• Çeşitli yazılardan oluşan bir kitap. İlk hikâyelerde manevi dünyamızla ilgili olarak derinlemesine bir hatırlatma isteği ve yaptığımız yanlışları detaylıca gösteriyor. Sonrasındaki yazılarında ise Menderes ve arkadaşlarının idamı, yapılan yanlışlar, arkaplanda itham edilen kişiler gibi durumlara yer verilmekte. Osmanlı hanedanın cumhuriyet döneminde naaşlarının ülkemize sokulmaması ve diğer buna benzer konuları içermekte. Genel anlamda maneviyata dönüşümüzü sağlayabilecek hayatımızda farklılıklar yaratabilir. Herkese iyi okumalar.
  • Soner Yalçın'ın ilk okuduğum kitabı...

    İlk başlarda gayet akıcı lâkin Ergenekon olaylarını anlatırken o konuları pek bilmediğim için sıkıldım ve geçtiğim yerler oldu.Kitabın 440 sayfa olması siyasetle ilgisi olmayanların okuyacağı türden değil.Yazar bir buçuk yılını vermiş bu kitap için detaylı bilgiye ve derin araştırmalara yer vermiş.Bu kitaptan sonra da hapse girmiş demek ki kitap da birilerinin bam teline dokunmuş.

    Nurettin Topçu hakkındaki görüşlerine katılıyorum kendisi sağ kesimin idol alması gerektiği biridir.Hatta Necip Fazıl'dan daha önde tutulması gerekiyordu zirâ Adnan Menderes olan mektuplarından sonra bulunduğu konum zedelenmiştir.Lakin Nurettin Topçu hayattayken pek değeri bilinmemiştir.

    Cemaatler hakkında söyledikleri fikirler okunmaya değer.Öyle isimler söylemiş ki şaşırmamak elde değil.Arkadaki ülkeler, diyalog ve hoşgörü kavramının hangi ülkelerden geldiği açıkça beyan edilmiştir.


    Halil İnalcık'ın söyledikleri bilgiler kitabında yer verilmesi çok başarılı.Çünkü tarihi olayların anlatıldığı bir kitapda bu ismin olmaması büyük eksikliktir.

    Kitabında şöyle bir söylem bulunmaktadır.

    "Nezihe Araz dindardı, bir dergaha bağlıydı ama hayatı boyunca saçını örtmedi. Beş vakit namaz kılmadı, oruç tutmadı.
    Erkek meclislerinden kaçmadı. Kendini hiç ikinci sınıf görmedi. Meyhaneye gidip rakı da içti. Nesimi'den türkü de söyledi. kimsenin günlük yaşamına, hayat felsefesine karışmadı. siyasete ilgi duymadı; kendini hep partiler üstü gördü.
    Şimdi söyler misiniz Nezihe Araz kimdir?
    Nezihe Araz Türkiye'dir. "

    Ben bu düşünceye katılmıyorum çünkü gömleğin bir düğmesini yanlış iliklenmesi gerisinin de yanlış olması anlamına gelir.


    Kendisini sol kesimin bireyi olarak belirtmiş ve yeri geldiğinde kendi kesimini eleştirmekten geri kalmamış.
    Eleştiri de bulunması güzel lâkin, kendisini bir yazar olarak kalıplara sokması,bence doğru bir durum değil çünkü bir kalıba girdiğinde o kesimdeki bir kimse yanlış bir eylem yapıyor ve bu eylem size de atfediliyor.

    Eee yani siz solcular zamanında böyle yapmadınız mı?

    Diye bir soruyla muhatap olursa ya sol kesimin yanlış olduğunu söylemek zorunda kalacak ya da yanlış bir durumu koruma durumunda bulunacak.

    Bu nedenle kendini bir kalıba sokması özgür kalemini kısıtlar.

    Türban hakkındaki söylemlerine katılmıyorum.Başörtüsünü İslâm ile bağdaştırmamış ve takılmasını gerekli bulmamıştır hatta başörtüsünün bizi Araplaştırdığını düşünmektedir.
    Katılmıyorum.

    İşte bu düşünceler beni korkutuyor.Yazar kendisini sol kesim olarak betimliyor ve başörtüsüne karşı ön yargıları var.

    Eğer birgün güç sol kesime geçerse tesettürlü kesim yine üçüncü sınıf insan olmaya zorlanacak ilkel düşünceler silsilesi...

    Sağ kesimi,sosyalizm ve komünizmle barıştırmaya çalışmış hatta Üstad'ın birkaç sözünü de araya atmış, güzel bir tez olmuş ama İslâm başlı başına kendi başına bir ideolojidir başka bir ideolojiye gerek yoktur.

    Kısacası bana göre tek yol İslâm!.

    Kendisini Yılmaz Özdil'in kalemine benzetmişler kabul etmiyorum çünkü Soner Yalçın eleştiriye daha açık ve sağ kesime karşı daha ılımlı,ayrıca yazdığı kitapta ayrıntılara yer verilmiş ve inceleyerek daha derin bir kitap yazdığı belli.

    Kitabın 179. sayfasında
    "Her fırsatta Yahudi düşmanlığı yapıyorlar.
    Yahudi malı almak kesinlikle günah diyecekler neredeyse..."diye bir cümle kullanmış ve biraz daha alt satırlarda da dincilerin cahil olduğunu ve Kur'an'ı bile okumadığını söylemiştir.Bende aynı eleştiriyi yazara yapmak istiyorum çünkü Kuran'da Maide Süresi 51.Ayette açık bir ifadeyle Yahudilerle dost olunmaması konusunda uyarmıştır.
    Ayrıca eleştirisini de haklı buluyorum biz sadece sağ-sol olarak değil, millet olarak az okuyoruz.

    Kitap entelektüel bir kitap kokain kullanan ünlülerden,ruh çağıran gazetecileri, şairlerin evlat ve aşk acılarına, yeşil gladyodan, Amerikanın yetiştirdiği polislere kadar bir çok derleme mevcut.

    Katıldığım yerler oldu-olmadı orası tartışılır bir konu lâkin okunması gereken bir kitap,hatta korsanını almayın orijinalini alın.

    Esenlikle kalın .İyi günler :)
  • Ancak bu çevreler, Atatürk’ün cumhurbaşkanlığı, İnönü’nün baş bakanlığı döneminde 1928’de açılan Kayseri Uçak Fabrikasından, Es kişehir Uçak Tamir Fabrikasından, yine İnönü’nün cumhurbaşkanlığı döneminde 1940’larda açılan Ankara Uçak Fabrikasından ve Ankara Motor Fabrikası ile Ankara Rüzgâr Tüneli’nden hiç söz etmezler.
    Niye mi söz etmezler? Çünkü bütün bu fabrikalar İnönü döneminde açılmış, ama Menderes döneminden itibaren 19501970 ara sında ABD istekleriyle kapatılmış; traktör, tava, tencere fabrikalarına dönüştürülmüştür:
  • İşte DP (Menderes) döneminde İstanbul’da yıktırılan tarihi cami lerden bazıları:
    • 1465 tarihinde inşa edilmiş olan tarihi Murat Paşa Camii, Vatan Caddesi yapılırken 1957’de yıktırılmıştır.
    • Pertevniyal Lisesi yakınlarında bulunan tarihi Oruç Gazi Camii, 1956 yılında yol yapım çalışmaları sırasında yıktırılmıştır.
    • Yeni Kapı yakınlarında Fatih döneminden kalma 1479 tarihli Ça kır Ağa Camii yine yol yapım çalışmaları nedeniyle 1958’de yıktı rılmıştır.
    • Aksaray’da Vatan Caddesi’nin başlangıcında yer alan Fatih dö neminden kalma Camcılar Camii ve çeşmeleri, 1957 yılında yol yapım çalışmaları nedeniyle yıktırılmıştır.
    • Aksaray’da, 1555 yapımı tarihi Kazasker Abdurrahman Camii 1957’de yol yapım çalışmaları nedeniyle yıktırılmıştır.
    • KaraköyKabataş arasında bugünkü Mimar Sinan Üniversitesi’nin tam karşısındakiSalıpazarı Süheyl Bey Camii 1957’de yol yapım çalışmaları sırasında yıktırılmıştır.
    • KaraköyKabataş arasında 18781879 yapımı, özgün mimariye sahip çok nadide eserlerden biri olan Karaköy Mescidi veya Camii 1958’de yol yapım çalışmaları sırasında yıktırılmıştır.
    • Karaköy Kabataş arasında II. Mahmud döneminden kalma, 1826 yapımı, tarihi Nusretiye Camii ve Sebili 1958’de yol yapımı sıra sında tahrip edilmiştir.
    • KaraköyKabataş arasındaki Mimar Sinan eserlerinden Kılıç Ali Paşa Camii ve dükkânları 1958’de yol yapım çalışmaları sırasında tahrip edilmiş, bazı duvarları yıkılarak yeniden yapılmıştır.
    • Saraçhane’de Horhor Caddesi’nin köşesinde Amcazade Külliyesi’ nin önünde trafik ışıklarının yerindeki 1467’de yapılmış Mimar Ayaş Mecidi Mecidi (Saraçbaşı Mescidi) 1958’de yol yapım çalışmaları sırasında, yeniden yapılmak bahanesiyle yıkılmış yeniden yapıl madığı gibi banisinin kabri de yok edilmiştir.Menderes, yol açma ve değişik imar faaliyetleri nedeniyle sade ce İstanbul’da 60’tan fazla tarihi camiyi yıktırmıştır. Bunlara, benzer amaçlarla Anadolu’da yıktırılan tarihi camileri de ekleyince bu sayı yüzleri geçmektedir.
  • Prof. İlber Ortaylı, Milliyet gazetesinde “Cami Olmaktan Çıkan Camiler” başlıklı yazısında Menderes’in İstanbul’da Mimar Sinan’ın mescitlerini, camilerini buldozerle yıktırdığını, ancak hiçbir “Müslümanın” nedense bu gerçekten söz etmediğini şöyle ifade etmiştir:
    “70 ila 50 sene evvelinin camiyi ambar yapma, kışla yapma olay larını tekrarlamak ne tarihi açıklamaya yeter ne de politika yapmaya, üstelik yeterince delil de ileri sürülmüyor. Falan mahallelerdeki cami lerin depo yapıldığı söyleniyor ama Menderes’in imar çalışmaları sıra sında rölöveleri ve albümleri bile çıkarılmadan tarihe gömülen Mimar Sinan mescitlerinden, Beyazıt’ta yıkılan Kemankeş Kara Mustafa Paşa Camii ve medresesinden, Topkapı’daki Kara Ahmet Paşa’nın Mimar Sinan eseri zarif sebilinden (ki bence istisnai bir Rönesans tipi fon tanaydı, inşaat makinelerini dayayıp yıkılışını gözümle gördüm) bah seden Müslüman yok. Bu memleketin tahribi şu veya bu grubun işi değildir. Toptan yaptığımız bir kepazeliktir.
  • Menderes, 24 Nisan 1954’te Samsun’da, II. Dünya Savaşı’na giril memesiyle ilgili şunları söylemiştir: “Biz sizi harbe sokmadık, harp çok korkunç bir şeydi, onu başaramazdık’ gibi devamlı sözlerle bozguncu bir ruh halini yaydılar. Milleti harpten korkutmaya kalktılar. Benim işaret ettiğim işte bu idi. Halbuki sulhun da harbin de hayırlısı olabilir. Cenabı Hak da millet için hayırlısı ne ise onu versin. Hangisi bu mil letin hayrına ise biz onun peşindeyiz.”
  • Biz 15 Temmuz'da istikbale umudun tohumunu ekmedik sadece. Zaman eridi mekan kayboldu. Yıldız sarayına. Ulu Hakanı tahtından indirmeye gelenlerin gerisin geriye kaçışını seyrettik. Koşuyorduk yassı adaya, ellerinden tuttuk Menderes'in ayakları altında sehpa olduk. Gözündeki yaşı sildik.