Seçiltstn, bir alıntı ekledi.
19 May 14:10 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Çarşıda,okulda,kadimSüryani,Müslüman,Yahudi,Mecusi,Zerdüşti,herkesin ahbaplık ettiği,birbirinin kutsal günlerini kutladığı şölen günleri...Ama şimdi iyice içine kapanmış , sertleşmiş öfkeli bir İslam’ın gölgesi altında kararan bir şehir.

Huzursuzluk, Zülfü LivaneliHuzursuzluk, Zülfü Livaneli
Eray Turkoglu, bir alıntı ekledi.
18 May 14:07 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Müslümanlar; harem, selâmlık, çarşaf, peçe gibi âdetleri Hıristiyan Bizans'la Mecusî İran'dan almakta iken, Garbi Avrupa'da kadınlar içtimâî hayata giriyorlardı.

Türkçülüğün Esasları, Ziya Gökalp (Sayfa 75)Türkçülüğün Esasları, Ziya Gökalp (Sayfa 75)
Mur@t, bir alıntı ekledi.
16 May 21:30

Din Ve İbadet Anlayışımız
Türkiye’de birisi için “Dine yönelmiş, ibadete başlamış”deyince neden akla gelen “Namaza başlamış, örtünmüş” oluyor?
Keza “Dini bırakmış, ibadeti terk etmiş”denince de neden “Artık namaz kılmıyormuş, başını da açmış” denmek istendiği anlaşılıyor?
Yani din ve ibadet denince neden namaz, oruç, hac, başörtüsü, cüppe, sakal vs. birkaç şeklî ibadet ve görüntüden başka bir şey düşünülemiyor?
Çünkü din ve ibadet anlayışımızın içi boşaltılmış ve muazzam bir anlam kaymasına uğramıştır.
Halbuki bir adam namaz kıldığı halde imansız, bir kadın başı açık olduğu halde iman sahibi olabilir. Bir cüppe içinde ahlaksız, saçları arkadan bağlanmış bir kafanın içinde de asil ve erdemli bir düşünce bulunabilir.
Artık namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, başını örtmek vb. ritüel ve figürler iyi bir Müslüman olmanın değil; nereye, hangi kampa, hangi mahalleye mensup olduğunuzun göstergesi haline gelmiştir. Peygamber zamanındaki işlevlerini kaybetmiş, dahası sahici özelliklerini yitirmişlerdir.
Kişinin iyi bir Müslüman olduğunun anlaşılması için artık başka şeylere bakılmalıdır.
İyi bir Müslüman olmak için, her şeyden önce iyi bir insan olmak lazımdır. Bu da iyilik, güzellik, doğruluk yolunda (sırat-ı müstakim) yürümekle, sevgi ve merhametle (rahmet) dopdolu olmakla, sözün namusu ile yaşamakla (sıdk), hakka hukuka tacavüz (zulüm) etmemekle, kalbi adalet ile çarpmakla, saf bir yürek temizliğine sahip olmakla (ihlas), güzel ahlak sahibi olmakla (hüsn), her türden kötülükle aktif mücadeleyle (cihad), komşusu açken tok yatmamakla ve insanların elinden ve dilinden emin olduğu bir kişilik sahibi olmakla mümkündür.
Din ve ibadetin özünü bunlar oluşturur.
Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere ve ahiret gününe inanmak, namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek vs. bunları sağlar, bunlara vesile olur, bunları doğurur. Doğurmuyorsa yaptığınız tapınak dini ve ibadetidir.
***
Demek ki M. İkbal’in tabiriyle “İslam’da dini düşüncenin yeniden inşasına”şiddetle ihtiyaç vardır.
Yani din ve ibadet anlayışı yeniden yapılandırılmalıdır.
Aslında bu ihtiyaç tarih boyunca hiç eksilmemiştir.
Tarih boyunca peygamberlerin, birçok bilge ve filozofun “tapınak dinleriyle” başlarının derde girmiş olması tesadüf olabilir mi?
Buddha Hint din adamları Brahmanlara karşı çıktı. Zerdüşt’ü eski İran din adamları sınıfı Moğlar öldürttü. Mani’yi Mecusi din adamları astırdı. Musa’yı eski Mısır din adamları sınıfı olan Hamanlar tekfir etti. İsa’yı Yahudi Haham sınıfı yargılayıp çarmıha gerdirdi. Sokrates Delhi tapınağının fetvasıyla öldürüldü. Hz. Muhammed’in daha ilk günden Mekke’deki en azılı düşmanı rahip Ebu Amir idi. Kâbe çetesini suikasta kışkırtan, “Mescid-i Nevbevi”nin karşısına “Mescid-i Dırar’ı” yaptıran da bu rahip Ebu Amir’den başkası değil miydi?
Bir peygamberin en azılı düşmanı nasıl bir din adamı olabiliyor?
Bu ne yaman bir çelişkidir?

Bana Dinden Bahset, Recep İhsan Eliaçık (Sayfa 17)Bana Dinden Bahset, Recep İhsan Eliaçık (Sayfa 17)
Abdullah SAFİDEMİR, bir alıntı ekledi.
11 May 17:09 · Kitabı okudu · Puan vermedi

«Allah dünyayı yaratmış, insanlara bahşetmiştir. Servet ve mahsulat-ı arziye cümlenin müşterek hakkıdır. insanlar müsavidir. Birinin servet cem ve idharile diğerlerinin ekmeğe bile muhtaç kalmaları maksud-u ilahiye münafidir. Yalnız nikahlı kadınlardan başka dünyada her şey müşterek olmalı. Allah kanunlar vaz'etmiş. Onlardan istifade için de akıl ve iz'an vermiştir. Kendi aklının muhiti dairesinde herkes evamir-i ilahiyeyi kabul eder. Birinin muhiti, itikadı diğerininkine benzememek iddiasile icbar icrası emir ve maksad-ı ilahiye münafidir. Çünkü fikir ve vicdan bir aheng-i tabiat mahsulüdür. Cebrin tesirinden masundur. Bunun için islam, hristiyan, musevi, mecusi hep Allah kuludur, birdir, kardeştir. Beyinlerinde muhabbet ve uhuvvet şarttir. ihtilat ve muhabbetleri sayesinde hak batila galebe eder. Matlub-u esasi gürültüsüz kendiliğinden hasıl olur.

Hükumet ise zulüm ve tegallüp mahsulüdür. Onun tecavüzlerini hoş görmek, maksud-u Halika münafi emirlerine itat etmek caiz değildir. Heyet-i idare Zaman-ı Saadet de olduğu gibi millet tarafından intihap olunmalı. Saray, saltanat, muharebe, asker hep zulümdür. Tekkeler, dervişler, ulema onlar da zulüm ve tegallüp eserleridir. Herkes hürriyet-i tamme üzere fikir ve meslek-i zatide bulunmalı. Komşusunun meslek ve mezhebine hörmet etmeli... »

Şeyh Bedreddin Meselesi, Abdurrahman Cerrahoğlu (Sayfa 26)Şeyh Bedreddin Meselesi, Abdurrahman Cerrahoğlu (Sayfa 26)
Pinhân, bir alıntı ekledi.
05 May 15:24

Sizler nasrani misiniz ? diye sordu
...
Yoksa mecusi misiniz?
- Ne diyorsun babalık? ...
...
Hangi millettensiniz?

Gül Yetiştiren Adam, Rasim Özdenören (Sayfa 131)Gül Yetiştiren Adam, Rasim Özdenören (Sayfa 131)
Resul, bir alıntı ekledi.
04 May 17:25 · Kitabı okudu · 10/10 puan

"Hiç olmazsa ecnebi dinsizleri gibi yaşarız."

Cevaben dedim:

"Ecnebi dinsizleri gibi de olamazsın.
Çünki onlar bir Peygamberi inkâr etse, diğerlerine inanabilirler.
Peygamberleri bilmese de, Allah'a inanabilir.
Bunu da bilmezse, kemalâta medar bazı seciyeleri bulunabilir.
Fakat bir müslüman, en âhir ve en büyük ve dini ve dâveti umumî olan Âhirzaman Peygamberi Aleyhissalâtü Vesselâm'ı inkâr etse ve zincirinden çıksa, daha hiçbir Peygamberi, hattâ Allah'ı kabul etmez.
Çünki bütün Peygamberleri ve Allah'ı ve kemalâtı onunla bilmiş.
Onlar onsuz kalbinde kalmaz.
Bunun içindir ki, eskiden beri her dinden İslâmiyete giriyorlar.
Ve hiçbir Müslüman, hakikî Yahudi veya Mecusi veya Nasrani olmaz.
Belki dinsiz olur, seciyeleri bozulur; vatana, millete muzır bir hâlete girer."

Asa-yı Musa, Bediüzzaman Said NursîAsa-yı Musa, Bediüzzaman Said Nursî

Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel,
Bizim dergahımız, umitsizlik dergahı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…
Hz. Mevlâna Celâleddin-i Rûmî (k.s)

Derya (Bahir) DENİZ, bir alıntı ekledi.
20 Nis 21:45 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Hz. Muhammed (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

"Her doğan çocuk, mutlaka İslam fıtratı üzere doğar. Ancak anasıyla babası onu yahudi veya hıristiyan ya da mecusi yaparlar."

Fütuhu'l Gayb, Abdülkadir GeylaniFütuhu'l Gayb, Abdülkadir Geylani
Gökhan Aktaş, Hurafeler ve Mitler'i inceledi.
 15 Nis 14:53 · Kitabı okudu · 16 günde · 5/10 puan

Öncelikle eserin dinsel bir mahiyette yazılmadığını, sosyolojik, kısmen de tarihsel bir çalışma olduğunu belirtmek gerekir. İnceleme yaptığı konulara bakış açısı derinlemesine olmaktan ziyade, üstünkörü ifade edilmiştir. Konuya değinilmiş dersek daha doğru ifade etmiş oluruz. Zira esere adını vermesine rağmen mitsel tek veri sunmamış, hiçbir Türk mitolojisine değinilmemiş, hurafelere dair açıklamalar yapılmamış, makale formatından öteye gidilmemiştir.

Kitap temel olarak toplumların bir dini yaşarken, önceki dinlerinden bazı unsurları yeni inançlarına taşıdıkları ve bir karma-inanç oluşturdukları savına dayanmaktadır. Yazarımız bu savı desteklemek için de oldukça çaba sarfetmiştir. Yazarın buradaki iddiası büyük ölçüde doğru olmakla beraber konuya yüzeysel değindiğinden okuyucuya anlatmak istediklerini ifade edememiştir.

Yazarın bazı konularda da tarihsel verilerin dışına çıktığı, kişisel yorum seviyesinde açıklamalar yaptığı görülmektedir. Bunlardan bir kaçını örneklemek gerekirse;

-Yazar, Mevlananın Konevi'den etkilendiğini söylemektedir. Gerçekte ise tam tersidir. Tarihsel veriler bize Mevlananın Konevi'ye düşman olduğunu göstermektedir. Tartışmaya dahi gerek olmayan çok net bir konudur.

-Bir diğer iddia, Mevlananın vahdet-i vücut ehli olduğudur. Bu konuda da Mevlanayı yanlış yorumlamıştır. Mevlananın görüşü, her nereye baksa sevdiğini gören Mecnun'un haline benzetilebilir ki, burada vahdet anlayışı yoktur. Kısmen de hululiye inancı vardır.

-Bir diğer iddia'da Hacı Bektaş'ın İslam'ın farzlarına önem vermediğidir. Bakınız Hacı Bektaş'ın Vilayetnamesinde (sayfa 8) ne denmektedir: “Hünkar Hacı Bektaş Veli, halktan çekildi. Bir ibadet yurdunda karar kıldı. İbadete koyuldu. Riyazetten öyle bir hale geldi ki, namazda rükuya gittiği zaman beyni yerinden oynardı. Secdeden kalkınca beyni yerine gelirdi. Tam kırk yıl ibadet etti…” İşte yazar, tarihsel verilerle ibadete düşkünlüğü ortada olan Hacı Bektaş'ın farzlara önem vermediğini iddia etmiş ve bu konuda ortaya delil koyma zahmetine dahi girmemiştir.

-Yazar, Hacı Bektaş ve Mevlana ilişkisinde de farklı bir tavır ortaya koyarak, Hacı Bektaş'ın islamın fazlarına riayet etmemesi sebebiyle Mevlana'ca kınandığını söylemiştir ki, bu iddiayı da hayretle karşıladığımı belirtmeliyim. Birincisi, tarihsel verilere göre, Mevlananın kendi döneminde dahi Hristiyan, mecusi v.b. diğer dinlere mensup hiç ibadet eymeyen talebeleri olmuş, Mevlana bu talebelerine İslamın farzlarını dikte etmemiştir. Ayrıntılı bilgi Eflaki'de mevcuttur. İkinci husus ise, Mevlana-Hacı Bektaş mücadelesinin sebebi, Mevlananın büyük kin beslediği Ahi Evran'ın karısının Hacı Bektaş'a sığınması ve onu abisi olarak görerek dergahında kalmasıdır. Bu konu da Mikail Bayram Hocanın eserlerinde kaynaklar eşliğinde incelenmiştir.

Esere dair oldukça geniş açıklamalar yapılabilir. Eserin büyük bölümünde Gölpınarlı, Ahmet Yaşar Ocak gibi büyük tarihçilerin fikirleri ve araştırmaları kullanılmıştır. Daha önce bu yazarların eserlerini okuyanlar, eseri okudukça bu etkiyi göreceklerdir. Konuya ilgisi olan okurlara bu sebeple, Ahmet Yaşar Ocak'ın ve Abdülbaki Gölpınarlı'nın eserlerini okumalarını tavsiye eder, keyifli okumalar dilerim.

Betül Deniz, bir alıntı ekledi.
11 Nis 23:04 · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

Çarşıda, okulda, kadim Süryani, Müslüman, Yahudi, Mecusi, Zerdüşti, herkesin ahbaplık ettiği, birbirinin kutsal günlerini kutladığı şölen günleri...
Ama şimdi iyice içine kapanmış, sertleşmiş, öfkeli bir İslam'ın gölgesi altında kararan bir şehir.

Huzursuzluk, Zülfü LivaneliHuzursuzluk, Zülfü Livaneli