyal düzen kurabiliyorlar?
Daha 17. ve 18. yüzyıllarda bu soruya sosyal kontrat kavramı ile cevap arandığını görüyoruz. Thomas Hobbes (1588-1679) Leviathan (1651) adlı eserinde ve J. J. Rousseau (1712-1778) Toplum Sözleşmesi (Le Contrat Social)'nde insanların bilerek ve isteyerek toplumu kurdukları ve bu kontrat gereği sosyal düzenin oluştuğu fikrini ileri sürmüşlerdi. Bu görüşte, birey ön planda bulunmaktaydı. 19. yüzyıl sosyologlarının çalışmalarında ise bu sorunun cevabı toplumun bireyi şekillendirmesi şeklinde belirmiştir. Burada toplum ön plana çıkmaktadır. Örneğin Emile Durkheim (1858-1917), sosyal normların, kişinin dışında olduğunu ve kişiyi zorlayıcı niteliğe sahip olduğunu öne sürmüştür. Burada öne sürülen fikir şudur: Toplumsal normlar bireyleri hep aynı
şekilde kısıtladığından ve aynı toplumsal normlar çok sayıda birey tarafından benimsendiğinden farklı bireyler arasında benzer davranışlar belirmekte ve dolayısıyla toplumsal düzen mümkün olabilmektedir.