• 496 syf.
    ·9 günde·5/10
    Üzdün Gılokovski reis. Cidden büyük üzdün beni.(HATTA SAÇMALAMIŞSIN BİLE DİYEBİLİRİM!) İlk kitaptan sonra bu kitaptan çok şey bekliyordum. lakin puanlarını ve incelemlerini okumadan önce bi göz atınca vasat bir ara kitap olduğunu farkettim. Yine de devam kitabıdır okuyalım dedik. Vasat olsa bile kabuldum ama vasatında altındaydı. ilk 200 sayfada yazarın aynı kişi olup olmadığına bile emin değildim. gerçekten ilk kitaptan bu kadar farklı bir anlatım tarzı olamaz ya. İlk kitapta Artyom yolculuk hikayesi çok güzel ve tekdüzeydi, en fazla aralara rüyalar giriyordu. Bu kitapta ise 4 kişinin hikayesini anlattığını söylüyor. sürekli farklı bir karaktere gidiyoruz. yetmiyor sonra o karakterin geçmişine gidiyoruz, sonra diğer karaktere babasına dönüyoruz kafa bi milyon. Kişiler arası geçişte de bir işaret kullanılmamış, sadece fazladan boşluk atılmış ama bazen sayfa sonuna gelince diğer sayfada o boşluğu göremiyorsunuz böylelikle karakterler bir birine giriyor. sayfa 200'den sonra hikaye daha oturaklı gidiyor, ekibin bir kısmıyla gitmek az karakterle devam etmek güzel. Muzisyen abimizin deliliğini sevdim açıkçası En sevdiğim yer o ve Saşa'nın ikilemleri olabilir. en çok sıkmayan onlardı. Sonunu pek beğendiğim söylenemez, daha doğrusu komple hikaye bana yavan ve yazılmak için yazılmış gibi geldi. ilk hikayedeki büyük olaylardan sonra burada ki ufak olaylarla ilgilenmek(telefon hattı, bir grubu etkileyen salgın,Hunter'ın kişiliği vb.) pek hoş olmadı açıkçası. Yan görev gibi olmuş bu kitap. Metro atmosferini çok seven biri olarak, bu kitapta atmosfer gram işlenmemişti.(alışveriş,insanların duygusu,havası,yokluk,yemekler,zorluklar vb. hiç biri yoktu.) başlarda sadece karakterleri tanıtmaya çalışıyor sürekli geçmişe gidiyordu. Ortalama bi hikayeye sahip vasatın altında bir kitap olmuş açıkçası. ilk kitaptan sonra böyle bir kitap okumak insanı üzüyor.Spoiler vermeden bazı şeyleri yazmak cidden zor. eksiklerini yazmak için spoiler vererek devam edeceğim. Öncelikle karakter isimlerinde yazar saçmalamış ya da çevirmenler saçmalamış. Artyom babasının adı Şaşa, Bu kitapta ki karakterin adı Saşa, pavel ve pavon vb. yetmiyor bir karaktere üç dört lakap takıyor. her lakabı ayrı kişiler aynı kişiler için kullanıyor kafanızın karışmaması elde değil.(ilk kitapta bu olayı sadece Melnik'te yaşanmıştı, bu kitapta çok fazla karaktere çok fazla lakap takıp anlatım yapmış). Bir de Allah aşkına kitap arkasında yazan 4 lü ekip bir kez bile bir araya gelmiyor. Ahmet ne için vardı ne için öldü. Çok saçma idi geldi ve gitti. ilk kitapta niye idam cezası verildeği nasıl kurtarıldı vb hiç bir bilgi olmadan geldi. gereksiz geldi gereksiz öldü.(ki ölmese bile saçma bi gidişi var yarın öbür gün(diğer kitapta) geri gelebilmesi için ölümünü tam vermemişler tıpkı saşa gibi. Neyse kitap 10üzerinden 6 lık lakin ben bazı şeylere kıl oldum, karakter isimler, farklı zaman dilimlerini ayırmadan vermesi,Saşa'nın babasının neden öldüğünü bile tam anlatamaması vb. bunlara acayip kıcık oldum 5 verdim. Pişman değilim :D :D İnşaAllah 3. kitap o kadar iyi gelirki bu kitabı okuduğumuza pişman etmez.
  • 220 syf.
    ·21 günde·Beğendi·10/10
    İyi ki kitaplar var. Onlarla açılıyor tıkanan hayat menfezlerimiz, nefes alıyor zihnimiz. Durup düşünmeyi aklediyoruz. Başka hayatları ve dünyaları onlarla çıktığımız seyahatler sayesinde keşfediyoruz. Rabbim sayılarını, baskılarını artırsın inşallah.
    Gelişen matbuat dünyasının imkânlarına bağlı olarak kitap basmak ve okuyucuya ulaştırmak her geçen gün daha kolay hale geliyor. Hâl böyle olunca hangi kitabı neden okuyacağımız sorusunun önemi artıyor. Kitap çok olsa da zaman ve maddi imkânın verimli kullanılması; eş, dost ve çocuklarımızla geçirebileceğimiz vakitlerden ayırdığımız kıymetli zamanın heba olmaması adına kitap seçimi önem kazanıyor.
    Bir kitapçıya girince sudan çıkmış balık gibi şaşırıp kalıyoruz. Burası bambaşka bir âlem. Gönül hepsini okumak istese de bahsettiğimiz sebeplerden dolayı ne yazık ki bu mümkün değil. Ne kadar çok okursak okuyalım bir yerlerde okumamız gereken kitaplar hep kalacak. Okumadığımız, okuyamadığımız kitaplarda neler kaçırdık, kaçırıyoruz? İnsanoğlu böyle işte. Aklı okuduklarından çok okuyamadıklarında. Bunca kitabı okumaya ömür yetmez ne yazık! O zaman iş başa düşüyor. Kitap seçerken ince eleyip sık dokumalı, turnayı gözünden vurmalı ki boşa kürek çekmiş olmayalım. Oğuzhan SAYGILI’nın Kitaplarla Söyleşi kitapları bu acıdan yol gösterici eserler.
    Altı çizilerek, notlar alınarak okunan kitapların zihinde bıraktığı haz ve tat özenle özetlenerek kayda geçirilmiş. Değişik zamanlarda dergi ve gazetelerde neşredilmiş. Bu yazılar bilinçli bir okuma sürecinin ürünü. Okunanlar zihinde yer ediyor, içselleştiriliyor, kayda geçiriliyor. “Ne okusam?” diye soran okura rafine bir zevk, yüksek bir kültürden tafsiye mektubu oluyor.
    Benim okuma fırsatı bulduğum Kitaplarla Söyleşi-2 kitabında yazar daha çok tarih okumalarını okurlar için kayda geçirmiş. Okuma işinin boş zamanlarda yapılan eğlencelik bir uğraş değil ciddi bir zihinsel faaliyet olduğu bilinciyle kaleme alınmış kitap değerlendirmelerinden oluşan yazılar biraraya getirilmiş bu eserde.
    Hikâye ve deneme ağırlıklı okumalar yapan biri olarak ufuk açıcı buldum yazıları. Bu yaz, okunacaklar listesi yapılan eklemelerle bir sayfayı buldu. Rabbim imkân verirse yazımız bereketli geçecek inşallah!
    Oğuzhan SAYGILI bir yazardan çok vatanına ve insanlarına âşık bir aktivist. Hepimizin aşkları var şu fani hayatta; baki olan yegâne aşkımızın rızasını kazanmak için tutunduğumuz. Oğuzhan SAYGILI kitaplara tutunmuş. Ülkemizin muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkması için okumanın elzem olduğuna inanıyor birçok akıl sahibi gibi. Onun farkı, bu amacı gerçekleştirmek için nutuk atmak yerine harekete geçmesi. Kitap aşkıyla, kitaplara âşık bir neslin inşası için çalışıyor.
    Gaziantep’ten tüm ülkeye dalga dalga yayılarak büyüyen Kitap Şuuru haretetini organize ediyor. Siz yeter ki okumak isteyin, ben kitap bulurum, diyerek çıktığı yolda enerji ve şevkini yitirmeden aşkla çalışmaya devam ediyor. Bıkıp usanmadan her hafta güzel ülkemizin okumak isteyen güzel insanlarına hediye kitaplar gönderiyor.
    Ülkesine, ülkesinin yarınlarına dair dertleri, hayalleri olanlara Oğuzhan SAYGILI’yla tanışın derim. Nasıl mı? Bu da soru mu günümüzde? Oğuzhan SAYGILI bir tık ötenizde.
  • Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek; 
    Dağlardan çektirilen, kalyonlar çekilecek; 
    Kerpetenlerle sûrun dişleri sökülecek!

    Yürü; hâlâ ne diye oyunda, oynaştasın? 
    Fâtih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!

    Sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden
    Senin de destanını okuyalım ezberden
    Haberin yok gibidir taşıdığın değerden

    Elde sensin, dilde sen; gönüldesin, baştasın
    Fâtih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!

    Yüzüne çarpmak gerek zamânenin fendini! 
    Göster: kabaran sular nasıl yıkar bendini! 
    Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini!

    Şu kırık âbideyi yükseltecek taştasın; 
    Fâtih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın

    Bu kitaplar Fâtih'tir, Selim'dir, Süleyman'dır; 
    Şu mihrab Sinânüddin, şu minâre Sinân'dır; 
    Haydi, artık uyuyan destanını uyandır!

    Bilmem, neden gündelik işlerle telâştasın
    Kızım, sen de Fâtihler doğuracak yaştasın!

    Delikanlım! işaret aldığın gün atandan! 
    Yürüyeceksin! Millet yürüyecek arkandan! 
    Sana selâm getirdim Ulubatlı Hasan'dan!

    Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın; 
    Fâtih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!

    Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin! 
    Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın! 
    Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın

    Yürü, hâlâ ne diye kendinle savaştasın? 
    Fâtih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!
  • 152 syf.
    ·6941 günde·Beğendi·9/10
    Sadık Hidayet'in kitabı olan Kör Baykuş kitabından nasıl tatlı bir haz aldıysam, Bin Hüzünlü Haz kitabından da öyle haz aldığımı söylemeliyim.
    İkisinde de bir sis katmanında yolculuk yaptığımı hissettim.
    İkisinde de bir arayış ve bulamayış vardı.
    İkisinde de karmaşa, karmaşa içinde bir düzen!
    Hasan Ali Toptaş kesinlikle zor okunan bir yazar. Ama neden kolay yazarları okuyalım ki zaten!
  • 168 syf.
    ·32 günde·Beğendi
    "Rüzgarın Şarkısını Dinle" sevgili Murakami'nin ilk ve son kitabı...Evet her ne kadar kulağa garip gelse de,gerçek bu.Şöyle ki; Murakami'nin yirmili yaşlarda yazmış olduğu amma velakin basılmasına geçen sene izin verdiği eseri bu. Yazar, kendi hayatından bolca kesitler sunmakla kalmamış,aralara serpiştirme yoluyla, dünya edebiyatından alıntılara,kedilere ve müziklere de yer vermiş.Mesela kitabı okurken arka fonda Elvis Presley'den"Good Luck Charm" ya da Bob Dylan'dan "Nasville Skyline" sizi sizden alıp bambaşka diyarlara götürüyor.

    Kitap okuma sevdalısı Haruki ile zengin çocuğu kod adı Fare,iki yakın arkadaştır.Günlerini hep "J" nin barında müzik dinleyerek geçirirler.Haruki 14 yaşına kadar hiç konuşmaz,ailesinin götürdüğü doktorlar da bu derde çare bulamaz ve Haruki kitapları kendine dost edinir.Zamanla Haruki'den etkilenen Fare de kitap okumaya ve hatta yazmaya başlar.

    Haruki'nin hayatına giren ancak çok da önem arzetmeyen üç kız arkadaşı olur.En sonuncu kız arkadası arkadaşı,okul bahçesindeki bir ağaca kendini asarak,yaşamına son verir.Ölüm haberini alan Haruki tam tamına 6922.sigarasını içiyormuş.Bu sayı neden mi?
    Çünkü Haruki,anları sayma hastalığına tutulmuştu.

    Evet yazdıklarımdan da anlayacağınız üzere,kitabın bir konusu yok,son derece dağınık,bir o kadar hareketli.Ben Murakami'nin, zekasına,diline,kurgularına ve üslubuna hayran bir okuru olarak onu çok sevdiğimi bu eser vesilesi ile bir kez daha haykırayım :"İyi ki varsın Murakami,sen hep yaz,biz hep okuyalım"

    *"Vasiyeti üzerine mezar taşına Nietzche'nin şu sözleri yazılmıştır:
    "Öğle vakti aydınlığında anlaşılır mı gece karanlığının derinliği?"

    *"Koku. Zenginlerin zenginleri kokularından tanıması gibi, fakir insanlar da fakir insanları kokularından tanır."

    *"Oysa biz, yaşamaya devam edenler, her yıl, her ay, her gün yaşlanmaya devam ediyoruz. Öyle zamanlar oluyor ki bazen her saat başı yaşlandığımı hissediyorum adeta. Ve işin korkunç yanı, bunun doğru olması.“

    *"Kusursuz metin diye bir şey yoktur. Tıpkı kusursuzluk diye bir şeyin olmadığı gibi."

    *"Bir gazeteci bir söyleşisinde Hartfield’a şunu sormuş:
    “Roman kahramanınız Waldo iki kez Mars’ta, bir kez de Venüs’te öldü. Bu bir çelişki değil mi?”
    Hartfield şöyle yanıt vermiş:
    “Sen uzayda zamanın nasıl aktığını biliyor musun?”
    “Hayır” diye yanıtlamış gazeteci. “Ama bunu kimse bilemez ki.”
    “Herkesin bildiği bir şeyler üzerine roman yazmanın ne anlamı olabilir ki?”
  • Hepimiz çocukken izlemişizdir ‘’ Al Yazmalım ‘’ filmini. Bildiğiniz üzere filmde Türkan Şoray yıllara kazınan o soruyu sormuştu: Sevgi Neydi ? sevgi gerçekten ‘’ Emek ‘’ midir. Cevabı bulabilmek için öncelikle isterseniz işin film boyutundan çıkıp, tekrar edelim. Sevgi Nedir ?
    Gözlemlediğim kadarıyla herkesin bir görüşü, bir düşüncesi en azından bir yorumu mutlaka var. Bu soruyu kime sorsam çok güzel cevaplar alıyorum. Cevap verenler aslında kendi hislerini, duygularını ve iç alemlerini bir nevi açık ettiklerinin de farkında değiller. Mesela sevdiği için hayal kırıklığına uğramış biri için sevgi kırılmaktır. Sevdiği için acı çeken birisi için sevgi acı çekmektir. Sevdiği için göz yaşı dökmüş biri için sevgi ağlamaktır. Bakınız bu liste çok uzar gider. Aslında tüm bunları belki de seven herkes yaşıyordur. Ama kim için hangisi ağır basıyor ise sevgi onun için öncelikle odur. Olaya farklı bir açıdan bakacak olursak. Sevdiğiyle mutlu birisi için sevgi mutluluktur. Ama ayrıldığı zaman sevgi hicrandır. Sevdiğine kavuşamayan biri için sevgi hasrettir. Kavuştuğu zaman ise sevgi vuslattır. Şimdi bi düşünelimsevgi hangisidir ? ayrılık mı, hasret mi, vuslat mı, acı çekmek mi, yoksa mutlu olmak mı ? sevgi hangisidir ? sevgi değişken midir ? yada sevgi hepsi midir ?
    Biz insanlar birini sevdiğimizde mutlaka bir çıkarımız olduğu için severiz. Rica ediyorum kimse buna itiraz etmesin. Çünkü bu bir gerçektir. Bir anne çocuğunu, dokuz ay karnın da taşıdığı için nice acılar, nice zorluklar çeker, o evlat o kadına annelik duygularını harekete geçirir ve o anne evladını sevmeye başlar. Çünkü çektiği acıların hatrı vardır. Çünkü kendisi anne olmak ister. Ve o çocukta ona annelik hissettirir ve onu anne yapar. Böylece annelik sevgisi başlar. Aslında burada çok farklı şeyler de söz konusu ancak onlara girmeyeceğim çünkü değinmek istediğim şey farklı ki oda şudur: Anne, sevgisi karşılığında farkında olmasa bile, çocuğundan bir karşılık alıyor. Beni birazdan daha iyi anlayacaksınız. Lütfen düşün. Birini niçin seversiniz ? ya çok güzeldir, ya çok tatlıdır, ya çok hoş samimi bir kalbi vardır. Yada belki de cinsel arzularınız için. Yani seviyoruz ama bir şeyleri umarak ya da istediğimiz için seviyoruz. Neden kimse çirkin deli bir kızı yada erkeği sevmiyor ? burada başka bir şey var ? evet burada kendi arzularımız ve onlara ulaşma istediği var. Peki sevgi karşılığında bir şey beklemek midir ? sevgi, karşılığında bir şeylere ulaşabilmek midir ? biz beşeriler için belki de sevgi budur. ama bu sevgiyi değiştirmez. Asıl sevgi bu değildir. Yüce Rabbimiz, bizi yoktan var etti. Bunun karşılığında bizden hiç bir şey istemedi. Çünkü zaten Kendisi herşeye sahip evet bize bile. Sonra bizi sevdi değil mi ? peki neden ? niçin bizi karşılıksız sevdi ? oysa biz Ona nankörlük ediyoruz. İbadet bile etmekten aciziz oysa o ibadetler bizim gerekli, ALLAH için değil. Nimetlerden faydalanıp şükretmiyoruz, lütfen bir çoğumuz bunu kabullensin ki birilerini ALLAH’tan daha çok seviyoruz. Yalan mı ? bence doğru sadece o kişiler bunun farkında değil. Ama dikkat edin ki o bizi yine de çok seviyor. Herhangi bir alacağı yok bizden aksine bize türlü türlü nimetler lütfediyor. Bize herşeye rağmen merhamet ediyor. Öyle değil mi ? evet arkadaşlar gerçek sevgi karşılığında bir şey almamaktır. Gerçek sevgi alış veriş yapmak değil. Sadece vermektir. Ve gerçek sevgi Yüce Rabbimizin bize olan sevgisidir. Bu sevgiye sahip olduğumuz için sonsuz şükürler olsun. Zahmet edip okuduğunuz için hepinize müteşekkirim.
    Görüşleriniz benim için önemlidir. Yanlışım varsa anlayışınıza sığınıyor, düzeltmenizi beklerim.

    Okan TAŞKIN ✍🏻
  • 424 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    #klasikokurkitapkulubu
    Süreyya çok küçükken annesi tarafından terk edilmiş, onu babaannesi Çeşminaz hanım büyümüştür. Annesiz babasız büyüyen Süreyya, yalnızlığı kendisine hayat felsefesi olarak kabul etmiştir. Hiçbir zaman çevresindeki insanlarla derin bir bağ kuramamıştır. Daha doğrusu insanları kaybetme kaygısı, insanlardan kaçmasına neden olmuştur. Hayatı böyle geçmişken 43 yaşında bir telefonla aslında bildiklerinin hiç de öyle olmadığını öğrenir. Kitapta olaylar iç içe geçmiş geriye dönüş teknikleriyle anlatılmıştır. Bu nedenle de ilk andan itibaren okuyucuyu olayların içine çekmektedir. Bu kadar kısa sürede soluksuz bir vaziyette okumamın da sebebi buydu sanırım. Yazarla tanışma kitabım oldu. Diğer kitaplarını da okumayı planlıyorum. Ayrıca kitapta Süreyya hayatındaki insanlardan kaçıp yazdığı roman kahramanlarına sığınıyor. Böylelikle Süreyya'nın kaleminden dört farklı hikaye okuyoruz. Ancak hayalet bir yazar olmayı seçerek yazdıklarının NY adına yayınlanmasına da izin veriyor. Kitap bize temelde yaşanan sorunların hayatın tüm evresine aksettiği etkili bir biçimde anlatıyor. Kitapta kahramanlar ve olaylar öyle altı doldurularak verilmiş ki işlenen yıllar arasında yaşanan siyasi ve sosyal olaylara da tek tek değinilmiş. Özellikle depremlerle ilgili anlatılanlardan çok etkilendim. Son olarak Nermin Yıldırım yazsın, biz okuyalım diyorum.