Bilgi bizi geciktirir. Zaten ne sonu, ne de gayesi vardır. Mesele yapmak ve yaratmaktadır. Bilselerdi, bilselerdi... Fakat bilselerdi bunu yapamazlardı. Bu heyecana, bu icada, bu kendiliğinden bulmağa erişemezlerdi. Bilgileri buna mâni olurdu. Kızınız bu geceyi yarattı. Ne ile? Yaratma kabiliyetiyle... Çünkü yaratmak, yaşamanın ta kendisidir. Biz yaşayan, yaşamayı tercih eden insanlarız. Siz istediğiniz kadar somurtun!
Vekaleten olmaz aşk;
Temsilen, hevesten değil, istemeden, kendiliğinden olur. Ateşten korkarken yanmaktan zevk alır gibi. Yanarken sönmek ister gibi.
Kavgası olur bazen insanın. İtirazı da olur bazen, ama mecazen. Mani olmaya çalıştıkça mahkum olur bedenin.
Ellerin zincirli, gözlerin kapalı, aşka tutsak, aşka sitemli.
Anlatırken tutulur dilin, hissederken sızlar kalbin, gururun, aklın, yüreğin saygıyla önünde eğilir, dile gelir söylenir.
Ah heyhat, AŞK, sen nelere kadirsin…
Başkalarının görmüyor ya da takdir etmiyor oluşu senin gayretini Allah'ın görmesine mâni değildir. O her şeyi bilen ve işitendir. Senin bütün hallerin O'nun malumudur. Sen O'nu gözyaşlarından habersiz mi sanırsın?
Kibirli olma. Bir yere elini kolunu sallayarak girme. Orada selâm verirken de lâubali hareketlerde bulunma. Oturduğun vakit yerini bil, insanları incitme. Onlara karşı nezaketle muamele et. Gürültülü bir şekilde kakırma ve tükürme. Bu, küstahlık olur ve hoş karşılanmaz. Bir de bağdaş kurma ve yan yatma. Kahkaha atma. Tırnak da kesme. Bacaklarını da yayıp oturma. Bunlar insanı itibardan düşürür ve ikbale mani olur.
“Dilediğin kimseyle güzel geçin; sonra onunla çekişerek kendisini kızdır; o senin hakkında öyle şeyler söyler ki bundan sonra kendisiyle hoş geçinmene mani olur.”
Biz savaşa ancak vatanı düştüğü uçurumdan kurtarabiliriz kanaatiyle girdik. Bu kanaatin leh ve aleyhinde ileri sürülmüş yorumlar çoktur. Bir türlü meteselli olmadığım bir diğer hatamız da Meşrutiyet ismini verdiğimiz bir devirde bizimle aynı fikirde olmayan vatanperverlerin, ayrı bir fırka kurmalarına mani oluşumuzdur.