Depremi Tanrı'ya bağlayan Diyanet İşleri Başkanı
Filozoflar ve bilim insanları bunları tartışırken, Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, yüzlerce kişinin öldüğü ve binlerce insanın yaralandığı Van depremi üzerine şöyle bir açıklama yaptı: “Deprem konusu sismologların, jeologların, jeofizikçilerin, deprem uzmanlarının, bilim insanlarının teorilerine, fay hatlarının hareketlerine indirgenemez; bunu yapmak bir zihin tembelliğidir, eşyanın hakikatine yönelik düşünce eksikliğidir, yaratıcılık eksikliğidir, fiziğin üzerine metafizik düşünce geliştirmek eksikliğidir; bu depremler bir tesadüf sonucu meydana gelmiş olamaz.” Yaklaşık 17 bin kişinin öldüğü İzmit depreminde de türbanlı kızlar pankart açıp, slogan atıp, bu depremi ilahi adalete bağlamışlardı. Şimdi de Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez bu olayı Tanrı’nın işine bağladı. Üstelik Mehmet Görmez sözün gerisini getirmedi. Tanrı mükemmelse, ki tanımı gereği öyle olmak zorunda, böyle bir şeyi neden yapsın, masum insanların ölümüne neden yol açsın, geride kalanları neden acılar içinde bıraksın? **Üstelik Diyanet İşleri Başkanı bu iddiayı ortaya atarken, birçok filozofu ve bilim insanını küçümsemekte, onları “düşünce tembeli” ve “yaratıcılıktan yoksun” olarak nitelendirmektedir. Yani kuşkucu felsefenin en önde gelen temsilcilerinden biri olan Antik Yunan filozofu Sextus Empiricus, deneyimci felsefenin ve Avrupa Aydınlanma hareketinin önde gelen ç düşünürlerinden biri olan 18. yüzyıl İskoç filozofu David Hume, 19. yüzyılda dünya dengelerini değiştirecek kadar önemli kuramlar ortaya koyan Alman filozof Karl Marx, yine aynı yüzyılda perspektivist felsefenin gelişmesine yaşamsal değerde katkılar sağlayan ve felsefeyi geri dönüşü olmayan yeni bir yola sokan Alman filozof Friedrich Nietzsche ve 20. yüzyılın en önemli filozoflarından ve varoluşçu felsefenin
Yeni bilgiler öğrenmek bir yana, eski bildiklerimi de unutmaya başladım. Düşüncelerimin doğruluğunu ölçmekten yoksun kaldım artık. Kimsenin gözünde anlattıklarımın yansımasını göremiyorum, artık? Her şeyi unutuyorum, noktalamayı bile? Ünlem işaretinin nerede kullanılacağını bilmiyorum? Üstelik ne ıstırap çekmeyi ne de gerçekten korkuyu öğrenebildim (ya da öğrenemedim). Hangi sözü kullanacağımı bilmiyorum. Yalnızlığın yalnız bana zararı dokundu. (İşte, bu cümlede iki kere 'yalnız' kelimesini kullandım.) Yenildiğimi kabul ediyorum? Gizli mezhep kuvvetlerinin geri çekilmesini istiyorum.
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Çok Güzel Bir Soru
Öte yandan sadaka veren kişi (ki bu işi, Tanrı'nın kendisine bol rızk vermesi sayesinde yapabilmektedir), sadakasına karşılık edindiği dualarla, günahlarından sıyrılıp cennetin hurilerine ve diğer nimetlerine kavuşabilecektir. Buna karşılık fakir kişi, sadaka almış bir dilencinin ezikliğine katlanmak bir yana fakat bir de sadaka verebilecek durumda bulunmadığı için günahlardan kurtulma olasılığından yoksundur. Eğer beyni şeriat verileriyle yıkanmamış olsa,muhtemelen şöyle düşünecektir: "Pekiyi ama neden Tanrı dilediğini zengin ve dilediğini fakir etsin, sonra da fakir ettiklerini zenginlerin acımasına ve sadakasına terk etsin ve bu arada zenginleri, sadaka vermek suretiyle hayırlı iş görmeye, ondan bundan dualar almaya müstahak kılsın ve fakiri de zengine el açıp dua ettirerek aşağılatsın? Herkesi insan gibi haysiyetli yaşamlar içerisinde kılmak mümkünken, neden sadaka usullerini uygun bulsun?"Ne var ki çeşitli vesilelerle belirttiğimiz ve yine belirteceğimiz gibi, şeriat devletinde Müslüman kişi, akılcı eğitimden uzak ve düşünme gücünden yoksun bırakıldığı için bu şekilde düşünemez. Düşünemediği içindir ki bozuk düzen ve sömürü sistemi sürüp gider.
Konuş Charlie
Size şunu hipotez olarak sunuyorum: sevgi alma ve sevgi verme yeteneğinden yoksun olan zekâ, zihinsel ve ahlaki çöküşe, nevroza ve muhtemelen psikoza bile yol açar. Ve ben- merkezci bir amaca odaklanan ve insan ilişkilerini dışlayan bir beynin, sadece şiddet ve acıya neden olacağını da eklemek istiyorum.
Sayfa 263 - Koridor
Kur'an ya bir Arap tarafından, ya Arap olmayan biri tarafından, ya Hz. Muhammed tarafından veya Tanrı tarafından 'yazılmıştır. Argümanı şöyle özetleyebiliriz: 1. Kur'an edebî ve dilsel nitelikleriyle insanlığa meydan okur. 2. 7. asır Arapları, Kur'an'ın edebî nitelikleriyle yarışabilecek en kabiliyetli insanlardı. 3. 7. asır Arapları, Kur'an'ın hitabını aşan bir eser ortaya koymakta başarılı olamadılar 4. Alimler ve uzmanlar Kur'an'ın taklit edilemez bir 'kitap' olduğuna tanıklık ettiler. 5. İlmi/bilimsel olmayan tanıklıklar makul değildir, çünkü tesis edilmiş arka plan bilgisini reddetmişlerdir. 6. Dolayısıyla (1'den 5'e kadar olan maddelerden çıkarı-yoruz ki), Kur'an taklit edilemez, eşsizdir. 7. Kur'an'ın taklit edilemezliği; bir Arap tarafından, Arap olmayan biri tarafından, Hz. Muhammed Tanrı tarafından yazılmış olmasıyla açıklanabilir. veya 8. Bir Arap tarafından, Arap olmayan biri tarafından veya Hz. Muhammed tarafından yazılmış olamaz. Bunlara göre, en iyi açıklama Kur'an'ın Tanrı'dan gelmiş olmasıdır. (2. Maddenin açıklaması)Alim Taki Osmani , "belâgat ve hitabet onlar için bir can damarı idi" Şairlerin hayatlarını yazan ve 9. asırda yaşamış olan el-Cumâhi, "Şiir, Arapların bütün bilgilerinin birikimi ve sahip oldukları ilim ve irfanın en büyük pusulası idi; işlerine şiirle başlar ve şiirle bitirirlerdi. (... Arap kabi-lelerinden birinde bir şair yetiştiğinde, diğer kabileler tebrik etmek için gelirlerdi, şenlikler hazırlanır, kadınlar çalgıların etrafında düğünlerdeki gibi bir araya gelir, yaşlı ve genç erkekler de bu güzel haberin keyfini çıkarırlardı. Araplar iki halde bir-birlerini tebrik ederlerdi; iri bir çocuğun doğumunda, diğeri ise aralarından bir şair yetiştiğinde. 9. asır alimlerinden İbn Kuteybe, Arapların gözünden şiiri şöyle tarif
Sayfa 319·Kitabı okudu
Friedrich Nietzsche
Bu, bir şeyin doğru olup olmadığına dair bir mesele değil, sadece ne gibi etkiler meydana getirdiğine — yani entelektüel bütünlüğün tamamen yoksun olmasına dair bir meseledir, insan “inandığı sürece” — heyecanı artırmaya yardımcı oluyorsa, her şey gerekçelidir, yalanlar, israf, en utanmaz sahtekârlıklar. — Bir inanç için baştan çıkartmaya ilişkin sistematik bir araçlar okulu: Genelde çelişkinin meydana gelebileceği alanlar için aşağılama ( — neden, felsefe ve bilgelik, güvensizlik, dikkat alanları); devamlı olarak bu doktrini verenin Tanrı olduğunu — dolayısıyla havarilerin hiç önemli olmadığını — burada eleştirilebilecek değil sadece inanılacak, kabul edilecek bir şey olduğunu; böyle bir kurtuluş doktrinini almış olmanın olağanüstü bir inayet ve lütuf olduğunu ve bu doktrini almak için en derin minnettarlık ve tevazuun şart olduğu hatırlatılarak, doktrinin utanmaz bir biçimde övülmesi ve yüceltilmesi — Bu düşük seviyedeki insanların onurlu her şeye karşı duydukları küskünlüğün [ressentiment] üzerinde daima birinin bu doktrini dünyanın bilgeliğine, dünyanın gücüne karşı bir karşı doktrin olarak sunacağına ve onu kendi tarafına çekmek üzere baştan çıkartacağına dair kumar oynanmaktadır. Toplum dışı itilmişlerin ve yoksulların her türünü kendine inandırmaktadır; en önemsizlere ve acizlere kutsanmışlık, üstünlük ve imtiyazlar vaat etmektedir; zavallı küçük aptal kafaları anlamsız bir kibirle doldurur, sanki dünyanın anlamı ve tuzu onlarmışçasına — Tekrar söylüyorum, insan bunları ne kadar hor görse azdır. Kendimizi doktrinin bir eleştirisinden kurtarmalıyız; insanın ne ile uğraştığını anlamak için kullandığı araçları bilmemiz yeterlidir. Kendini erdemle bir tutmuştur, utanmaz bir biçimde erdemin cezbeden gücünü kendine istemiştir — paradoksun gücü ve eski uygarlıkların
Felsefe