Osmanlı Devleti'nin belirli dönemlerinde adından sıkça söz ettir­miş olan Bayrami Melamiliğinin kökenleri, 8. yüzyılın sonların­ da Horasan'da ortaya çıkan, 9. yüzyıldan itibaren Nişabur mer­kez olmak üzere Merv, Herat ve Belh gibi şehirlerdeki esnaf zümreleri ve 10. yüzyılda Buhara, Semerkand, Fergana gibi bölge ve şehirlerde faaliyet gösteren Melameti Türk dervişleri vasıtasıyla da Türkler arasında yayılan tasavvuf akımına dayanır. Aşırı zühd anlayışına muhalif bir yapıya sahip olan ve halk içinde Hak ile beraber olmayı amaçlayan ve Melametilik adı verilen' bu ekolün en fazla tanınan ismi Hamdun el-Kassar'dır. İlk devre Melamilerinin kurucusu olarak kabul edilen Hamdun el-Kassar, "Bir kimse nefsinin Firavn'ın nefsinden daha hayırlı olduğunu zannederse, kibir ve gurur göstermiş olur" demek suretiyle Melametilik­ te nefse önem verilmemesinin ve nefsin aşağılanmasının amaçlandığını vurgulamıştır; bu ana tema, Osmanlı döneminde Hamideddin Aksarayi ve halifesi Hacı Bayram Veli vasıtasıyla "İkinci Devre Melamiliği" veya "Bayrami Melamiliği" adı verilen melamet anlayışında Bıçakçı Ömer Dede ile varlığını sürdürmüştür. Melami kaynaklarında Bayrami Melamiliğinin kurucusu olarak Emir Sıkkini lakabıyla anılan Bıçakçı Emir Dede kabul edilir. Hacı Bayram Veli'nin halifesi olan ve şeyhin ölümünden sonra posta oturan diğer hali­fesi Akşemseddin ile aralarında geçtiği rivayet edilen bir münakaşa netice­sinde tasavvuf yolunda hırka ve tacı reddederek zühdi tasavvuftan farklı, kuvvetli cezbeye daha fazla önem veren bir anlayışı tercih eden Bıçakçı Dede, bu şekilde davranıp geleneksel tarikat ritüellerini terk etmek sure­tiyle vahdet-i vücud anlayışını benimsemiştir. Onun temsil ettiği tasavvuf anlayışı 1475'te ölümünden sonra, bilinen tek halifesi Mustafa Bünyamin Ayaşi tarafından
Sayfa 206·Kitabı okudu
Çerkez Ethem Ayaklanması
Çerkez Ethem ayaklanması, kendi başarılarını hazmedemeyen cahil bir adamın vatan hainliğine sürüklenişini anlatan dramatik olaylar silsilesidir. Ethem 1886'da Bandırma'nın Emre köyünde dünyaya gelmiştir. 1827'de, Ruslar'ın istilâ ettikleri Kafkasya'da katliama başlamaları sebebiyle canlarını ve namuslarını korumak için Türkiye'ye sığınan bir ailenin oğludur. Çiftçilikle geçinen babasının adı Ali, annesinin adı Fatma'dır. Muhittin Ünal, kardeşlerinden birinin Balkan, diğerinin Birinci Dünya Savaşı'nda şehit düştüğünden bahseder. Cemal Kutay, Ethem'in ağabeyleri olan İlyas ve Nuri'nin eşkıyalarla çarpışırken öldüğünü yazmaktadır. Bir başka kaynağa göre İlyas 1897'deki Türk-Yunan Savaşı'nda, Nuri Yemen'de şehit olmuştur. Bazı kaynaklara göre bu iki kardeş Balkanlar'da Rum çetecilerle savaşırken şehit düşmüşlerdir. Süvari neferi olarak başladığı askerliği çavuş olarak bitiren Ethem Rauf Orbay tarafından Teşkilât-ı Mahsusa'ya katılmak üzere İstanbul'a gönderilmiştir. Savaş bitince Bandırma'ya ailesinin yanına gelen Ethem'in askerlikle ilişkisi de bitmiştir. Necati Çetinkaya, Ethem'in Birinci Dünya Savaşı'nın son yıllarında, İttihat Terakki henüz iktidarda iken Bandırma'da eşkıyalık ve zorbalıkla uğraştığını yazmaktadır. Ethem'in eşkıyalık yaptığından Rauf Orbay da haberdardır. Orbay, Dahiliye Nazırı Ali Fethi Bey'in şikâyet ettiği eşkıyanın Çerkez Ethem olduğunu anlayınca Liman Reisi vasıtasıyla Ethem'in ağabeyi Reşit'e bir telgraf çekip, kardeşine ihtarda bulunmasını ve neticenin kendisine bildirilmesini ister, aksi hâlde kuvvet kullanılacaktır. Orbay, gerisini şöyle anlatır. "... Reşit Bey'in cevabı gelmedi, mütareke müzakeresine memur olarak İstanbuldan ayrıldığım zaman, tuhaf bir tesadüfle yolum Bandırmadan geçiyordu. Oraya vardığımda Reşit Bey'i iskelede beni bekler
Sayfa 321 - Bilgeoğuz Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Reklam
TARİHLER VE OLAYLAR (1960-1975) 13 Ocak 1960: Atsız, Falih Rıfkı Atay'a yayın yolu ile hakaretten İstanbul Toplu Basın Mahkemesi'nde yargılanıyor. 27 Mayıs 1960: İhtilal. 38 subay ve general iktidara el koyuyor. İhtilal bildirisini, 27 Mayıs sabahı 04:36'da, 1944 sanıklarından Alparslan Türkeş okuyor. Cemal Gürsel Devlet Başkanı, Türkeş Başbakanlık Müsteşarı. 1960 Yazı: Alparslan Türkeş Türk Kültür Derneği'ni kurduruyor. Başkan: Şahap Homriş (Daha sonra Türkeş'in dünürü). 30 Eylül 1960: Türkeş'in teşebbüsüyle Devlet Planlama Teşkilatı kuruluyor. 05 Kasım 1960: Nejdet ve Reşide Sançar'ın oğlu (Atsız'ın yeğeni) Afşın'ın vefatı. 13 Kasım 1960: Türkeş ve 13 Millî Birlik Komitesi üyesi (141er) tasfiye edilip hükümet müşavirliği göreviyle yurt dışına sürülüyor. Türkeş Yeni Delhi'ye gönderiliyor. 11 Şubat 1961: Adalet Partisi'nin kuruluşu. 09 Temmuz 1961: Kurucu Meclis tarafından hazırlanan yeni anayasa halk oylamasıyla kabul ediliyor. 07 Eylül 1961: Türkeş'in Cemal Gürsel'e mektubu. Menderes ve arkadaşlarının idamının ülke için zararlı olduğunu yazıyor; infazın yapılmamasını istiyor. 15 Ekim 1961: 27 Mayıs ihtilalinden sonraki ilk genel seçim. 20 Ekim 1961: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü kuruluyor. Başkan: Prof. Dr. Ahmet Temir. 26 Ocak 1962: Millî Yol dergisinin ilk sayısı. İmtiyaz sahibi: Necati Bozkurt, yazı işleri müdürü: İsmet Tümtürk. Türkeş'in Gürsel'e mektubu kamuoyuna açıklanıyor. Şubat 1962: Orkun dergisinin ilk sayısı. Kurucusu: Atsız. Sahibi: Yılanlıoğlu İsmail Hakkı. Atsız'ın "Türk Milletine Çağrı” başlıklı "temel program" yazısı bu sayıda çıkıyor. 22 Şubat 1962: Talat Aydemir'in birinci darbe teşebbüsü.
varoluş
Search for: Arama.. Atatürk’ün Nutuk Adlı Eseri Atatürk Ansiklopedisi > Genel > Atatürk’ün Nutuk Adlı Eseri 31 Ara Atatürk’ün Nutuk Adlı Eseri PDF Söz, konuşma; söylev anlamında kullanılan nutuk, “bir topluluğa düşünceler, duygular aşılamak amacıyla söylenen, uzunca, coşkulu ve güzel söz, nutuk, hitabe” şeklinde tanımlanabilir. Diğer yandan söylev ile eş anlamlı olduğu konusunda hemen herkesin hemfikir olduğu nutuk, “bir kalabalığa karşı söylenilen söz; söyleyiş, söyleme kuvveti ve hassası; eski dervişlerce büyük bilinen kimselerin manzum sözleri” olarak da gündelik hayatta sıkça kullanılmaktadır. Atatürk’ün Nutuk’u dendiğinde ise Mustafa Kemal Atatürk’ün, 15-20 Ekim 1927 tarihinde, Cumhuriyet Halk Fırkası’nın İkinci Büyük Kurultayı’nda, altı gün boyunca, toplam 36 saat 33 dakikada yapmış olduğu konuşma akla gelmektedir. Mustafa Kemal Paşa, Nutuk üzerindeki çalışmalarına 1927 yılının başlarında Ankara’da başlamıştır. Daha sonra İstanbul’da, yoğun bir çalışma sonucunda kısa bir sürede eserini tamamlamıştır. Sonuçta, aylarca süren bir çalışma, belge toplama ve görüş alışverişi sonrasında, Mustafa Kemal Paşa, 15–20 Ekim 1927 tarihleri arasında toplanan, Cumhuriyet Halk Partisi’nin İkinci Büyük Kurultayında Nutuk’u okumuştur. Mustafa Kemal Paşa, birinci gün (15 Ekim 1927-Cumartesi), 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basmasından Sivas Kongresine kadar olan bölümü; ikinci gün (16 Ekim 1927-Pazar), Son Osmanlı Mebusan Meclisi’nin seçimlerine kadar geçen olayları; üçüncü gün (17 Ekim 1927-Pazartesi), Büyük Millet Meclisi’nin açılışına kadar yaşanan gelişmeleri; dördüncü gün (18 Ekim 1927-Salı), İkinci İnönü Zaferi’ne kadar gerçekleşen askerî ve siyasi gelişmeleri; beşinci gün (19 Ekim1927-Çarşamba) Lozan Barış Antlaşması’na uzanan süreci; altıncı ve son gün ise (20
Duygu/Düşünce
Hayal kırıklığı 2/Abdülhalik Renda meselesi
Mustafa Abdülhalik ile geçmişimiz var. Benim geçmişim şahsi değildir. Hep millet işi üzerinedir. Millet işi ile başıma belâ alırım. Bu adam her devrin mühim bir dalkavuğudur. Bu suretle mühim mevkilere geçer, sonra para vurur. Tam Arnavut'tur. İttihatçılar da böyle idi. Şimdi de böyle. Lozan'da inkıta olup avdet ettiğimiz vakit Abdülhalik İzmir'de vali idi. Ne yapmış etmiş, İzmir'e vali olmuş. İskân işleri, Sıhhiye Vekâleti'nde bir müdürlük idi. Konya'dan, Bursa'dan, Eskişehir daha birkaç yerden valilerden telgraflar yağmaya başladı. Diyorlar ki: "Buralarda eskiden iskân edilmiş olan Arnavutlar, ailelerini alıp İzmir'e gidiyorlar. Ne yapacağız?" Derken İzmir polis müdüründen de bir şifre: "Burada dayı Arnavut, bütün Türkiye'deki Arnavutları İzmir'e topluyor. Burasını Arnavutluk yapacak." diyor. Bu adam hakiki bir Türk olacak. Telaş edip tedbir rica ediyor. Bu hal bana gayet şiddetli bir surette tesir etti. Ben ki ecnebi unsurların kesif bir surette yerleştirilmiş bulunmalarından hasıl olan tehlikeleri görüp duruyorum ve bunu bu sefer Lozan'da elim bir surette müşahede etmişim. Aklım, fikrim yıllardan beri bu kitleleri dağıtıp münferiden iskan suretiyle temessül etmek ve Türkiye'yi mütecanis yapıp ırk belasından, bunların Avrupalılar elinde alet olmasından, bu isyan ve inkıraz unsur ve sebebinden kurtarmak. Frenkler; Boşnaklara, Kızılbaş Türkmenlere bile pençe takıyorlar. Lozan'da bunun için vurunmuş durmuşum! Şimdi bir Arnavut vali, Arnavutları toplayıp bir kesif kitle yapıyor... Bir devletin valisi... Hem bu ne cesaret?!. Bu adam hem hain, hem küstah!.. Herife karşı bende büyük bir düşmanlık hasıl oldu. Her tarafa şiddetli ve acele telgraflar ve emirler verdim: "Arnavutları müsellah jandarma kuvvetleri ile tekrar eski yerlerine getirip iskan ediniz!.. Yollardan
Sayfa 164·Kitabı okudu
MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI 3 Mayıs 1920'de o dönemdeki uygulanan mevzuata göre Meclis'te yeni kurulan hükümet üyeleri için ayrı ayrı oylama yapılmıştır. Maarif Vekilliği'ne aday gösterilen Hamdullah Suphi 60, Dr. Rıza Nur 43 rey almışlardır. Çoğunluğun sağlanamaması üzerine aynı gün ikinci oylama yapılmış adaylardan hiç birisi seçilmek için gerekli 67 oyu alamamıştır. 4 Mayıs 1920 tarihinde yapılacak oylamadan önce Hamdullah Suphi Meclis Başkanlığı'na verdiği dilekçe ile adaylıktan çekilmiş ve Dr. Rıza Nur Milli Eğitim Bakanı seçilmiştir. Rıza Nur'un uzun süreli bir görevle Moskova'ya gitmek üzere Ankara'dan ayrılmasıyla 16 Aralık 1920'de Meclis'te yapılan oylamada Milli Eğitim Bakanı seçilmiştir. Görev süresi milli mücadelenin kısıtlı imkânlarla yürütüldüğü döneme rastlamıştır. Buna rağmen başarılı çalışmalar yapmıştır. Mustafa Kemal bu seçim sonucu üzerine, dedesi, babası ve eniştesinin daha önce bu görevi yapmalarından dolayı, "Hamdullah, doğuştan Maarif Vekilidir" demiştir. 15.7.1921 tarihinde, İstiklal Savaşı'nın en hareketli döneminde Ankara'da Maarif Kongresi'ni düzenlemiştir. Kongrenin açılış ve kapanış konuşmalarını yapmıştır. Bu tarihte aynı zamanda Türkiye Muallime ve Muallimler Birliği başkanı sıfatını da taşımakta idi. Muallimler ve Muallimeler Cemiyeti Temmuz 1920'de kurulmuş, Mayıs 1921'de Türkiye Muallime ve Muallim Dernekleri Birliği haline getirilmiş, genel sekreteri Kazım Nami Duru, Onursal Başkanı ise Mustafa Kemal idi. Kongreye İstanbul'dan İsmail Hakkı Baltacıoğlu ile Mehmet Emin Erişirgil de iştirak etmişlerdir. Kongreye katılanların tam listesi elde bulunmamakla birlikte, değişik kademelerde görevli 250'den fazla kadın ve erkek eğitimcinin iştirak ettiği söylenmektedir. Mustafa Kemal de toplantının ilk günü bir konuşma yapmış ve metni gazetelerde
Reklam