"Devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı'nı NATO'nun Rusya'ya karşı bir vekâlet savaşı olarak görenler, Rusya'nın NATO'nun saldırısı altında olduğunu söyleyeceklerdir. Bu, İsrail'in Gazze'de, Batı Şeria'da ve 'Lübnan'da sadece 'meşru müdafaa iļe hareket ettiğini' söylemek açısından doğrudur; sorun, meşru müdafaadaki 'meşru' kelimesini nasıl tanımladığımdır. Şayet bana ait olmayan bir toprak parçasını işgal edip (Batı Şeria veya Ukrayna'nın bazı bölgelerinde olduğu gibi) buranın benim olduğunu ilan edersem ve beklenen şekilde o toprakların halkı veya topraklar direnirse, elbette onları ezmeye çalışırken meşru müdafaa hakkımı kullandığımı söyleyebilirim..."
Genç insan, tümüyle sevemediği her yeniliğe karşı, meşru müdafaa halinde yaşar ve bu arada her defasında, gücünün yettiği sıklıkta, gereksiz bir suç işlemiş olur.
Haksızlık Yapmak Budalalıktır . - Bir kişinin yaptığı haksızlıklara katlanması, kendisine yapılan haksızlıklara katlanmasından çok daha zordur (bunun ahlaksal nedenlerden kaynaklanmadığını da belirtelim - ); haksızlığı yapan ya vicdan rahatsızlığı duyduğu, ya da kendi eylemiyle toplumu kendine karşı silahlandırdığını ve kendini yalnızlaştırdığını kavradığı zaman aslında her zaman acı çekendir. Bu yüzden kişinin kendi iç mutluluğu açısından, yani huzurunu yitirmemesi için, dinin ve ahlakın buyrukları tamamen bir yana, haksızlığa uğramamaktan daha çok, haksızlık yapmamaya dikkat etmesi gerekir: çünkü haksızlığa uğramakta vicdan rahatlığının, intikam alma, adil kişilerin, kötülüğü yapandan korkan tüm toplumun acımaları ve takdir etmeleri umudunun avuntusu vardır. Kendi yaptıkları haksızlığı başkalarının kendilerine yaptığı haksızlığa çevirmek, kendi yaptıkları şeyin özrü olarak meşru müdafaa hakkını saklı tutmak ve böylelikle bunun yüküne daha kolay katlanmak gibi pis bir kendini aldatma yolunu tutanların sayısı hiç de az değildir.
Hayır ile şer ehli arasında kavga ve münazara kaçınılmaz bir şey olduğu gibi, hak için kılıca sarılmak da mutlaka yapılması gereken bir iştir. Bundan dolayı Yüce Allah mü'minlere, hakkı müdafaa için kılıca sarılmalarını, zulüm, taşkınlık ve düşmanlığı def etmek için cihad etmelerini meşru kıldı.
Sayfa 246 - Ensar vakfı yayınları (kitap)
Alıntı
Gerçek "Barış" üzerine!
Şimdi hiçbir hükü­met, yeri geldiğinde fetih arzularını tatmin etmek için bir ordu beslediğini itiraf etmeye yanaşmıyor; sözde savunmaya yarıyormuş bu ordu. Kendilerine avukat olarak da, meşru müdafaaya izin veren ahlâkı seçiyorlar. Oysa bunun anlamı: kendimize ahlâklılığın, devletimiz meşru müdafaa araçlarını düşündüğüne göre, saldırgan ve fetih meraklısı olduğu düşü­nülmesi gereken komşu devlete de ahlâksızlığın yakıştırıldı­ğıdır; ayrıca bir orduya neden gereksindiğimize getirdiğimiz açıklamayla, tıpkı bizim devletimiz kadar, saldırı arzusunu yadsıyan ve kendi açısından da orduyu yalnızca meşru mü­dafaa amacıyla besleyen komşu devletin, masum ve becerik­siz bir kurbana hiç savaşmadan baskın vermek isteyen ikiyüzlü ve kurnaz bir suçlu olduğunu ilan etmiş oluyoruz. Şimdi tüın devletler birbirlerine karşı böyle bir konumdalar: komşunun kötü niyetli, kendilerinin de iyi niyetli olduğunu varsayıyorlar. Ne ki bu varsayım insanlıktan uzaktır, savaş kadar, hatta savaştan daha da kötüdür: aslın­da savaşların nedeni ve davetiyesidir, çünkü söylendiği gibi, komşuya ahlâksızlık isnat eder ve böylelikle düşmanca zih­niyeti ve eylemi kışkırtıyor gibidir. Ordunun bir meşru mü­dafaa aracı olduğu öğretisine de, fethetme arzularına olduğu kadar tövbe edilmelidir. Ve belki de büyük bir gün gelecek, savaşlarla ve zaferlerle, en üst düzeyde askeri düzen ve askeri zeka eğitimiyle öne çıkan ve bunlara en büyük kurbanla­rı vermeye alışmış olan bir halk, gönüllü olarak şöyle ses­lenecektir: " Kılıçları parçalıyoruz " - ve tüm ordusunu en küçük birimine dek dağıtacaktır.
Tüm suçlular, şimdi içinde bulundu­ğundan daha önceki kültür aşamalarına geri gitmeye zorlar­lar toplumu: geriletici bir etkide bulunurlar. Toplumun meş­ru müdafaa gereği yaratmak ve kullanmak zorunda olduğu araçları bir düşünün: açıkgöz polisler, gardiyanlar, cellatlar; savcılar ve avukatlar da unutulmasın; sonunda, bizzat yar­gıç ve ceza ve yargılama süreci, suçlu olmayanlar üzerindeki etkileri açısından, yüceltici olmaktan çok ezici olgular değil midir diye soralım kendimize; meşru müdafaayı ve intikamı masumiyet kılığına büründürmek asla başarılamayacaktır ve insanlar toplumun amacı için birer araç olarak kullanılıp kurban edildikleri sürece tüm yüce insanlık üzüntü duyar bundan.