"İsterdim ki ben,
bir kitap bekçisi olayım
camları güneşli bir kitap evinde.
Duyduğum zevklerin en doyulmazıdır -
yıldızlı cenup denizlerinin alevinde
sabahlar gibi
sevilen bir kitap başında sabahlamak..."
“Ne yani? Şimdi siz biçimin ötesine geçtiğinizi mi iddia ediyorsunuz? Ruhunuzu saran bir aşktan mı söz ediyorsunuz?
Buna inanmamı beklemiyorsunuz değil mi?”
“Bir işi incelemekte aşırı hassasiyet ayrılığa, eleştiri düşmanlığa, sabırsızlık rezilliğe ve sırrı ifşa etmek alçalmaya sebep olur. Sevdayı bilmek inanmakla başlar, çünkü inanmak kavuşmanın müjdecisidir Merve Hanım. Sizi gördükten sonra dedim ki:
Ansızın dikildi karşıma, ruhumu esriten bir naz
Ey kimsesizlerin Rabbi! Ne olur onu alnıma yaz
Şu dünyada güvenilmeye ve sevilmeye layık olan bir insanla karşılaşma şansına sahip olan insan pek azdır. Şu an bu tepkiniz karşısında kendimi niçin böylesine sefil ve zavallı görüyorum bilmiyorum, fakat en açık seçik olan şeyler en kuşkulu olanlardır. Belki de bu yüzden kuşkuyla baktınız duygularıma. Bir damla suyun boğazdan süzülüşü gibi, bir damla yaşın gözden akışı gibi kalbime aktığınızı bilseydiniz keşke.”
Ben niçin bilhassa bir başkasına değil de başını örten kıza bir iş düştüğü fikri civarında dolanıyorum?( Çunkü bir şey var ki, onu yerküre üzerinde yalnızca başını örten kız, yalnızca başını örtmekle şahsiyet kazanan Türk kızı yapabilir. Nedir o şey? O şeyin ne olduğunu başını örten kız bize felsefe bildiğinde göstermiş olacak.