"İşlerini ağırdan alma; sözlerinde bulanık, düşüncelerinde kararsız olma. Ruhun her seferinde ne kendi içine kapansın, ne de dışarıya taşsın; sen de yaşamında yalnızca işle meşgul olma."
Ve bütün tepelerden hep bu yankı geliyordu: 'Her şey boştur, her şey aynıdır, her şey mazide kaldı!'
Pek tabii hasat ettik: fakat niçin bütün meyvelerimiz çürüdü ve yandı? Ne düştü son gece uğursuz aydan aşağıya?
Beyhudeydi bütün emekler, şarabımız zehroldu, kem bakışlar tarlalarımızı ve yüreklerimizi yakıp sararttı.
Kuruyuverdik hepimiz; üzerimize ateş düştü, böyle kül misali tozacağız-evet, bizzat ateşi bile yorduk.
Bütün pınarlarımız kurudu, deniz de çekildi. Bütün yer yarılmak istiyor, ama yutmak istemiyor derinlikler!
'Ah, nerededir insanın hâlâ içinde boğulabileceği bir deniz': böyledir şikâyetimiz bizim-sığ bataklıklar üzerinden böyle yakınıyoruz.
Gerçekten, biz artık ölmek için çok yorgunuz; şimdi uyanık ola- lım daha ve yaşamaya devam edelim-mezar odalarında!"-
Bey ailesinin bütün fertleri aşiret içinde ve Keskin’de saygı gören, ayrıcalıklı insanlardı. Aileye mensup küçük çocuklar bile köylüler tarafından özel bir saygı görmekteydi. Bey soyundan gelen erkek evlatlar, yaşları ne olursa olsun, “bey” unvanı alıyor ve kendilerine öyle hitap ediliyordu. Kız evlatların adlarının sonuna ise mutlaka “hatun” ibaresi getiriliyordu.
ne zaman sana ait bir şey görsem fena halde üzülüyorum, özellikle el çantanı gördüğümde. eve her girdiğimde ve onu antredeki bir sandalyenin üstünde gördüğümde, senin evde olduğunu anlar, rahatlardım.
artık, çantan hep orada ama sen yoksun.
García Márquez yazmıştı: "sevdiğimiz insanlar bütün eşyalarıyla birlikte ölmeli."
Biraz bilmek, biraz anlamak, biraz karşı durmak sürüden ayrı kalıyor mu seni? Aymış mı oluyorsun yani, iki kitap okuyunca? Ne yani, başkalık mı bu? Başka olmak, farklı olmak... Çoğunluk ya da sürü, tiksinç, öyle mi?
Şimdi soruyorum size, şu hayatımızda ölümden daha belirsiz olan ne var? Sonsuza kadar yok mu olacağız, reenkarnasyonla tekrar dünyaya mı geleceğiz, burada yaptıklarımızın karşılığını cennet ya da cehennem olarak mı göreceğiz? Tahmin edeceğiniz üzere bu soruların sonu gelmeyecek çünkü elimizde net bir cevap yok. Belirli bir yaşa gelen her insanın beynine yerleşen ve son güne kadar asla çıkmak bilmeyen bu fenomene karşı tek savunma mekanizmamız düşünmemek. Onu görmezden gelmek. O nedenle ölüm hakkında çok az şey biliyoruz.