• ️Moliére, "Komedinin asıl görevi, insana kusurlarını göstermektir." ilkesini esas alarak güldürürken bile düşündürmeyi amaçlar.
    ️Moliére, bütün yanlış, sorun ve kusurların güldürü yoluyla düzeltilebileceğine inanan biridir. Moliére, saray hayatı ve şehir hayatını çok iyi analiz ettiği için eserlerinde bunu ustalıkla işlemiştir. Cimri adlı oyununda sarayla halk arasındaki ayrılığı ortadan kaldırmayı hedeflemiştir.
    ️Cimri oyunu aslında günümüz insanının bir çok güldürüp düşündüren filmlerde gördüğü bir konudur. Bir kaç kelime  söylemek gerekirse, cimri bir baba ve ailesi üzerine bir komedi. Karakterler önemli tabi. Herbirisi üzerinde ayrı ayrı durmak gerekir.
    Baba: Dini, imanı para olan biri.
    Kız ve oğlan:Aşkları için yapmayacakları şey yok.
    Aşçı: Nerde ne söyleeceğini bilen yalaka
    Kızın sevgilisi: Zeki, kurnaz ve çok dikkatli.
    Ve nice karakter çok iyi işlenmiş.
    ️Mutlu bir sonla biten bu tiyatrodan duygusal olarak bir çok anlam çıkarılabilir ama herşey de kelimelerle anlatılmıyor ki. Bi çırpıda biten bilindik, muhteşem bir tiyatro diyerek bitireyim sözlerimi. Keyifli okumalar. 🤓
  • GEL DESE DE BAKMA CİMRİ AŞINA BİR FIRSAT ARAR DA KAKAR BAŞINA.

    Moliere, 5 perdelik bu oyununda Paris burjuvasını ele alıyor. Para hırsının insanda nasıl tezahürleri olduğunu, parayı kazanma şekilleri ile onu korumak için düşülen durumları eleştiriyor. Bu oyun 5 perdelik kara mizah şeklindeki ağır bir hicivdir. İnsanın kendisine yabancılaşması, paranın karşısında yitirilen özgürlük ve kaybedilen özgürlüğün devamında sınırlarını maktülün çizdiği bir cinayet. Burada toplum ilişkileri zayıftır. Zayıftır çünkü ana unsur paradır, parasız olmaktansa dünyayı çöpe atmak yeğdir... Cimri karakterimizin para konusunda serzenişi şöyledir:

    ''Hey Allahım! Hep para, para! Başka söyleyecek lafları yok bu adamların: Para, para, para! Ağızlarını açtılar mı ilk söz para! Sabah, akşam para! Tek bildikleri, tek düşündükleri bir şey var: Para!''

    1621 yılında dünyaya gelen Moliere'in girişte yer alan hayat hikayesinde tüccar olan babasının tutumlu oluşundan bahis eder. Yazarların kitaplarında beni en çok etkileyen şey yaşanmışlıkların nakış nakış sayfalara işlenmiş olması olsa gerek. Bu konuda Sabahattin Ali'yi direkt örnek gösterebilirim. Her kitabında kendi yaşanmışlıkları ile edebi kişiliğini harmanlamış ve bizlere sunmuştur.

    Oyunda yer alan karakterler sınırlı. Aşk her eserin olmazsa olmazıdır ancak bu oyunda ana unsur olmamakla birlikte baya baya köşesine sinmiş bir şekilde karşılıyor bizi. Ağır mizah düşündürürken güldürüyor da. Bu yönüyle Aziz Nesin'i anmadım değil.

    Bir çırpıda bitirebileceğiniz, gülmekten kendinizi alamayacağınız bir eser. Sonu biraz sıkıştırılmış gibi geldi. Her şey çok hızlı gelişip çok hızlı bitiyor. Ancak bu bile eseri sevmenize engel değil. Keyifli okumalar.
    https://www.youtube.com/watch?v=9jlv6zc8L2o
  • Dünyanın en kederli felsefecisi denildiğinde tanınması imkansız ama Diderot denildiğinde de ‘Haaaa Şuu’ tepkisinin verilmesine neden olan büyük adam! Bu tepkiyi nereden mi biliyorum? Bir arkadaşımdan.
    Sizlere tanıttığım bu eserde 1943 yılına ait bir basım ve sitemize de bunu ekledim zaten haricen. Bir de benim eski üniversite yani İstanbul Üniversitesinden ve Edebiyat Fakültesi Profesörü ‘Sabri Esat Siyavuşgil’den harika bir çeviri eser.
    Kitap tam da adına layık aslında. Kimler kimler yok. Clairon (ki kendisi meşhur bir aktris. Fransız İhtilali ile her şeyini kaybedip sefalet içinde ölenlerden birisi de kendisi), Duquesnoy (Belçika asıllı bir heykeltraş. Kendi eserinden birisi de -adını burada zikredemeyeceğim- link olarak paylaştım), Voltaire’nin eserlerinde de oynayan Henri Louis Kain. Gene Voltaire’nin kendisine hediye ettiği Ecossaise ve tiyatroda yaptığı değişiklerle adını Fransız Tiyatro tarihine yazdıran Louis Leon Felicite de Brancas.
    Moliere ile çalışan Michel Boyron ya da nam-ı değer Baron, Gaussem (az evvel sözünü ettiğimiz baronun yeğeni), Matmazel Raucourt, hatıratı da basılan Clairo Rene Mole. Hicivleriyle ve Shakespeare oyunlarıyla tanınan Dev. Garrick ve diğerleri…
    https://i.hizliresim.com/2aAqr0.jpg
    Kitap 2 adamın konuşması üzerine geçiyor. Birinci adamı zaten anlayacağımız üzere -ki kendisi ayrıca kitabın da yazarı- orada bir sorun yok ama ikinci adamı bir türlü çıkaramadığım da utanç resmen benim gibi hafiye için. :))))))
    Böyle bir muhteşem eseri daha tadına doyamadan bitirmek, gerçekten kötü bir his. Bu arada bir önceki paragrafta da kelime oyunu yapmaya çalıştım ama beceremedim. Hadi sizi şu sürprizle baş başa bırakayım. İkinci de Diderot. Zaten burada iki tip sanatçı arasında kendi kişiliğini tartıştığını söylemek de manasız olmaz. Güzel ve doyamadığım bir kitaptı ne diyim ki? Bol keyifli okumalar, mutlu akşamlar dilerim..
  • Hiçbir öğrenim kuruluşunun bilgili bir insan yetiştirebileceğini sanmıyorum. Ama ne var ki iyi düzenlenmiş bir öğrenim insana disiplinli olmayı öğretir, ilerde kendi kendini yetiştireceği zamanlar için yararlı alışkanlıklar edinmesini sağlar.
    Mihail Bulgakov
    Sayfa 28 - Everest Yayınları
  • Bir adamın kendi iç savaşını anlattığı bir "düşünce kitabı" Yeraltından Notlar. Kültürlü, zeki lakin fakir bir adamın iç savaşı... Kitabın özellikle son sayfalarına geldiğimde zihnimde Moliere'nin şu sözü canlandı: "Küçük adamların ağzından çıkan bütün sözler saçmadır. Eğer bunları söyleyen büyük bir adam olsaydı nefis sözler olurdu. " ...

    O kadar güzel sözlerle dolu ki kitap, fosforlu kalemi elimden hiç bırakmadım desem yalan olmaz. Bence bu kitapta her insan muhakkak kendinden bir şeylerle karşılaşır. Aslında kitap, inceleme yapmak için değil de şöyle karşılıklı oturup her cümlesini ayrı ayrı konuşmalık bir kitap gibi bence. Aynı zamanda Dostoyevski'nin iç dünyasını anlamak için de enfes güzellikte bir kitap. Herkese tavsiye eder keyifli okumalar dilerim 🤗
  • Aristo: "Sevmek acı çekmektir, sevmemek ölmek. sevmek zevktir ama yalnız sevilmenin hiçbir zevki yoktur"

    Augustinus: "Sevgi ruhun güzelliğidir."

    Franz Xaver Von Baader: "Özgürlük aşk değildir, yalnız aşkın kapısıdır."

    François Bacon: "Büyük insanlarda, liyakat sahibi olanların kendilerini budalaca aska kaptırdıkları görülmez. Büyük ruhlar ve büyük isler askla uzlaşmaz"

    Bailey: "Aşk dünyanın en tatlı mutluluğu ile en derin acısından yaratılmıştır"

    Balzac: "Aşk yaşamında kadın, ancak hünerli bir çalgıcının elinde dile gelen bir lir gibidir. Kadınlar bizleri sevdikleri zaman her suçumuzu bağışlarlar"

    Basta: "Erkek az fakat sık sever, kadın ise çok ancak bir kez sever"

    Jeremy Bentham: "Aşk hazzı, dostlukla duyu hazlarından yoğrulmuştur"

    Bulor: "Aşk cennetin dilinden bize kalan tek andır"

    Antoine Bret: "aşkın ilk soluğu mantığın son soluğudur"

    Jacob Boehme: "İstek, hareket/genişleme, yön veren tezlere bilgelik eklendiğinde aşk olur"

    La Cordaire: "Aşk her şeyin başlangıcı, ortası ve sonudur"

    Dante: "Geniş varlık denizinin her yanında geniş bir aşk akışı vardır. Fiziksel devinim, bitkisel yasam, zihinsel yasam... hep evrensel aşkın derece derece yükselen aşamalarını oluşturur. Aşağı derecelerinde yanılmayan aşk, akılla aydınlandığı zaman iyilik ve kötülüğe eğilim kazanır. aşk kusursuz olmayan iyiliklerin üzerinde de vardır. Hatta irade, hile ve şiddet kullanmak yoluyla bir başkasının kötülüğüne çalışmış olsa bile yine aska uyar. Kötülükler asktan uzaklaşma oranında bir takim derecelere sahiptir ve kötülük aska yaklaşmak için sarf ettiği üç oranında erdeme yaklaşmış olur... cehennem bile adalet kadar aşkın eseridir."

    Eugene Delacroix: "Aşkı anlatabilmek için yeryüzünde var olan dillerden başka bir dil ister"

    Descartes: "Bir şey kendimiz için iyi, yani uygun gibi sunulmuşsa ona karşı aşk duyarız."

    Duclos: "Aşk bıkılmayandır. Her şeyden bıkılabilir ama asktan ... hayır"

    Epiktet: "Hareket etmenin nedeni 'istek' ve 'sevmektir', bu ise düşünmektir. aşk tutkudur. İyi ya da kötünün ne olduğunu fark edemeyen insan nasıl sevebilir"

    Epikür: "Bilge olan evlenmez. Evlense bile aşkın vehimlerine kapılmaz... Bir uygarlığın yetkinliği ve insanlığı ancak kardeşlik ve sevgiyle olasıdır."

    Douglas Ferrola: "Aşk kızamığa benzer, insan ne kadar geç yakalanırsa o kadar ağır geçer"

    Faulkner: "Aşkı kitaplara soktukları iyi oldu, yoksa belki de başka yerde yasayamayacaktı."

    Fenelon: "Sevmeden yasamak yasamak değildir. Az sevmek ise sürüklenmektir."

    Feuerbach: "varlık sezginin, duyunun ve aşkın bir sırrıdır. Bu kişi, bu şey yani bireysel, yalnız duyumda, yalnız askta, mutlak bir değere sahiptir. Sonlu ve sonsuz orada bulunur. aşkın sonsuz derinliği ve aşkın gerçeği, bununla yalnız bununla kaimdir" "... En derin ve en yüce gerçekler duyumlarda saklıdır. Böylece genel olarak başımız dışında bulunan bir nesne varoluşun gerçek ve ontolojik belgesi aşktır, varoluşun asktan ve duyumdan başka belgesi yoktur."

    Costance Foster: "Sevgi bizi zamanın yıkımından koruyan yıkılmaz bir kaledir"

    François M. C. Fourier:
    1) Geçici ya da keyif verici asklar ki, bu oyuncular, kahpeler, arsızlık aşkları gibi şekillere ayrılır.
    2) Az çok bir süresi fakat kısır asklar ki, bunlar gözde aşklardır.
    3) yalnız bir çocuk doğurtan geçici asklar ki, bunlar dölleyen aşklardır.
    4) Karılar ve kocalar aşkıdır ki, bu iki tarafın isteği ile yıllarca sürer ve bir çok çocuk dogurturur. Fakat bunlar birbirleriyle yaşayıp yasamamakta serbesttir."

    Freud: "Yaşam belirtisinin kökeninde duygulanma; duygulanmanın da temeli aşktır"

    Geraldy: "Erkeğin yaradılışında sevmek yoktu. Ona aşkı öğreten kadındır"

    Geothe: "Sevilenin kusurlarını hoş görmeyen sevmiyor demektir"

    Efes'li Heraklitos: "Duyu organları akilsiz ruhlara hizmet ettikleri zaman kötü tanıklardır. Eşek samani altına tercih eder; köpek tanımadıklarına havlar. Domuz için çamur saf sudan daha değerlidir. Deniz suyu ister temiz ister kirli olsun, balıklar için kurtarıcı insanlar için uğursuzdur."

    Victor Hugo: "Aşk bir deniz, kadın onun kıyısıdır."

    Paul Henri D. Holbach: "İnsanlara kendi akıllarına saygı duymaları ve cesur olmaları telkin edilmeli ve kendileri için arkasından koşması gereken hayallere gereksinimleri varsa, doğruluk, iyilik ve barış sevgisini benimsemeleri öğretilmelidir"

    Holty: "Aşk kulübeyi altından bir saraya benzetir."

    Albert Hubbart: "Aşk yaşamdır deriz, ancak umutsuz inançsız aşk ölümden beterdir."

    Konfüçyus: "Dinsel erdem, insanlığı sevmekle olanaklıdır. Bu sevgi hissi, aileden toplumdan hükümete dek karşılıklı olarak uzamalıdır"

    François La Rocheffoucauld: "Tüm duygularımız ve tutkularımız rastlantı ve çıkarın eseridir ve bizim erdem, aşk, karşılık beklemezlik dediğimiz şeyler de hoşgörülerden başka bir şey değildir. adalet aşkı nedir? Adaletsizlik ıstırabından korkmaktır. aşk sahip olduklarımızın bizden alınması korkusudur. aşk duyuların bir hummasıdır."

    Mevlana: "Bir aşkı başka aşk söndürebilir. Askta ne yükseklik, ne alçaklık, ne de akillilik ve akilsizlik vardır. Hafızlık, şeyhlik, müritlik yoktur. Sadece kepazelik, aşağılık ve rintlik vardır. İnsanin toprağını aşk şebnemi ile yoğurdukları için alemde yüzlerce fitne ve kargaşalık peyda olur. aşkın yüzlerce neşteri, ruhun damarlarına sokuldu ve oradan gönül adi verilen bir damla aldı... aşk öyle engin bir denizdir ki, ne kenarı vardır, ne de ucu bucağı."

    Moliere: "Kadınların büyük tutkusu aşkı ilham etmektir. İnsanı aşkın güzellikleri yaşatır."

    Montaigne: "Aşk utanma ve çekinmenin olduğu yerde vardır."

    Mu-Ti: "Kim başkasını severse kendisi de sevilecektir. Başkalarını kazandırmış olan kendisi de kazanmış olacaktır. Tüm insanlar kendileri arasında karşılıklı bir sevgi hissederlerse, güçlüler zayıfları avlayamazlar, sayıları çok olanlar daha az sayıdakileri, baskıları altına alamazlar. Zenginler yoksulları asla baskıları altına alamazlar, usta olanlar da beceriksizlerle alay edemezler. Sevgide tarafsızlık, kişisel sevgide yanılmayı önler; tarafsız sevgi kişisel sevginin de güvencesidir."

    Newton: "Aşk köprü kurmaktır. İnsanlar köprü kuracaklarına duvar ördükleri için yalnız kalırlar."

    Robert Owen: "İnsana karşı sonsuz bir sevgi ve şefkat duyabilmek için dinsel inançlardan kurtulmak gerekir."

    Pascal: "Aşk iradenin ereğidir. Her çeşit dışsal emir ve baskılardan çok usa uymak gerekir. İradenin ereği olan bu asktan başlayıp tutkuda sona eren bir yasam mutludur. Bunlardan birini seçmem gerekse 'aşk’ı yeğ tutarım. Biz aşk karakteri ile doğarız. aşk ruhumuz yetkinleştikçe gelişir ve bizi güzel görünen şeye sürükler. Bundan sonra artik bizim bu alemde sevmekten başka bir şey için var olduğumuzdan kim kuşkulanır? ... aşkın konusu güzelliktir ve insan evrenin en güzel nesnesi olduğu için dışarıda aradığı bu güzelliğin örneğini kendi içinde bulması gerekir. Bu itibarla insan ancak kendisine benzeyeni ve olabildiği kadar kendisine yaklaşanı sever. Sevmeye başlayınca eskisinden bambaşka bir insan olduğumuzu anlarız. Aşktan söz ede ede insan aşık olur."

    J. J. Rousseau: "Aşk mutluluğunu evlendirdikten sonra da sürdürebilseydik, dünya cennet olurdu. Duygulu gönüller sevginin her türlüsü için duygulu değil mi?"

    Shakespeare: "Değişiklikle karşılaşınca değişen aşk, aşk değildir... aşk gözle değil ruhla görülür."

    Madame De Scudery: "İnsan sevmeye başladı mı, yasamaya da başlar."

    Schiller: "Ey aşk, güzel ve kısasın... aşk insani birliğe, bencillik yalnızlığa götürür."

    Seneca: "yalnız akilli bir insan sevmesini bilir. Sevip de yitirmek, sevmemiş olmaktan daha iyidir."

    Stendal: "Aşk, coşku ve tutku olduktan sonra insan hiç sarsılmaz, bunlar olmayınca yasam neye yarar"

    Cenap Sehabettin: "Kadın olsun, kitap olsun cildine aldanmayıp içindekilere bakılmalıdır."

    Mark Twain: "Hiç kimse uzun süre evli kalmadıkça gerçek aşkın ne olduğunu anlayamaz."

    Voltaire: "Aşk bir tablodur, onu doğa çizmiş ve hayal süslemiştir. tanrı kadınları erkekleri evcilleştirmek için yarattı."
  • Moliere'den okuduğum ilk kitap olduğu için tüm kitapları arasında özel bir yere sahip olup olmadığına dair yorum yapamayacağım. Ama kitabın önsözünde belirtildiğine göre bu alanda söz sahibi pek çok insan için öyle niteleniyor.

    Genellikle adalet, insan ilişkilerindeki yozlaşma, idari makamlarda liyakat eksikliği gibi konuların eleştirildiği söylenmiş kitap hakkında. Alceste ise tüm bunların farkında olup tüm bunlardan uzak olan ve tiksinen bir insan.
    Yine de farklı bir açıdan bakmak istiyorum Alceste'nin konumuna da. O da bir erdem abidesi olarak değil eleştirilen bir karakter olarak ele alınabilir gibi geliyor bana.
    Jaques Ranciere, Cahil Hoca isimli kitabında Sokrates'ı kendisini üstün gördüğü için mahkemeye karşı koymamakla suçlar. Ona göre mahkeme karşısında onların anladığı dilden konuşmak yalakalık etmiş olmak manasına gelmez, mahkemenin dilini öğrenmiş olup onu uygun bir şekilde kullanmaktan başka bir şey değildir. Mahkeme ve halkı kendisini anlayamayacaklarını düşünerek aşağı gören Sokrates havalı ve cesur bir davranışta bulunmaktan ziyade egosunun kurbanı olmuştur.
    Bu bakış açı tartışmaya açıktır elbette ama buradan bakacak olursak Alceste de karşısındakilerle konuşmaya bile tenezzül etmeyen bir insandır. Karşıdakinin birkaç cümlesini duyduktan sonra 'Sizin gibiler...' gibi cümlelerle yaftalamada bulunup diyaloğu bitirmektedir. Hakkındaki mahkeme kararına karşı çıkmak yerine 'Zaten tüm insanlar...' etiketini yapıştırıp kendisinin herkesten ayrılığını bir milyonuncu kez vurgulamaktadır. Bana kalırsa ortada kokuşmuş olan koca bir sistem ve bunu fark edip dahil olmayı reddeden Alceste'den daha fazlası vardır bu tiyatroda. Alceste de diğerleri kadar yanlış giden bir şeyleri sembolize eden bir karakterdir.