"Mutlu bir sonumuz olacağını biliyordum,"
"Bu bir mutlu son değil."
"Bana gayet mutlu göründü ama?"
"Evet, öyle. Ama şöyle düşün. Bir kitap bittikten sonra ister mutlu ister trajik sonla bitsin, karakterlerin yaşamaya devam edeceği bir hayatı vardır. Bizim de öyle. Sayfaların ötesinde, asla okuyamayacağımız o kadar çok şey yaşanacak ki. İşte ben bunu bekliyorum Hikâye bizi nereye götürürse götürsün, her şeyi, iyisiyle kötüsüyle doya doya yaşamayı bekliyorum."
"Sayfaların ötesinde…Bayıldım."
İşin aslı insana ikiden de fazla şans verilir - çok daha fazlası. Bulmanın/ yitirmenin, unutmanın/ hatırlamanın, terk etmenin/ dönmenin asla durmadığını artık, elli yıldan sonra, biliyorum. Yaşamın tamamı bir başka şansla ilintili ve biz yaşadığımız sürece, o son güne kadar, hep bir şansımız daha olacak.
"Sana üç şey getirdim," dedim.
"Ne kadar geleneksel," dedi sırıtarak. "Bu gece tam bir beyefendisin."
"Öyleyim." Koyu renkli büyük bir şişeyi havaya kaldırdım.
Onu iki eliyle birden tuttu. "Bunu kim yaptı?"
"Bal arıları," dedim. "Ve Bredon biracıları."
Auri gülümsedi. "Üç B etti," deyip şişeyi ayaklarının dibine bıraktı. Ardından ona bir somun taze arpa ekmeği gösterdim. Uzanıp ona bir parmağıyla dokundu ve beğenmișçesine başını salladı.
Bohçadan son olarak bütün bir tütsülenmiş somon balğı çıkardım. Bana tam dört mangıra mal olmuștu, fakat yanına uğramadığım zamanlarda Auri'nin yeterince beslenmediğinden endişeleniyordum. Bu balık ona iyi gelecekti.
Auri başını yana eğerek balığın açık duran gözlerinden birine merakla baktı. "Merhaba balık," dedi, sonra başını kaldırdı. "Sakladığı, bir sır var m?"
Başımı salladım. "Göğsünde kalp yerine bir arp taşıyor."
Balığa tekrar baktı, "Öyleyse bu kadar şaşkın görünmesi normal."
Auri balığı ellerimden alıp dikkatle çatıya bıraktı. "Ayağa kalk. Benim de sana verecek üç șeyim var. Zaten adil olan da bu."
Dogruldum ve Auri elime kumaşa sarılı bir şey tutușturdu. Lavanta kokulu kalın bir mumdu. "İçinde ne var?" diye sordum.
"Mutlu düşler," dedi. "Onları oraya senin için koydum."