Bunu çok erken biliyordum ben. Sevgisiz kadınlardan, soğu muş erkeklerden, evler ölüsü çocuklardan biliyordum. Gülümseyen bir acıyla tutundum soluğuna.
Ölen gerillaların, teröristlerin, her ne deniyorsa, cesetlerini Özel Timciler Iğdır'ın içinde arabanın arkasına takıp geziyorlar. Ölen insan üzerinde işlem yapmanız bir defa yasalara aykırı. İnsanca ailesine teslim edersen, bir başsağlığı dilersen, "yanlış yoldaydı" dersen bunu engellersin. Bunlar yüreğimi acıtıyor. Böyle davranırsan bir kişinin daha dağa çıkmasını engellersin. Ama böyle bir niyet yok, ben göremiyorum. Bu savaş bitsin istenmiyor. Alparslan Türkeş, "altı ayda Kürtleri kökünden temizleyelim" diyor. Gece PKK, gündüz devlet. Birbirlerinden farkları yok. Mesela PKK geliyor gece Muş-Bulanık'ta iki kurşun sıkıyor, çekip gidiyor. Asker de, onların çıktığı evleri yerle bir ediyor..
«Eskiden bir yazı okumuştum: bir çöl bitkisi varmış, "çocuk"larını "düşünür"müş yalnızca; yalnız onlar için yaşarmış. Yağmurlar başlayınca, tohumlarını saçarmış her yana - aradan belki on yıl geçer, bir yağmur daha yağar, bitkinin tohumları yeşerirmiş. O yazıyı hatırladım. Ah, Anne o çöl bitkisiydi - yalnız varlığını değil, insanlığını da çocuğuna adamıştı.»
Elmaslar yeraltının taşlarıdır. En alaları Hindistan’da bulunur muş.
Bildiğim hiçbir varlık Elmaslardan daha yaşlı değil. Ruhlarımızı temsil etmesi bu yüzdendir. Onları kullanmak insan oğlunun mecazen kendine, aslına, hakiki varlığına dönmesi gibi görülür. Ezelden ebede süren bir yolculuk içinde….
“Aşkın,  gözü kapalı uçurum kıyısında yürümek olduğunu bilen birine aşık olur mu hiç?
 Hatırlıyorsun değil mi; hani bir adam kaplanın sırtına binmiş ,bir türlü inemiyor-
muş çünkü sırtından indiği zaman hayvanın kendisini yiyeceğinden korkuyor- muş ama bir insanı ömür boyu kaplanın sırtında oturamaz ki ! artık kaplandan inmen , her şeyle özellikle de geçmişinde yüzleşmen gerekiyor .