10/10
·
Beğendi
Sessizlik, bir yokluk değil, devasa bir sırrın muhafazasıdır. 2027… Atlas Okyanusu’nun derinliklerinde, ışığın bile ulaşamadığı karanlıkta bir şey uyandı. Sonar ekranlarına yansıyan şey insanlığın duymaya hazır olmadığı bir sükûttu. “Δ – Ω – Σ” sembolleri parladığında, zaman ve bilinç de kırılmaya başladı. Bu kırılma İstanbul’dan Kaz Dağları’na, Gelibolu kıyılarından insan zihninin en karanlık noktalarına uzandı. Bir mühür, üç gün ve Aylin'in fedası… İnsanlık, duymaya hazır olmadığı bir sükûtla yüzleşmek üzere.
Sükût Taşı - UyanışSercan Dinç · İkinci Adam Yayınları · 20262 okunma
Akşamsefası...
9/10
·312 syf.··
2026 41. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 15:12
Kitabın insan üzerinde bıraktığı oldukça duygusal bir etki var. Çift zamanlı bir kurguya sahip olan kitapta bir tarafta bir ailenin tüm sırlarına tanık olurken diğer tarafta bir aşk hikayesini dinliyoruz. Bu iki hikaye arasında yüzyılı aşkın bir zaman dilimi bulunuyor. Hikayelerin kesişim noktası ise canfeda konağı. Bu hikayelere okuduklarımızla şahitlik ederken aynı zamanda metaforların kitapta ustalıkla kullanıldığına da şahit oluyoruz. Yazar, mutsuz anne-babaların günahlarının ve travmalarının, çocukların ve hatta torunların kaderine nasıl bir mühür gibi kazındığını çarpıcı bir şekilde işliyor. Psikolojik, sosyolojik, tasavvufi ve tarihi esintiler taşıyan her kütüphanede olmasını önerebileceğim bir kitap. Ayrıca romanın içinde geçen Zonaro’nun dervişler tablosunun geçekliği, Çehov’un vişne bahçesi kitabı gibi sanatsal eserler kurmacanın sınırlarını aşmamızı sağlayarak,somut ve unutulmaz bir başyapıta dönüşüyor.
Gece Açan ÇiçeklerTarık Tufan · Doğan Kitap · 20258,3bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
9/10
·52 syf.·
2026 147. kitabı
Üçüncü Yeni - Sayı 44 (Nisan-Mayıs-Haziran 2026) Üçüncü Yeni Dergisi Edebiyatın insana, insanın ise kendi içine döndüğü o kadim duraklardan biri bu ay Üçüncü Yeni Dergisi ile yeniden bizleri selamlıyor. Toplam 52 sayfadan oluşan ve yayın hayatına farklı bir soluk katan dergi, 44. sayısında son derece vurucu, bir o kadar da zamansız bir temayı sayfalarına taşıyor. Yalnızlık. İlk defa sayfalarında kalem oynattığım ve genel yayın çizgisiyle bende büyük bir beğeni uyandıran Üçüncü Yeni, bu sayısında çok sesli ve zengin bir içerik haritası sunuyor. Derginin sayfalarını araladığınızda sizi karşılayan yazar Ayşegül Sözen Dağ röportajı, sayıya dinamik ve ufuk açıcı bir giriş sağlıyor. Bununla da kalmıyor, derginin özellikle şehir, etimoloji ve inceleme kısımları, edebi derinliği entelektüel bir zeminle besleyen, dergiye çok yönlü bir kimlik kazandıran en beğendiğim köşeler oldu. Kelimelerin kökenine inen, mekân ile insanı buluşturan ve metinleri masaya yatıran bu bölümler, dergiciliğin nitelikli örneklerinden birini sunuyordu. Ancak bu sayının benim için en hususi ve anlamlı yanı, kuşkusuz "Kalabalıklar Arasında Yalnızlık" başlıklı yazımla bu edebi iklime dahil olmuş olmamdır. Yazımda, insanın modern dünyanın keşmekeşindeki yalnızlığından ve münzevilikten yola çıkarak, kendi içime, yani kendi kitabım olan " Elifce "me dokunan bir iz sürdüm. Bu içsel yolculukta, edebiyat tarihinin kendi içindeki meşhur yalnızlarını da unutmadım, yol üstünde Franz Kafka ve Nilgün Marmara ’nın uğraklarına uğradım, ruhlarını saygıyla yâd ettim. Nihayetinde ise hayatın kaçınılmaz ve tek mutlak gerçeği olan ölüm ile kapanış yaparak, dünyadaki yalnızlığın aslında bütünü kuşatan, kaçılamaz bir hakikat olduğunu gözler önüne sermeye çalıştım. Bu derin ve
Edebiyat
Üçüncü Yeni - Sayı 44 (Nisan-Mayıs-Haziran 2026)Üçüncü Yeni Dergisi · Üçüncü Yeni Dergisi Yayınları · 20262 okunma
8/10
·406 syf.·
2026 95. kitabı
Hainin Mührü – Safi Övgü Deveci Benim bir karakteri sevmem için ilk baştan sarışın olduğunu öğrenmem yetiyor zaten, Hodbin de öyle oldu. Hainin Mührü, büyük bir tufanın ardından şekillenen yeni dünya düzeninde geçen bir yerli distopya. Hikâye boyunca Ark Ulusu, Kayaşehirleri ve korsanların şehri olan Gezgin Şehir arasında dolaşıyor; birbirinden tamamen farklı kültürleri ve yaşam biçimlerini keşfediyoruz. Yerli distopya türünde evren tasarımı gerçekten güçlü olan bir kitap. Yazar bu üç farklı coğrafyayı ve kültürü oldukça detaylı bir şekilde işlemiş. Bu yüzden dünyayı tanımak ve kuralları öğrenmek benim için oldukça keyifliydi. Hikâyede yolları bir şekilde kesişen altı ana karakterimiz var: Arm, Lunu, Hodbin, Öfke, Beau ve Dante. Karakterler arasından Hodbin’i daha kitabın en başında direkt sevdim. Benim bir karakteri sevmem için sarışın olması fazlasıyla yeterli bir sebep zaten, o yüzden onu okumak ayrı bir keyifti. Öte yandan, kurgudaki bazı karakter adımları ve olayların gelişimi bana biraz hafif geçilmiş gibi geldi. Bu yüzden bazı sahneler diğer okuyucular kadar beni şaşırtmadı ya da sarsmadı diyebilirim. Yine de kitabın ilk başlarındaki detaylı çevre ve düzen anlatımı hikâyenin içine girmeyi kolaylaştırıyor. Giriş kısımlarını bu şekilde sindire sindire okumayı her zaman çok seviyorum çünkü evreni daha iyi anlamamı sağlıyor. Sonrasındaki kaçış süreci ve kitabın isminin altından çıkan o mühür detayı ise kurguyu çok güzel tamamlamıştı. Genel olarak yerli fantastik veya distopya türüne karşı bir mesafeniz varsa, bence Hainin Mührü'ne kesinlikle bir şans vermelisiniz. Kitaplığıma iyi ki eklemişim dediğim evrenlerden biri oldu.
1000Kitap
Hainin MührüÖvgü Deveci Safi · Perseus Yayınevi · 2024450 okunma
…kadrajda bir avuntu aramak:
Puan vermedi·204 syf.··
2026 10. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 20:48
Herkesin hayatın anlamını bir yerlerde aradığı, bulduğunu sandığı anlarda ise kendi sığlığında boğulduğu o malum trajedideyiz. Andrei Tarkovski, Mühürlenmiş Zaman’da bize sinema anlatmıyor; aslına bakılırsa, insanın o bitmek bilmeyen, can sıkıcı varoluş çırpınışlarına estetik bir kılıf uydurmaya çalışıyor. Sanatın bir kurtuluş, zamanı dondurmanın ise ölümsüzlük olduğuna inanacak kadar saf bir idealizmle yaklaşıyor dünyaya. Oysa gerçeklik, onun o uzun ve melankolik plan sekansları kadar sabırlı değil; aksine, bizi en beklemediğimiz anda çiğnemeden yutan amansız bir dişli. Tarkovski ise bu dişlinin arasına şiirsel bir parazit gibi sızarak zamanı mühürlediğini iddia ediyor. Ne büyük ve asil bir yanılgı. Kitap boyunca sinemanın "zamanın doğrudan kendisiyle çalışmak" olduğunu geveleyip duruyor. Popüler kültürün, o her şeyi çabucak tüketip fırlatan endüstriyel lağımının karşısına dikilip dürüstlükten, ruhun arınmasından bahsediyor. Filmlerini izlerken çoğunun esneyerek "Uykum geldi" dediği bir çağda, sinemayı kutsal bir ayin mertebesine çıkarma çabası takdire şayan ama bir o kadar da nafile. İnsanlığın kolektif bilinci bir bardak suya muhtaçken, o bize o suyun yüzeyine düşen yaprağın yansımasındaki metafizik anlamı vadediyor. Tarkovski’nin dünyasında zaman gerçekten mühürleniyor ama mühürlenen şey aslında insanın kendi yalnızlığının ve çaresizliğinin soğuk odası. Cioran’ın o keskin pesimizmini andıran bir damar var bu mühürde: Dünyaya fırlatılmış olmanın acısını, kameranın vizöründen bakarak hafifletmeye çalışmak. Yönetmen, sanatçının bir kurban olması gerektiğini söylerken haklı belki de; çünkü bu köhne dünyada katlanılamaz gerçekliği ancak kendini paralayarak, o çürümüş toprağa ve akan suya kutsallık atfederek katlanılır kılabilirsin. Şiirsel sinema dediği şey, temelde
Mühürlenmiş ZamanAndrey Tarkovski · Afasinema · 19861,114 okunma
10/10
·146 syf.··
Beğendi
·
2026 34. kitabı
AYTUNÇ ALTINDAL alanında tek başına mücadele veren bir yazardır kendisi polonyum ile zehirlenmiş ve üstü kapatılmıştır. Kitaba ismini veren Bir türk casusunun mektupları kiliseyi ve papazları eleştiriyordu bu mektupları yazanın Türk olmayacağı şüphe götürmezdi sorgulamalar başladı ve Ceneviz soylu bir ailenin varisi olan Giovanni paolo Marana olduğu kanıtlandı.(1642-1693) 1684-1686 yılları arasında 7 cilt tutan 102 adet Türk Casusunun Mektupları’nı İtalyanca ve fransızca olarak yayınladı.kendisinin yazmadığını Genovada ki evin çatısında bulduğunu ve Arapçadan osmanlıca çevirdiğini söyledi.30 mektupla başlayan serüven 20 yıl içinde 644 e yükseldi mahmut ismi ile başlayan sonrasında Mehmet muhammed ve kara selim olarak devam etti. DANİEL defoe Robinson Crusoe nin yaratıcısı İngiliz romanının kurucusu İngiliz istihbarat servisinin ajanı ve ihtilalci kimliği ile ortaya çıkan alşimist john dee etkilenmiştir john dee İngiltere de ilk istihbarat örgütünü kuran kişidir.kraliçe 1 elizabeth in baş danışmanı Azteklerden kalma bir obsidyen taşıyla lithomancy seansları düzenlemiş voynich elyazması (yale Beineke kütüphanesinde )ondan başka kimse bu kitabın şifrelerini kıramamıştır hem zamanın hem geleceğin bir çok olayını bilmiştir. ingilterede Gül ve Haç kardeşliğini kumuştur. yarattıkları türk casusu ise semboller ile belirtildiğinde alşimist ve okültist ortaya çıkar mektuplar papalığın sahtekarlığı ing ahlaki çöküşün hızlandığı evli kadınların zinaya düşkünlüğü gibi meseleler üzerine yazılmıştır. Cahil eğitilir ama yobaz eğitilemez Sonuç olarak Katolik kilisesi yıllar boyunca dayatmacı tam anlamıyla terör estirmis sorgulayanlara karşı yakaladıklarını ya ateist ilan etmiş yada yakmıştır. Günümüzde bir çok çocuğa karşı taciz suçlamasıyla gündemdedir. Mikhail psellus Ortodoks
Bir Türk Casusunun MektuplarıAytunç Altındal · Alfa Yayıncılık · 2014180 okunma