“Yetişkinlik hayatında bolca aşk acısı çekmiş bir olarak aşkın kendisine inanmıyor, daha doğrusu nesnesinden ziyade öznesiyle alakalı bir his olduğunu biliyordum. Öyle büyütülecek bir yanı yok yani, hepi topu biçki dikiş meselesi. Kendi ihtiyacına göre biçtiği kostümü elindeki en münasip modele giydirmeye çalışıyor insan. Ait olmadığı bedenden sarkıyor haliyle kıyafet. Paçası uysa beli oturmuyor, omzu denk düşse kolu kısa geliyor. Sonra vay efendim sen onu benim istediğim gibi giyemedin, vay sen beni yeterince sevmedin. Halbuki terzi de modele değil, diktiği elbiseye bayılıyor. O elbise ki kuvvetle muhtemel baştan çizilmedi bile, mesela çocukken bir bayram sabahı babasında gördüğüne yahut görmek istediğine benzetildi. Olsun, aşık onu öyle düşünmüyor. Hem ne yapsın, yaşadığı her hataya semavi manalar yükleyecek illa, şu içi çürümüş hayata kolay mı tutunuluyor?”
Unutmayın: Harekete geçmiş bir bağlanma sistemi tutkulu aşk değildir. Bir dahaki sefere biriyle çıktığınızda, kendinizi -sırf ara ara mutlu olmak için- kaygılı, güvensiz ve takıntılı hissederseniz, kendinize bunun aşk değil de harekete geçmiş bağlanma sistemi olmasının muhtemel olduğunu söyleyin.
Evliya Çelebi yazar:
Selimiye Camii'nde teravih namazlarında saflar arasına gül konulurmuş. Aklı ön
planda tutan Batılı bakış açısı bunu, camideki cemaat kesafetinden bozulan havanın,
yahut ayakla basılan zeminde bulunması muhtemel kötü kokunun giderilmesi gibi basit
bir sebeple (illiyet) izah edecek; ama gönlü ön planda tutan Osmanlı insanı buna, gül
kokulu Muhammed'den, onun "Bana dünyadan üç şey sevdirildi; güzel koku..." diye
başlayan hadis-i şerifine varasıya kadar pek çok güzel sebep (hüsn-i ta'lil)
bulabilecektir.
Beni anladığını söylemen teknik olarak mümkün
Acılarımızın aynı kapıya çıkması da muhtemel
Ama aramıza giren bir kaç insan bedeni
Yalanlar ve aldatmalar ve Inevitable Humor
Ve güzel olan ne varsa parçalamaya muktedir bu eller.
Bu ellerle tekrar okşasam saçlarını
Kaç tas su olup biten her şeyi temize çeker?