Hacı Mahmud, ne zaman kötülüğüyle bilinen bir adamın Hadi'yeden ayrılacağını duysa köylülere, "peşinden gidip onu geri getirin. Yoksa gittiği yerde köyümüzün adını lekeler" derdi. Ne zaman iyi bir adamın köyü terk etmek istediğini duysa, "Bırakın gitsin, gittiği her yere Hadiye'nin mis gibi kokusunu yaysın" derdi.
Bütün bunlardan, bu dünyada iki insan ırkı olduğunu, ama sadece iki ırk olduğunu -soylu insan “ırkı” ve soysuz insan “ırkı”- öğrenebiliriz. Her ikisi de her yerde bulunur, toplumun her kesimine sızar. Hiçbir grup sadece soylu ya da sadece soysuz insanlardan oluşmaz. Bu anlamda hiçbir grup “arı ırk” değildir ve bu nedenledir ki bazen kamp gardiyanları arasında da soylu birisi ne rastlanabiliyordu.
Kimi zaman sevdiğimizin ne olduğunu bilmeden severiz. Ve insan henüz neyi sevdiğini bilmediği böyle zamanlarda O'ndan başkasını sevdiğini zannedebilir:
Bir çiçeği, bir kuşu,
denizi, yağmuru,
gökyüzünü, yazıyı,
yazıyı yazanı, kalemi tutanı
bir yaratılmışı hasılı.
Söz gelimi; Leylâ Mecnun'u, Şirin Ferhâd'ı, Züleyha Yûsuf'u sevdiğini zannedebilir.
Oysa sevmek, en fazla neyi sevdiğini fark etmek demektir ve seven biraz da neyi sevdiğini bilendir...
Beni candan usandırdı cefadan yar usanmaz mı?
Felekler yandı ahımdan muradım şem'i yanmaz mı
Men oldum hüsnüne mail sen ettin aklımı zail
Beni tan eyleyen cahil yaren haktan utanmaz mı
Dil ruhsat eyle yareme karış didemden akan kan ile
Talibin fazlı sırdaştır akan çaylar bulanmaz mı
Ey Fuzuli rindi şeydadır hemi de halka rüsvadır
Dedeler bu ne sevdadır bu sevdadan usanmaz mı