Kapımın önüne varıyorum. Elimi yavaşça anahtarlığı her zaman koyduğum yere götürüyorum. Bir elim her seferinde burada. Belki düşürebilirim diye temkinli davranıyorum. Buna rağmen varlığını hissettiğim anahtarlık beni rahatlatıyor. Bakalım bu sefer tek seferde anahtarı deliğine denk getirebilecek miyim? Yok gene denk gelmedi. Hemen diğer tarafını çeviriyorum. Arkada da gözlerim olsaydı bana bakan çocukları görebilseydim. Top bir o yana, bir bu yana! Çocuklardan oldum olası nefret etmişimdir. Bende çocuk olmuşmuşum! Beni garip gözlerle süzdüklerinden kibar olmak gibi bir dertleri yok. Olduğum gibi varlığımı yorumluyorlar. Garip bir görünüşüm mü var? Normal bir insan olduğumu düşünsem de çocukların bakışları ele veriyor. Diğer insanlar tabiiki de kibarlar. Her doğru her yerde söylenmezmiş. Gözler konuşurmuş. Çocuklar ikisini birden yapıyorlar. Biraz terbiye almışlar canım, arkamdan söylüyorlar. Kapının gıcır sesi beni anlık bir rahatlamaya sevk ediyor. Güvenli alanıma giriş yapmanın mutluluğunu hissediyorum. Çocukların vermiş olduğu rehavet anlık bir kaybolmayla sükûnet getiriyor. Geliştiğimi hissediyorum. Kelebekten kozaya döndüğümü varsayıyorum. Terse doğru bir gelişim… Normalde düzgün haline sahip olmak istersin ama özgürlük bana yaramıyor. “Evimde mutluyum” yalanına çok inandım. Neymiş efendim, “aramayan bulamazlar” felan. Beklenen geç geliyor ya , gelmesini bekleyecek ne vakit ne de sabır kalmış. Evinde kalacaksın, kozanda yavaşça mutluluğa koşacaksın.
Eve girip, dağınıklığın farkına varıyorum. Uzun süredir aklımda olan düşünceleri gerçekleştirememenin verdiği rahatsızlığı buraya her baktığımda yaşıyorum. Anlık bir dalgalanma ile gelen “hadi şurayı bir toplayayım” iştiyakı bir anlığına sönüyor. Dağınıklığın yaşamımın bir parçası olduğunu yeniden hissediyorum. Ara