• UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

    Selamın hello çokomeller .. Hepiniz iyisiniz , ben de iyiyim .. Öyleyse başlayalım .. Sayın cevizkabukları hep diyorum ki tarih bilmeyen bir adam KÖR olmuştur !! Geçmişini bilmeyen daha doğrusu geçmişte ne olmuş bilmeyen bir adam ileriye dönük adımları geçmişten ders alarak atamaz .. İmkanı yok bunun!! Tarih bilmeyen , ekonomi de bilmez , müzikten de anlamaz , sanattan da çakozlamaz, siyaseti saymıyorum bile =)) Neden mi ? ÇÜNKÜ HERŞEYİN BİR TARİHİ VAR DA ONDAN ! Bugün bizi de KÖKÜNDEN ilgilendiren bir durumdan , hatta bir komplodan bahsedicem size .. Amacım bilmişlik değil ..Ben kendi az bildiğimle ,dilimin döndüğünce açıklamaya çalışıcam sizlere .. Yanlışım , yanıldığım yer varsa buyrun inceleme açık kaynak kabul edilsin , bildirin düzelteyim ..

    Hepimiz nerede yaşıyoruz ?
    Kara parçaları üzerinde ..
    Ne diye adlandırılıyor bu kara parçaları?
    Coğrafya diyelim kaba taslak ...
    Peki coğrafya ne içindir ?
    Çok açık ve net söylüyorum SAVAŞMAK içindir ..İnsanın doğasında var bu aç gözlülük !! Sen istemesen de bu böyle .. Şimdi elinde papatyalar ,kafasında defne yaprakları ile savaş karşıtları doluşurlar buraya .. HAYIR EFENDİM !! Bizim gibi son derece önemli bir jeopolitik kara parçası üzerinde oturuyorsan savaş her daim seçenekler içerisinde..Kendin savaşmak istemeyebilirsin ama bir gün KAPINI ÇALARLAR ! Tıpkı bize yaptıkları gibi ..

    Ne zaman başladı bu iş ?
    Osmanlıdan ele alıcak olursak , bizim için döşenmiş mayın tarlasına bizim ayak bastığımız ilk tarih 1820... Mora isyanı .. İnceleme çok uzun ondan kelli google a sor anlatsın sana .. 2 inceleme daha yazmak zorunda kalıcam yoksa .. Aynı 1820 de Osmanlıya ilk defa Amerikalı misyonerler geldi.. 4 sene geçti geçmedi İzmir' e konsolosluk açıldı .. Vatan sathına yayılmalarına daha var o dönemlerde .. Sonra özel okullar , misyonerlik falan alıp başını gidecek..Bundan sonraki ayak Balkanlar .. Orda azınlıklar diyip bir kolumuzu kestiler .. Aşşağıda da araplara coşkuyu verip , ordaki işbirlikçilerle diğer kolu kestiler mi? Kestileeer !
    Sonra ?
    Sonrasında askerimiz yığıla yığıla , süpürüle süpürüle bugün vatan dediğimiz Anadolu' ya geldiler mi ?
    Evet!
    Daha sonra noldu ?
    Aradan 100 yıl geçmiş..10 Ağustos 1920 ' de Sevr dedikleri bir antlaşma koydular önümüze .. Kalan son toprağımızı da elimizden almak amaçları .. Anadolu'nun bu şekilde parçalatılmasının temellerini kim attı ? İdeolojik fikir babası kim ? Kimin ağzından çıktı o meşhur maddeler?
    Wilson... Woodrow Wilson!!
    Ne zaman ?
    8 ocak 1918 ' de..Amerikan Parlamentosunda.. Şu meşhur 14 maddelik , bugün MEB ' de görev yapan amerikalı uzmanlar sayesinde ( adnan menderes sağolsun!) ilkokul çocuklarımıza BARIŞ PRENSİPLERİ(?!?!?) diye öğrettiğimiz prensipler .. ULAN BU NASIL BARIŞ?!?!? Orada 10 ve 12. madde doğrudan doğruya bizi ilgilendiriyor .. Hedef o dönem Büyük Ermenistan ' ın kurulması..Osmanlının parçalatılması..Türklere de Anadolu'da ufacık bir toprak parcası verilip orta yerde hapsedilmeleri .. O maddelerde bir de araya "ulusların kaderini tayin hakkı vardır" diye bir madde sokuşturmuş bu emmi .. İmparatorlukları zaten böyle parcalamışlar ..Amaç bunların diline doladıkları ünlü şark sorunu.. Türklerin Viyana'dan tekrar Horasan' a geri atılmaları.. Her neyse .. Bu 100 YILLIK planlarını biri bozdu ..Tekere çomak soktu! Kim bu "ADAM" ?
    MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ! Resmen darma duman etti !! Boğazlarına dizdi bizden koparıp aldıklarını .. Kalemi aldı ellerinden , son nokta öyle değil böyle koyulur diyip SON NOKTAYI KOYDU ! Bütün misyonerleri sınır dışı etti ...Tüm misyoner okullarını kapattı .. Emperyalizm bu ! ASLA UNUTMAZ !! Hele ki Kurtuluş Savaşı gibi bir savaşta İLK KEZ bakın burası çok önemli DÜNYADA İLK KEZ emperyalizmi şamarlıyorsun , üstüne üstlük yetmiyor adamları yeniyorsun.. Bütün mazlum halklara "ROL MODEL" oluyorsun .. Ne diyor Ghandi o dönem ?
    Ben diyor Mustafa Kemal Paşa İngilizlerle savaşmadan öncesinde ingizlileri TANRI zannederdim..Bu emperyal devletlerin kabul edebileceği bir realite asla olmadı .. Bakın yukarda rol modeli büyük yazdım .. Niçin ? Tüm ezilen halklar bu savaşı örnek alıp başkaldırdılar da o yüzden .. Atatürk onların elinden silahlarını alıp , kendi silahları ile vurdu.. Dedim ya unutmazlar diye .. Bugüne dek planları hiç değişmedi .. Şimdi esas konuya hafiften bir girelim ..

    Benim tabirimle MEDENİYET KAVALI ÖTTÜRÜP ORAYA BURAYA TERÖR İHRAÇ EDEN TAKIM ELBİSELİ BU ÇOBANLARIN sürekli övündükleri şey ne ?
    Biz avrupalıyız goygoyu .. Sanat , ilim bilim , felsefe pek çok şeyin mucidi bunlar .. Kuramların temellerini atanlar bunlar .. Yalnız aralarından öyle iki isim cıktı ki , bunların tüm karizmasını , yarattıkları tüm pozitif olguları negatife çevirdi !
    HITLER VE MUSSOLINI ! İmaj yerlerde pek tabii! Avrupa dediğin ELİ KANLI 500 senelik kartoloz neneler topluluğu !! Silikon, gerdirme ,makyaj bir yere kadar.. Makyaj aktı , ESMER ATA ATLADI SİLİKONLAR PATLADI ( buraya kadar çok ciddi gelmiştim halbuki.. az daha başarıyordum ciddi bir inceleme yazmayı =)) mazur görünüz !) Ve bizimle de görülecek hesapları var..Bu çok açık !! Bu 15 temmuzlar , öncesindeki darbeler hele ki 80 darbesi falan dış desteksiz olacak işler değil .. SAVAŞ dediğin şey sadece elde silahla olmaz .. Bambaşka yolları var bu işin .. Bu incelemeye konu olan şekli Psikolojik savaşa dayalı dezenformasyon (bilgi kirliliği) ile yıldırma.. Ne yapmışlar bu amcalar ?
    Arkadaşım ilim bilim yuvası dedikleri Cambridge Üniversitesinden bir prof açıkca görevlendirilmiş .. 2 ayrı şahıs bu adamdan tez konusu almışlar ..2 tez var ortada..

    1. si nazizm islamcılıktan etkilendi...
    2. si nazizm in rol modeli Kemalizmdir ..

    1. tez için iddaaları şu : Bu tez Yale de üretilmiş .. TAM beyin yakan cinsinden .. Zamanında Kudüs müftüsü Hacı Emin el Hüseyni Hitler'le buluşmuş .. Bu buluşmadan öncesinde Hitlerin yahudileri kuzu kapama yapıp fırınlamak gibi bir niyeti yok imiş ... Tam tersine sürmek istiyormuş yahudileri Almanya'dan..Ama işe bakın ki Hitler'le konusup, Hitler müftüye ya ne yapayım ben bunları diye sorduğunda arka planda Mahmut Tuncer eşliğinde cevap veren müftü demiş ki hitlere : YAK ONLARI! KEBAP YAPSANA!! KEBAP YAPSANA!
    GÜLMEYİN !! Cidden "yak onları!! " ibaresi var tezin içerisinde.. Hatta ve hatta , Natenyahu'nun 37. dünya siyonist kongresinde bu iddaayı uluslararası platformda dile getirip 3rd Reich ve Hitler'e rahmet okuması bile söz konusu..
    Hitler bizi yakmak istemiyordu , müftü kanına girdi diyor adam !! Akılları sıra Kudüs'te kendi yaptıklarınının üstünü örtüp, kendilerine yönelen negatif algıyı islama kanalize edecekler =)) Biz şimdi bunları yapıyoruz ama Hitler' i yoldan çıkaranlar bunlar , islam olmasaydı tüm bunlar olmayacaktı diyecekler .. BUNA KARGALAR BİLE GÜLER !!

    2. tez iddaaları ise şu : Hitler kendine Atatürk ' ü "ROL MODEL"
    aldı.. NASIL ? GÜZEL Dİ Mİ ? Bu tez kitap haline getirilmiş ingilterede .. Amerika' da da Harvard Üniversitesi de kitap yapıp basmış .. Sitede Naziler ve Atatürk adı altında bulup okuyabilirsiniz .. Sağolsun Adem YEŞİL muhteşem bir inceleme yazmış o kitaba ...Ondan dolayı ordaki tutarsızlıkları uzun uzun anlatmama gerek yok .. İncelemelerimi okuyor ve beni takip ediyorsanız biliyorsunuz ki ben bu YÜZSÜZLERİN yediği naneleri defalarca yazdım incelemelerimde ..
    Kongo ' da ülkeyi işgal edip , çalışmak istemeyen işçilerin sağ ellerini kesip , ülkeyi sömüren , TOPLAMA KAMPLARI KURAN Belçika' nın yanında Atatürk mü vardı ? (bkz : #28491745 )

    Milyonlarca KIZILDERİLİYİ öldüren , asimile eden Amerika' nın başında Atatürk mü vardı ? (bkz : #22777313 )

    Jack London boşa mı yazdı o DEMİR ÖKÇE' yi , (bkz #25935136 ) UÇURUM İNSANLARINI (bkz : #18738047 ) ORDA ATATÜRK MÜ VARDI ?

    Bakın hepsini geçiyorum .. Gelin size bambaşka bir olay anlatayım.. 1930 larda Berlin ' de Britanya büyükelçisi olarak bulunan Sir Nevile Henderson' ın anılarında Nazi Toplama kamplarının acımasızlığı konusunda Goering' e sitem ettiğinde , onun kitaplığının raflarından bir Alman ansiklopedisinin ciltlerinden birini çıkardığını aktarır:
    " Konzentrationslager maddesinin bulunduğu sayfayı açtı ve yüksek sesle okudu: ÖNCE İNGİLİZLERCE GÜNEY AFRİKA SAVAŞI SIRASINDA KULLANILMIŞTIR." =)))

    Kim kimden örnek almış acaba ? Bir türlü ispat edemediğiniz Ermeni muhabbetini soslayıp , tez hazırlatıp ,üstüne bu kitaba ekletince ELİNİZDEKİ KAN AKLANIR MI SANDINIZ ?

    Şimdi hepiniz az buz incelemelere alıştınız .. Ben çok mecbur kalmadıkça spoiler vermem.. Bu kez de aynı ekolden yol alıcaz .. Bu kitap Atatürk' e atılan iftiralara verilmiş iddaa ediyorum ki en güzel cevaptır .. Esasen çok eğlenceli de bir kitap.. Bu tez yazarı kendi tezini haklı göstermek için bazı yerlerde kullandığı kanıtların tamamını aktarmamış .. Nasıl mı ? Misal veriyorum .. "Zöhre KIRMIZI TANGA ALDI.. Aldığı bu tangayı Satı' ya hediye etti .." Ne yapıyor Stefan İhrig denen bu vitaminsiz cin ali ? Alıyor "Zöhre KIRMIZI TANGA ALDI " cümlesini basıyor kitaba .. Zöhre' nin suçu ne ?!?! Zöhre sipariş üzerine almış bunu ama adı çıkıyor bir kere =)) Delil karartıp eksik bilgi veriyor anlayacağın ..Cengiz Özakıncı 'yı 20 seneye yakındır okurum .. İnanılmaz bir arşivcidir .. Belgesiz kanıtsız tek bir harf yazmaz .. 4 sene araştırmış , peşine düşmüş tüm belgelerin .. Yazarın yazdığı tüm kanıtları BİRER BİRER orjinal kaynaklardan ve belgelerden ispat ederek tek tek çürütmüş .. Kitabın adı boşa ATATÜRK DERSİ değil yani senin anlayacağın sayın kikirik!

    Son olarak .. İşgale uğrayan yurdumuzu savunup Sevr' i yırtmak, Nazizme yol gösterir olmuş .. Şehitlerimize nazi damgası vuracaklarmış ...Buyrun canım kardeşim!!! İşte hendek işte deve .. İşte er meydanı.. Roketimiz , mühimmatımız elimizde ve sınırsız !! Ağzının ortasına 2 tane sallamadan , o roketi senin gırtlağına SOKMADAN girmem o mezara.. YAVUZ HIRSIZI BİZ ÇOK İYİ BİLİRİZ !! BİRİ YAZSIN , BİRİ BASSIN .. BİZ BOZARIZ =)) SIKINTI YOK !! BOZKIRDAN SELAM OLSUN ONLARA =))
  • O zamanlar Süleyman Efendi, damadı vasıtasiyle Kütahya ve civarındaki yakınlarını Cumhuriyetçi Millet Partisi çevresinde Demokrat Partinin bu tezatlı cephesine karşı muhalefete sürdüğü için menfurlarıdır. Fakat asıl nefret siyah kanadın, arada bir işlerini Adnan Menderes'in alnına kadar sıçratan din düşmanlığından gelmekte...

    Evet; tıpkı Menemen tertibi denilebilecek, bir oyun hazırlıyorlar:
    1957 de Bursa'nın Ulu Camiindeki mahut Mehdîlik komedyası...

    Eskişehir'de Demiryolları İdaresinde bulunmuş, sözde Nakşî, Akif Efendi isimli bir şahsın Tavşanlı'daki müridleri, Bursa'nın Ulu Camiinde, ellerinde kılıç, malûm mehdîlik narasını basıyor ve gülünç nümayişe girişiyor. Maksat meseleyi Tavşanlı'ya, oradan da vilâyet merkezi Kütahya'ya intikal ettirip Süleyman Efendinin ruhî ve siyasî nüfuz mıntıkasını sindirmek ve eğer hâdise kanlı bir safhaya girecek olursa onu darağacına kadar götürmektir.

    Bereket ki, hâdise kansız bastırılıyor, yani tertipçiler kuklalarını adam öldürmeye kadar sevkedemiyor ve ortada: "Vay şeriatçiler, vay (teokratik) idare özlemcileri!" homurtusundan başka bir ses duyulmuyor
  • Süleyman Efendinin üçüncü takip ve tevkifi ise Demokrat Parti devrine rastlar ve o devrin siyah ve beyaz renklerinden siyaha bağlı devlet adamlarınca tertiplenmiş bir (komplo) neticesinde meydana gelir. İşte Süleyman Efendinin asıl çile ve mazlumluk devri, vefatında tabutuna istikamet değiştirmeye kadar varan bir zulümle, Demokrat Parti iktidarının bir türlü sabit istikametini bulamadığı ve birbirine aykırı ellerde tezada boğulduğu son seçim çığırıdır.

    Demokrat Parti iktidarının dine aykırılıkta Halk Partisini mumla aratacak kadar siyah kanadı, başta o zamanın Dahiliye Vekili Namık Gedik bulunmak üzere, Menemen hâdisesine benzer bir tertip hazırlıyor. Bu adamlar, Başbakanlık odası tabanının budak deliğinden aşağı katlardaki kavgaları seyretmeye bayılan, herkesi başıboş bırakan, gizli tahakkümlere karşı duramayan ve başına ne gelmişse bu yüzden gelmiş bulunan Adnan Menderes'i 'oldu-bitti'ye getirmekte mahirdirler.
  • Hiçbir şey hatırlamıyordu kendine dair. Hatırlayamadığı bir zamandan beri de yalnızdı ve yürüyordu. Adımları çok kısaydı artık uzun yaşamı içinde. Uzun zamandır yürüyordu aslında ama kaplumbağa gibi evini sırtında taşıdığından olsa gerek çok yol alamamıştı. Tavşanlar vızır vızır yanından geçiyordu Ankara sokaklarında. Yol üstündeki camilerden beşinci öğün suyunu da içmişti. Açlığa alışkındı yorgun bedeni ama su olmazsa olmuyordu işte! Çünkü açlığını ancak su kesebiliyor, içini yakan hatırlayamadığı anılarının üzerine ancak su iyi gelebiliyordu. Ferahlıyordu sanki tüm ruhu bedeniyle beraber. Epeydir yürümüştü son camiden beri. -Elindeki evini- yere koyup, oturdu bir sokak başına. Söylenerek iki kadın geçti yanından. "Bıktık şu dilencilerden, her yer Suriye'li kaynıyor." Duydu onları ama kendisi için söylendiğini hiç düşünemedi. Sonraki beş dakikada genç ve iyi giyimli bir adam evinin üzerine 1 tl bıraktı. Yüzüne bile bakmamıştı yaşlı kadının. Belki baksaydı acıyı görürdü gözlerindeki. O yüzden; yüzüne bakmadan, kendi vicdanına bakıp para vermeyi seçmişti. Günde üç dilenciye,3 tl verirse tüm vicdanı rahatlıyordu belki de. Paraya baktı yaşlı kadın, üzerinde hâlâ Atatürk vardı. Demek ki cumhuriyet devam ediyordu. Küçük ama büyük şeyler hatırlıyordu geçmişe ait. Menderes'in asılmasını, Madımak Otelin' nin yakılmasını, Özal suikastını..Gerçi şu durumda hatırladığı bu büyük olayların hepsi kendisi için anlamsız küçük şeylerdi. Adını bile bilmezken Atatürk'ü hatırlaması(!) Gülümsedi parayı eline alıp. Sokağın köşesindeki berberin çırağı sigara içmek için berberden dışarı çıktığından beri kadını izliyordu. 1 tl için o buruş buruş yüzün şekil değiştirdiği görünce kalkıp 1 tl de o bıraktı kadının bir poşetlik evinin üzerine.

    Ayağa kalktı tam tamına 2 tl'si vardı. Çok açtı. Midesindeki suyun içine bir şeyler katması gerekiyordu biraz daha yürüyebilmek için. Sokağın sonundaki simitçiye sanki arkasında tavşan sürüsü varmışcasına hızla gitti. Yarışmayı kazanmıştı, tavşanlar ona yetişemeden simitçiye ulaşmıştı. İki simit aldı. Parktaki güvercinlere baka baka yedi. Onlarla paylaşmak isterdi simitlerini ama tek susam tanesini harcayamayacak kadar açtı.

    Kirli Ankara üzerine kar yağmaya başladı. Park bir anda bembeyaz oldu. Havanın da, Ankara'nın da kiri örtüldü. Güvercinler karın altındaki buğdaylara ulaşamaz oldular. Ağaç ve saçakların altına saklandılar. Martılar da kara ve tipiye yenik düştü. Uçmayı bırakıp, gizlendiler. Herkes telaşla parkın önünden geçiyordu. Kardaki siyah tavşanlar gibi görüyordu onları. Zıp zıp zıplayıp yuvalarına dalıyorlardı. Kar hızlandı. Beyazlık yükselerek çoğalıyordu. Ankara'nın üzerine bir Ankara daha daha daha ekleniyordu. Parktaki banktan hiç kalkmadı. Her şeyi izledi. Korkmuş güvercinleri, donmakta olan kediyi, uçamayan martıyı, kayan ve yolda kalan arabaları, kapanan dükkanları. Kimse ona bir şey sormamıştı. Hatta kimse onu görmemişti bile. Beyaz görünmez bir hayaletmiş gibi orda öylece dondu. Karnı toktu.

    Sabah bir belediye aracı gelip yaşlı kadının tok ve donmuş bedenini aldı. Üzerinde bir kimlik yoktu. Evi saydığı poşeti donarak eline yapışmıştı. Görevli poşeti yavaşca çekse de poşetin bir kısmında kadının eli, kadının elinin bir kısmında da poşetin bir kısmı kaldı. Poşetin içinden bir çöp poşeti çıktı. İçinde kanserden ölen oğlunun ölüm belgesi vardı. 26 yaşındaki lösemi hastası Ömer... -Ex- olmuştu. Tüm yaşamını -X hastane- bir çöp poşetine koyup tam bir yıl önce vermişti yaşlı kadının eline.
    Ev oğuldu, ev çocuktu, ev anaydı.
    Kadın gülümsedi. Oğlunu görüyordu beyaz ışıkta. Her yer beyaz, Ankara siyahtı..Ve bir selâ daha okundu su içtiği camilerden birinde.
  • DP iktidarı, 'Küçük Amerika' olmak hayaliyle, ülkeyi ABD ('sistem') için kârlı bir pazara dönüştürecek bu telkinlere kapılmış; Menderes'in 'Görülmemiş Kalkınması', Türk pazarının bütünleşmesi, ithalatın iyi işleyebilmesi için limanlar ve karayollarının inşasına girişilmiştir. Netice malum: yurt sathında onbinlerce ithal
    malı otomobil ve traktör, ulusal demir ve deniz yollarının devre dışına itilmesi, ekonominin iki seçim dönemi sonunda, iflası!
    Attila İlhan
    Sayfa 154 - Bilgi Yayınevi
  • Ama ne demişler: gülme Menderes gülme, senden büyük Allah var. Halbuki o ne diyor. 'Gencim, güzelim, matematikten de on aldım. O halde mantıkî neticelerden ne korkum olabilir? Komplekslerim yok ve ellerim terlemiyor. Bana kimse dokunamaz.'
  • Bu uzun bir inceleme yazısı olacak çünkü İlber Ortaylı'nın Atatürk hakkında bir kitap yazması beklenen bir durumdu ve ne derece başarilı olduğu üstüne söylenecek çok şey var.Öncelikle tarafını ifrat ya da tefritten yana seçip uç noktalarda yaşayanlar yani kendilerini Cumhuriyetçi ya da Osmanlıcı olarak etiketleyenler bu kitapta aradığı Atatürk'ü bulamayacak çünkü sağ olsun Ilber Ortyalı gerçek bir tarihçi gözüyle fundamentalist davranmayarak çok geniş bir Atatürk portresi çizmiş.Yine de bu kitabı biyografik bir roman olarak değerlendirmek bence zor çünkü daha çok dönemin tarihi bilgileri ışığında aydınlanan bir kitap okudum.Mesela Ortaylı Rus tarihine ve Balkanlara oldukça hakim olduğu ićin sık sık oraları da anlattı ki belki de bazen bu üstünde çok fazlaca durdu.

    Öncelikle şuna cevap vereyim.Kitap okunmalı mı?Muhakkak okunmalı diyorum çünkü Atatürk'ü anlamak için Atatürk'ün kurmay olarak üstünlüğünü kavramak ve dönem şartlarında yaptıklarına hayal edebilmek için bu kitaba ihtiyacımız var.Fakat Yılmaz Özdil'in Atatürk ile ilgili kitabına da başladığım için biyografik roman arayanlara öncelikle o kitabı tavsiye ederim.Bu kitabın genel olarak bakarsak olumlu yönü olaylara tarihçi nesnelliğiyle bakılması ve dönemin şartlarını oldukça iyi aktarmasıdır ki bunu sık sık karşilaştırmalarla yapıyor.Eleştireceğim tek yönüyse bütün Ortaylı kitaplarında aşırı bilgiden doğan daldan dala atlama sorunu.Adam o kadar çok şey biliyor ki bu onun dağınık bir anlatim yapmasına sebep oluyor.


    Kitabı okuyamayacak olanlar için bundan sonra yazdıklarım *spoiler olacaktır o yüzden okumayabilirler fakat okumayacaklar için bazı önemli anekdotları yazmak istiyorum.Birincisi 1881'de doğan Atatürk'ün ömrünün ilk 28 yılı 2.Abdülhamid döneminde geçmiştir ki hakan-ı sabık hakkında Atatürkün söylediği menfi şeyler yoktur.Ikincisi Türk kurmayları yetişme tarzları ve eğitimleri açısından gercekten o dönem için ileri seviyededir,aralarında dil bilenleri çoktur ve Kurtuluş Savaşı'ndan önce Arap çöllerinde Trablus'ta ve Balkanlarda yogun savaş tecrübesi kazanmıslardır.Yani Milli Mücadele bir tesadüfün değil böyle ileri komutanların eseridir.

    Bir diğer önemli husus Latin harflerinin kabulüdür.Bu konuda 2.Abdülhamit'in dahi harflerin okumayı zorlaştırdığına dair değerlendirmesini görmek bemi mutlu etti.Kısacası harf devrimi bazı cahil kafaların dediği gibi bir gecede olmuş olay değildir.19.yy'ın basından itibaren mütala edilen bu konuyu Mustafa Kemal daha Selanikteyken Türkologlarla tartısmaya başlamıştı.Harflerin değişmesi bir gereklilikti,sekiz ünlü harfe sahip bir dil üç ünlüye sahip Osmanlıcayla ifade zorluğu ve karışıklıgı yaşıyordu.Şunu da kitaptan hareketle belirtmem lazım ki Arap harflerinin bırakılmasının kültürun kaybedilmesiyle ilgisi yoktur kaldı ki Latin harflerinin sahibi olan Roma da tarihten yok olalı çok oldu.

    Yine fundamentalist kişiler tarafından son zamanlarda deniyor ki Mustafa Kemal Çanakkale'de yoktu.Bu Türkiye'nin ölümsüz liderini yok etme çabasının ürunüdür zira Kurtuluş Savası'nın önderi olurken Anafartalar kumandanı olarak biliniyordu.1.Dünya Savaşı'nda istese Sofya'da kalabileceği halde özellikle yazısarak "Arkadaslarim ates hattındayken burada kalmam doğru değil." kendini cepheye tayin ettiiştir.Bugün bedelli çıktı diye sevinenlerin Atatürk'ü olumsuz anmaya hakkı yoktur.

    Mustafa Kemal kendi anılarında ve Nutukta Sultan Vahideddin'i uyuşuk,iradesiz olduğu kadar da daima yarı kapalı gözleriyle hilekar entrikalar çevirmeyi seven bir kişi olarak tasvir ediyor.Bazıları çıkıp diyor ki "Vahideddin Atatürk'ü kurtulus Savası'nın lideri yaptı."
    bu da cehaletin bir ürünüdür ki ben öğrencilerimin böyle mesnetsiz düşünmesini istemem.Yahu her şeyden önce Atatürk hakkında idam kararı çıkaran biri nasıl Atatürk'ü destekliyor anlamıs değilim.


    Çok uzadı ama Lozan konusu çok tartışıldığı için Ortaylı'nın kitaptaki görüsünü aktarayım "Lozan ne hezimettir ne de bir zafer şartların elverisliliği ölçüsünde bir uzlaşmadır."
    Kısa kısa
    #Hilafet ruhani değil siyasi bir kurumdur.
    #Cumhur kelimesinin bir rejim anlamında kullanımı Türklerin icadıdır.
    #Cumhuriyet ve Osmanlı bir bütündür sadece devletin adı değişmiştir.
    #Menderes gelmiş Türkçe ezanı kaldırmıs deniliyor oysaki Türkçe ezanın kaldırılması Halk Partisinin teklifidir.Kaldı ki Türkçe ezan da kaldırilmadı sadece cezai takibattan kurtuldu.
    #Atatürk 1.68 boyundadır.Kızdıgında asla küfretmez "inatçi katır"derdi.Çevresindekilere "namazı da kılın resim de yapin"derdi.Kendisi de kur'an okur iyi okunmasını isterdi.