Sahilde gördüğüm her iki kişiden biri köpeğini gezdiriyor. Oranı biraz abartmış olabilirim ama geçen bir saat boyunca bende oluşan izlenim, ben yokken memlekette köpek edinme seferberliği ilan edilmiş olabileceği yönünde. Eskiden dışarıda bu kadar çok sahipli köpek görmezdiniz. Bir de eskiden kimse köpek boku temizlemezdi; öyle bir, ne derler, konsept yoktu.
Şüphesiz medeniyet yolunda bir ilerleme bu; insanın köpeğinin bokunu uluorta bırakması görgüsüzlük raddesinde bir düşüncesizlik elbette, terbiyesizlik hatta. Ama elinde ters yüz ettiği bir poşetle köpeğinin sıçmasını beklemeyi de nedense memleketim insanına yakıştıramıyorum. Köpekleri tuvalet eğitimi vererek evcilleştirdiğimizi farz ediyoruz ama bu sahneye her tanıklık ettiğimde bu tuhaf güç ilişkisinde asıl terbiye edilenin, köpeğinin arkasından sıçtığını temizleyen hemcinsimiz olduğunu düşünmeden edemiyorum.
“Olduğum yerde olmak istemiyorum ama olduğum yerden çıkıp gidemiyorum da. Şu an yaşadığım her şey o günlerin aynısı. Evde olmak istemiyorum ama her akşam eve gidiyorum. İşe gitmek istemiyorum ama her gün işe gidiyorum. Bir şey beni dışarıya çekiyor. Hiçbir yere ait hissedemiyorum kendimi. Hiçbir eve, hiçbir aileye, hiçbir topluluğa. Bir futbol takımı tutmadım, bir siyasi partiyi desteklemedim. Bir derneğin, bir hayır kurumunun üyesi değilim. Bir memleketim yok, oralı hissetmiyorum. “
Benim memleketim sıcaktır.
İnsanları da öyle, uzun türküleri, uzun yağmurları, uzun dostlukları vardır,
Her gün bahar gibi açan sıcacık dost insanlardır Hanna