Devrilmiş bir kütüğün üzerine oturdum, seni düşünmeye başladım. Ve ansızın bir korkuyla ürperdi içim. Birdenbire yanımda buldum seni. Çok yakınıma oturmuş, gülen gözlerinle bana bakıyordun. Elimi uzatsam kaybolacaktın sanki. Uzaklara meydan okurcasına, imkansızlıkları hiçe sayarcasına gelmiştin işte! Her şeyinle yine sendin. Bir zaman korkudan bakamadım gözlerine. Sadece görmeden, duymadan, dokunmadan içtim varlığını. Sonra ağaçlardan sızan yapayalnız bir gün ışığında buluşuverdi gözlerimiz. Korkularım dağıldı, öyle gerçektin ki! . . Tabiatın o bakir güzelliği içinde bile emsalsiz ve şahaneydin. Bir süre hiç konuşmadan bakışlarımızın birbirine karışmasıyla mest olduk. Avuçlarım yanmaya başladı hazdan. Biraz ürkek, biraz arzulu uzandım ellerini tuttum. Ellerin üşümüştü. Dudaklarıma, sonra yanan alnıma götürdüm. Serin bir rüzgar esmeye başladı. Yaklaştım, başını omuzlarıma koydun. Saçlarının saçlarıma olan özlemi dindi birden. Öyle yakındın ki kalbinin vuruşlarını duyuyordum, nefes alışını duyuyordum. Eğildim, yüzünden öpmek istedim, bir de baktım ki yoksun. Gelişin gibi gidişin de bir rüyaya benzedi. Bir sır gibi kayboluverdin. Sadece omuzlarımda simsiyah saçlarından bir-iki tel kaldı. Bir de havada kokun var. O deli eden, o beni alıp en uzaklara götüren kokun...
Bir gün sana bütün gücümle ve bütün ümitlerimle "Gel," diyecegim. Bu üç harflik kelime sevgilerimi, özlemlerimi anlatacak sana. Benim için nasıl vazgeçilmez olduğunu söyleyecek. Sesimi belki bir gece uykunun arasında duyup ansızın uyanacaksın. 0 zaman ne kadar uzaklarda olursan ol, geleceksin, biliyorum. Uyandığın zaman bu bir gecenin degil, boşa giden bir ömrün uykusundan uyanış olacak. Evden çıkacaksın, karanlıklar içinde sesim sana yol gösterecek. O "gel" diyen inanmış ve çok özlemiş sese dogru koşacaksın. Hiçbir engel durduramayacak seni. Unutma! Bir gün "gel" dedigim zaman, gelmelisin. Geleceksin.