Şimdi bir güvercinin uçuşunu bölüşüyoruz Gökyüzünün o meşhur maviliğinde Uzun saçlı iri memeli kadınlarıyla Bir Akdeniz şehri çıkabilir içinden Alıp yaracak olsak yüreğini Şimdi bir güvercinin
Şuh çocuk Nedim
Lâle devrinin eşsiz şairi, İstanbul’un şuh çocuğu Nedim: Tenhâca varub Göksuya işret var içinde diye Göksu’ya tenha bir zamanda gitmenin muvafık olduğunu, Çubuklu’nun ekseriya pek kalabalık olduğunu, kışın yaklaştığı zaman artık Boğaz seyri zamanının da geçtiğini söylediği gibi yine bu devrin şairlerinden Seyyid Vehbî’den de Sarıyer’de kiraz mevsiminin meşhur olduğunu öğreniyoruz.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Sahabede bile tarihselcilik varken bizdeki yobazlara ne demeli?
Öte yandan, meşhur tabiî âlim Atâ b. Ebî Rebâh (ö. 114/732), Medine döneminde Müslümanlar ile müşrikler arasındaki gergin ve problemli ilişkilere atıfta bulunan Mümtahene 60/10-11. ayetler bağlamında İbn Cüreyc'in (ö. 150/767), "Müşriklerden evli bir kadın Müslümanlara gelse ve İslam'ı benimsese, ilgili ayetteki "ve-âtûhüm mâ enfekû" (O kadınların eski kocalarına evlilik sırasında mehir olarak ödedikleri para veya malı iade edin) ifadesi mucibince o kadının müşrik kocasına herhangi bir mehir bedeli ödenir mi?" şeklindeki sorusuna, "Bu hüküm sadece Rasûlullah ile çağdaşları arasında geçerliydi" (innemâ kâne zâlike beyne'n-nebiyyi ve ehli ahdih) diye cevap vermiştir. Ebû Bekr İbnü'l-Arabî (ö. 543/1148) gibi bazı müfessirler ise aynı ayetle ilgili olarak, "Allah'ın bu ayetteki hükmü ümmetin icma ettiği üzere o zamana, özellikle o zaman ve zeminde meydana gelen olaya mahsustur"şeklinde bir görüş belirtmiştir. "İlmin kapısı" diye anılan Hz. Ali gibi bir sahâbînin, "Bu ayetteki hükmü benden önce hiç kimse uygulamadığı gibi benden sonra da hiç kimse uygulamayacaktır" dediği, tefsirdeki otoritesi tartışmasız olan İbn Abbas gibi bir diğer sahâbînin, Nur 24/58. ayetteki hüküm hakkında kendisine sorulan bir soruya, "Bu ayetteki hüküm işlevini yitirmiştir; bugün bu ayetteki hükmü uygulayan birinin varlığına şahit olmadım" diye cevap verdiği, ayrıca ilâhı vahye muvafakatlarıyla tanınan Hz. Ömer gibi bir sahâbînin Kur'an'daki sarih hükümlere, sözgelimi Tevbe 9/60. ayette zekât gelirini harcama kalemleri arasında müellefe-i kulûb sınıfı açıkça zikredilmesine rağmen, bu kalemden pay isteyenleri açıkça reddettiği halde bütün bu sahâbîlerden hiçbirinin İslam'a ve Kur'an'a sadakatsizliği akıllarının ucundan dahi geçirmemiş olmaları acaba nasıl izah edilebilir? Yine Hz. Ömer'in müellefe-i
Sayfa 19 - Kırmızı Kedi Yayınevi·Kitabı okuyor
Din
Hiç bilmediğimiz bir ilim mevzuunda bile o mevzuu idrak haysiyetine kavuşabilmek için bir ilk ve ön bilgiye ihtiyaç vardır... İnsan aradığının ne olduğunu bilmeden, bulduğunun da ne olduğunu bilemez... Bulunan ve bilinen aranır... İşte bütün bu derin hakikatleri tek çırpıda telkine döndüren bir Nasreddin Hoca fıkrası: — "Ey cemaat, ben size birşey söyleyeceğim; biliyor musunuz?" — "Hayır!" — "Bilmediğiniz şeyi söylemekten ne çıkar?" Kürsüden iner... Sonra tekrar kürsüye gelir: — "Ey cemaat, ben size birşey söyleyeceğim; biliyor musunuz?" — "Biliyoruz!" — "Bildiğiniz birşeyi söylemekten ne çıkar?" Kürsüden iner... Biraz sonra tekrar kürsüye döner: — "Ey cemaat, ben size birşey söyleyeceğim; biliyor musunuz?" — "Yarımız biliyor, yarımız bilmiyor!" — "Bilenler bilmeyenlere öğretsin!" Her şey gibi, yeniden keşfetmek ve değerlendirmek borcunda olduğumuz milli kahramanlarımız arasında Nasreddin Hoca bir mizah sanatkârı değil, son derece keşif ve derin bir mizah edası içinde, insana yıldırım hıziyle en muğlak hakikatleri sezdiren bir hikmet telkincisidir. Lenin'e, sanatkârlardan kimi sevdiği sorulunca "Şarlo'yu severim ve onu asrımızın en büyük adamı sayarım!" demiştir. O Şarlo ki, Nasreddin Hoca'nın mizaç hamurundan bir lezzet belirttiği hâlde, Hoca'ya nispetle boksör Mehmet Ali'ye göre cılız bir çocuk... Onun en sevdiğim hikâyelerinden biri, meşhur Heğbe nüktesi... Eşeğin sırtında, heğbeyi kendi sırtına alışı ve bunu eşeğin yorulmaması için yaptığını söylemesi...
Sayfa 556 - Ağustos 1994, “NOKTAYI GÖRDÜNÜZ MÜ?”, Vâridât: Noktalamalar, İbda Yay.
Nasreddin Hoca
Bir diğer meşhur sahâbî İbn Abbas ise köleler, hizmetçiler ve henüz buluğ çağına gelmemiş çocukların ebeveyn konumundaki hane halkının odasına üç özel veya mahrem vakitte izin isteyerek girmeleri gerektiğini bildiren Nur 24/ 58. ayetin muhtemelen nüzul döneminden kısa bir sonraki tarihsellik içinde nasıl uygulanacağına ilişkin bir soruya cevaben, "Bu ayetin hükmü bitmiş, sona ermiştir (kad zehebe hükmühâ); bugün bu ayetteki hükmü uygulayan birinin varlığına şahit olmadım" demiştir.
Sayfa 18 - Kırmızı Kedi Yayınevi·Kitabı okuyor
Din
Psikanaliz, 1900'de The Interpretation of Dreams [Rüyaların Yorumu] ile meşhur bir şekilde takdim edilmiş ve ortodoks tıp mesleği tarafından hoş karşılanmamıştır. Ancak Freud'un ve öğrencisi Carl Jung'un 1909'da Amerika Birleşik Devletleri'ni ziyaretiyle, psikanaliz daha da genişleyen küçük, sadık ve giderek büyüyen bir takipçi çevresi sağlayarak çeşitli kesimlerden kabul görmüştü. Rüyalar'ın baskın fikri, bir gözlemcinin de belirttiği gibi, uykuda bilinçdışımızı koruyan nöbetçinin adeta görevden ayrıldığı ve normalde gömülü tutulan fikirlerin ve duyguların sembolik ve kılık değiştirmiş biçimde de olsa serbest bırakıldığı şeklindeydi.
Sayfa 88·Kitabı okuyor
Felsefe-Düşünce