“Aşağıya nasıl indim, metro istasyonundaki umumi tuvaletlerden birine kendimi nasıl attım, anımsamıyorum. Yukarıda herkes ölüyor, tarihin en yüce, en akılcı uygarlığı yok oluyorken burada —nasıl bir ironiyse— her şey eskisi gibi, kusursuz kalmıştı.”
Hayatı boyunca bir manzara resminden ibaret olduğunu sandığı şeylerin gerçek olduğunu fark etti bir anda. Yabancı kentler gerçekmiş, ünlü sanat eserleri de, metro isimleri de, Berlin Duvarı’nın kalıntıları da. Adı paraymış bunun; dünyayı gerçek kılan madde. İnsanı yoldan çıkaran, seksi bir nesne.
Beylik bir ifadeyle türümüzün ciddi bir şiddet problemi var. Binlerce atom bombası bulutu yaratabilecek araçlarımız var. Duş başlıkları ve metro havalandırma sistemlerinden zehirli gaz yaydık. Mektuplarla şarbon yolladık. Yolcu uçaklarını silah gibi kullandık. Toplu tecavüzleri askeri strateji olarak kullandık. Pazar yerlerine bombalar attık. Silahlı okul çocukları arkadaşlarını öldürüyor. Pizzacılardan itfaiye erlerine kadar herkesin güvenlik endişesi ile yaşadığı mahalleler var. Ayrıca daha görünmez şiddet biçimleri de mevcut: Mesela istismar sarmalı içinde geçmiş bir çocukluk ya da çoğunluğun tahakkümü ve tehdidi altında yaşayan azınlıklar. Her zaman diğer insanların bize zarar verme tehdidi altında yaşamak zorundayız.