Kırışmayan Gömleğe Methiyeler
Sen ne güzel şeysin ütüsü bozulmayan gömlek !
İçimden geliyor seni durmaksızın övmek.

Rengin mavi, heybetin ulu, duruşun çakalları ürküten cinsten,
O kadar hor kullanmaya ödün vermedin hiç kendinden,
Diğerleri gibi değilsin, seni ayıran bir şey var herkesten,
Seni giyerken aldığım keyfi almıyor Rıza Kayaalp güreşten.

Yarın iş var, geceden ütüleyeyim de sabah uğraşmayayım diyerek,
Elime aldım seni, ütü masasının başına geçerek,
Önce bana göre sağ, sana göre de sağ tarafını masaya şöyle sererek,
Dedim başlayayım ütülemeye seni, ey ütüye ihtiyacı olmayan gömlek,
Heyhat ! Ne göreyim, sanki sen değildin gezen Kahta,Viranşehir,Siverek,
Nasıl oluyor da duruşundaki stabilliği bozmadan bakıyordun bana gevrek,gevrek,
İşte o an anladım, sen gömleklerin kralıydın ; mavi, yakası düğmeli, pantolonun içine sokulmayan cinsten, eyy sportif gömlek...

Nasıl güzel bir şiirse..
Desem ki/Cahit Sıtkı Tarancı

Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,
Rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
Toprakların en bereketlisini sende surdum,
Senden tattım yemişlerin cümlesini.

Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin
Nimettensin, nimettensin!

Desem ki...
İnan bana sevgilim inan,
Evimde senliksin, bahçemde bahar; 
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgarlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi fark edemezsen,
Rüzgarların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol; 
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gök kubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum...

başın çok yükseklerde eğil selvi boylu
eğil bir kez nasıl bir şeysin göreyim

nasıl liman çocukları zalim
nağra atarlar gecenin koynuna

daha başkaları da var
tabiatlarını mayalarını açıklayan

ya sen selvi boylu nesisin
ya ben neyiyim körlüğün

eğil hakkımızla
birlikte bağıralım içine esirliğin

ben hırsız olayım kendi malıma ha!
ben yakalanayım eşkiyama

gardiyanların değişti de n`ooldu
haydi soyun bir kez daha kırbaçlan kendi dallarına

dağ özlemin sarı bir kanarya oldu
ötüşsüz uçtu uçamadı kondu konamadı

akıl ve hikmet emzirirdi mağara
yarasa doldu.yüz çarpılır göz kayar

güneşin tozu yağmuru ateşleri taşları
gelse gelse elimin vuruşma özlemini alsa

selvi boylu eğil ikiye katlan
bak şairin yarım şiirin köle kaldı.
(bkz: savaştığımız günler kendimizle)(bkz: cahit zarifoğlu)

Witcher 3
Witcher 3 diye bir oyun oynamıştım. Oyunda canavar avcısı gibi bir şeysin, eski sevgilin Yennefer ile taht kavgası yaşanan Skellige diye bir adaya gidiyorsun, orada entrikalar falan çeviriyorsun. İlk gittiğinde Yennefer seni insanlarla tanıştırmaya götürüyor, "Bak Geralt çok içme, işimiz var, buranın laboratuvarından bişey çalıcaz, konuşmamız lazım bokunu çıkarma yine" diye uyarıyor. İçip içmeme seçeneğini de sana bırakıyor oyun. Gittik Yennefer'le işte. Orta çağ orta çağ mekanlar. Millet oturmuş, kederli kederli yine donacaz bu kış allah kahretsin diye içiyor. Bizim oturduğumuz masada da taht varisleri var, kim çıkacak tahta, onu konuşuyorlar. Ama nasıl geyikler, varis kızın kuzeni falan var, ya kızım iyi diyon tahta çıkacam diyon ama geçen at koşturduğumuzda yok ben gelemem aman kişner korkarım konuşuyordun zehe zehe diye abanıyor içkiye. Kız şahlanıyor getirin! beygirimi getirin bana! gibi çıkışlar yapıyor, o da çakırkeyf. Biz mal gibi dinliyoruz neyse biri içki veriyor. Yennefer'e bakıyorum. O da yok yahu, biz kalkalım şimdi çok oturduk diye bana bakıyor. Öbür kuzen kendinden geçmiş oradan, yaaahu üstad fasıl değil mi bu! , alınız efendim lütfen vallahi gönlüm kalır diye uzatıyor. Kız da benim üstüme gelmeye başlayınca, yarışırım! cadı avcısıyla da at yarışırım! kalk lan at yarışıcaz! diye, dayanamadım diktim ekmekli şarabı kafaya. Nasıl acı nasıl acı. Bıraktılar sonunda kalktık gidiyoruz derken, Yennefer beni iki derebeyi midir nedir, onlarla tanıştırmaya götürdü. Bir yandan da bıyık altından, yaa Geralt yapacağın işe senin oldu mu şimdi şu yaptığın, içme demedim mi hayvan herif gibi şeyler diyor. Derebeyleri de aralarında kavga ediyorlar. Biri diyor o arazi benim, öbürü diyor seni döverim. Adam delleniyor nee beni mi döversiin sen kimsin ulan bu ne cüret, diğeri seni de döverim, babanı da döverim, aha şu cadı avcısını da döverim kimse bana laf edemez diye çıkışınca canıma tak etti. Kafa göz giriştim herife, ağzını yüzünü dağıttım. Yennefer çığlığı bastı orada "Allah belanı versin boyun posun devrilsin" vesaire. Öbür derebeyi de coştu. Vur Geralt! Bacağını kır Geralt! diye gazı veriyor. Neyse ayırdı Yennefer, kolumdan çekti götürdü. İçirdikleri biraz ağır gelmiş olacak, böyle iğrenç bir sarhoşluk almış beni. Ya yenerrr yeneffer canım benim ne alakası var eppekli şarağı biraz kaçtıı ama galiba derken dayak attığım vali midir nedir, kapmış iki bardak gelmiş, Geraltçığım kusura bakma az buz kendimizi kaybettik gel şu simitli votkaları içelim, kavga etmeyelim yaşımız başımız falan, konuşuyor. Yennefer'e dedim bak kaymakam efendinin ikramı çevrilmez ehe ehe diye, fondip yaptım bardağı. Döndüm Yennefer'e FONDİFONDİ diye bağırıp, kahkahayı koyuverdim. O da güler diye düşünüyordum ama gülmedi, sonra kaymakam gitti mi ne oldu, pek yok bende. Laboratuvarda, yahu salla gitsin yenefer İSPİRTO DA İÇİLİR MAZOT DA İÇİLİR SİKELİGEYE GELDİK O KADAR şeklinde atraksiyonlara girip sızmışım. Ertesi gün uyandığımda Yennefer bana hiçbir şey söylemeden çekmiş gitmiş, kafam kazan gibi. Kalktım bir sürahi su içtim, çıktım laboratuvardan. Dışarısı buzz, buzz. Bakkal falan da yok zaten. Ben de ne yapayım sarayın yolunu tuttum, geçen geceki kuzeni bulayım da bir dal sigara otlanayım dedim. Tanımamazlıktan geldi it oğlu it.

Melike, Köpek Kalbi'yi inceledi.
24 Oca 14:11 · Kitabı okudu · 1 günde · Puan vermedi

Dikkat!! İnsanoğlundan tiksinme içerir.

Kitap sevimli bir sokak köpeğinin açlık, yoksulluk ile sürüp giden yaşamını anlatır. Zeki köpek Şarik açlıkla nüktedan bir dille başa çıkmış, kendince okumayı öğrenmiş, iç sesleriyle "ay ne tatlı şeysin sen yaaa" nidaları attıran bir köpekcik. Lütfen böyle sevecekseniz uzak durun. Zira sevilmekten çok yemek yemeye ihtiyacı var. Malum temel basamak.

Nihayetinde bir gün Şarik'in yolu kendisini hem sevip hem doyuracak bir insanla kesişir. Mutluluğu anlatılamaz. Ancak bir hayvan bir insanın eline geçer de başına kötü bir şey gelmez mi. Buyrun önce besle,iyi bak, iyi davran ( koşullamanın kurgulanmış hâlini okuyacağınız bölümler )  sonra deney malzemesi hazır. Hadi bakalım istediğini yapma hakkına sahipsin ne de olsa o bir hayvan sen de bir insan.

Denek olan sevgili köpeğimiz, bir anda insanı özellikler geliştirir. Bir köpekken insan olma, onu yüce bir varlığa mı yoksa ayaklar altında ezilmeye mahkum bir varlığa mı dönüştürmüştür? Tahmin etmek zor olmasa gerek.

Kitap bu kurgu ile sert ve sağlam bir SSCB eleştirisi yapar. Şarik yoksul halkın iyi bir tasviridir. Yenilenen dünya, bu yoksul halkı neye hazırlamaktadır.  Genel manada bu eleştiri okuyucunun gözüne gözüne sokulmuştur. Anlamamak pek mümkün olmaz ki zaten kitapta yazıldığı tarihten nice nice zaman sonra basılmıştır.

Yalnızca sistem eleştirisi yapmıyor kitap. Aynı zamanda bir insanın nasıl rezil bir varlık olabileceğini de yine kurgu üzerinden oldukça somut olarak anlatmış. Elbette Şarik'i denek yapan Sayın profesörün bilime hizmet olsun diye tamamıyla saf ve temiz duygularla çıktığı yolda yine insanî dürtülerine yenik düşüp sahipsiz bir hayvanı istediği gibi kullanması da bireye indirgenmiş sağlam bir eleştiri içerir. Profesör neden bir köpek seçti, köpeğin bu işteki genetik yatkınlığı mı yoksa tamamen tesadüfî bir karşılaşma sonucu mu denek olduğunu bilmiyoruz. Ancak insanların bir anda yaşanan bu durumu çok normal bir şeymiş gibi karşılamaları, köpeğe bir kimlik çıkması, onun bir işte çalışacağı gibi durumlarsa yine hicivsel birer eleştiri niteliğinde...

Daha nice nice insanı yere çalan bölümlerle okudukça karşılaşacaksınız.

Keyifli okumalar...

Nasıl Bir Şeysin Sen :
Nasıl bir şeysin sen!
Git gide içimi fetheden.
Beni bir çukura iten.
Ama ismini duyuşumda gülümseten.
Bi anlasam Büyü mü? Sihir mi?
Her şey olsun da aşk olmasın.
O kuyu çok derin çıkmam için,
Eline ihtiyaç duyarım falan...

Şiir aşk' mı, aşk' mı şiir, şarkı çal'dı mı,
Güneş sen misin, yoksa sen Ay mı,
Gelen sen misin, yoksa sana var'an ben mi,
Sen nasıl bir şeysin, meftun,dilber melek mi ?

1kul

Sümeyra Melek, bir alıntı ekledi.
11 Oca 22:40

Başın çok yükseklerde eğil selvi boylu
Eğil bir kez nasıl bir şeysin göreyimNasıl liman çocukları zalim
Nağra atarlar gecenin koynunaDaha başkaları da var
Tabiatlarını mayalarını açıklayanYa sen selvi boylu nesisin
Ya ben neyiyim körlüğünEğil hakkımızla
Birlikte bağıralım içine esirliğinBen hırsız olayım kendi malıma ha!
Ben yakalanayım eşkiyamaGardiyanların değişti de n'ooldu
Haydi soyun bir kez daha kırbaçlan kendi dallarınaDağ özlemin sarı bir kanarya oldu
Ötüşsüz uçtu uçamadı kondu konamadıAkıl ve hikmet emzirirdi mağara
Yarasa doldu.Yüz çarpılır göz kayarGüneşin tozu yağmuru ateşleri taşları
Gelse gelse elimin vuruşma özlemini alsaSelvi boylu eğil ikiye katlan
Bak şairin yarım şiirin köle kaldı.

Şiirler, Cahit ZarifoğluŞiirler, Cahit Zarifoğlu