İki bin sene önce evrenin yapısına bir bakış;
10/10
·268 syf.··
Beğendi
·
2025 87. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 17 Eylül 2025 20:01
M.Ö. 1. yüzyılda yaşamış Romalı şair ve filozof Lucretius, bu eseriyle evrenin, doğanın ve insan yaşamının işleyişini akıl ve gözlem yoluyla açıklamaya çalışmış. Öncelikle belirtmem gerekiyor ki kitabın çevirisi muhteşem! Ben Norgunk yayınlarından çıkan çevirisini okudum ve kitabı çeviren Turgut Uyar ve Tomris Uyar, şairliklerinin ve kalemlerinin güçlerini birleştirerek böyle didaktik bir şiiri sanki kendileri yazmış gibi içselleştirebilmişler. Kitap, temelde Yunan filozof Epikuros'un materyalist ve atomcu felsefesini açıklamak ve okuyucuyu iki büyük korkudan kurtarmak amacıyla yazılmış: Tanrı korkusu ve ölüm korkusu. Lucretius'a göre evren, sonsuz sayıda, bölünemez, yok edilemez ve görünmez küçük parçacık olan atomlardan ve bu atomların içinde hareket ettiği sonsuz bir boşluktan meydana gelmiş. Ayrıca kendisi "Hiçbir şey yoktan var edilemez" ve "hiçbir şey vardan yok edilemez" ilkesini savunur. Gördüğümüz her şey, bu temel atomların farklı şekillerde bir araya gelip ayrışmasının bir sonucudur ilkesini savunuyor ki zaten şiirlerini de bu doğrultuda kaleme almış. Ayrıca Lucretius, Herakleitos ve Empedokles'e, hatta biraz daha genele yayarsak ilk arkheyi materyalizmde arayan Pre-Sokrat filozofları ciddi bir şekilde taşlıyor: "Ve varlıkların ham maddesini ateş sananlar! Konuşmasının anlaşılmazlığıyla ün salan Herakleitos gelir bayrağı açanların başında Gerçeği arayan ciddî Yunanlılardan değil Zekâsı kıtlardandır o. Çünkü ancak budalalar Bulmacayı andıran sözlerden etkilenir. Kulaklarına tatlı bir ezgi gibi hoş gelen Süslü sözler budalalarca hemen benimsenir" Sayfa 38 Yine şu sözlerle anlatıyor Evrenin döngüsünü: "Yeniye yol açmak için hep itilecektir eski. Ve yeni, kurulacaktır çökenin yıkıntılarından. Karanlık cehennem de yoktur ölümden sonra. Hep yeni kuşaklar yaratacak madde
Felsefe
Evrenin YapısıLucretius Carus · Norgunk Yayıncılık · 2023178 okunma
8/10
·259 syf.··
2025 14. kitabı
Vüs'at O. Bener'in ilk romanı olan Buzul Çağının Virüsü, tıpkı ismi gibi imgesel anlatıma sahip edebiyat tarihimizin en zor okunan eserlerinden biri. 1945-1982 yılları arasında uzun bir zaman dilimini çoğunlukla ana karakter Osman'ın sesinden okuduğumuz romanda, hem üçüncü şahıs anlatıcı hem de birden çok birinci şahıs anlatıcı kullanımı mevcuttur. Zaman kronolojik akmaz, mekanlar değişkendir. Akçay, İstanbul, Ankara hattında mekan değişimleri yaşanır ama Akçay haricindekileri anlamak pek kolay değildir. Yazarın gerçek hayatıyla örtüşen unsurlar metnin ana hikâyesinde bulunmaktadır. Buzul Çağının Virüsü ifadesi başkalarının yaşamına tutunarak var olan, yalnız, aksi, bulunduğu topluma yabancı bir adamı tanımlar. Bu kişinin gençliğinden yaşlılığına doğru yaşamının önemli bir kesitine tanık oluruz. Kısa bölümlerle ilerleyen fragmanter yapısı ve özellikle Vüs'at O. Bener'e özgü şiir dilinin baskın çıktığı anlatımıyla gayet farklı bir roman. Edebiyatımızın şüphesiz en özgün eserlerinden biri. Yazarın edebiyatını daha iyi anlamak için Reyhan Tutumlu'nun "Yaşamasız Yazabilmek", Semih Gümüş'ün "Vüs'at O. Bener: Kara Anlatı Yazarı" ve Norgunk Yayınları'nın yayımladığı "Bir Tuhaf Yalvaç" kitaplarından yararlanılabilir. Bu romanı detaylıca incelediğim videoyu izlemek için: youtu.be/nZqy07-fmMI
Buzul Çağının VirüsüVüs'at O. Bener · İletişim Yayıncılık · 1996436 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
OKUDUĞUM EN İYİ KİTAP
10/10
·888 syf.··
Beğendi
·
2023 131. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 15 Ağustos 2023 17:44
Ne desem ki, nasıl anlatsam ki bu kitabı? Dünya edebiyatının zirve kitabını. Dünya edebiyatının en zor romanı olarak nitelendirilen roman. Belki üstüne bir daha bir eser yazılamayacak, bir daha bunun gibi bir eser gelmeyecek dünyaya. Türk edebiyatına bile ilham olmuş bir eser. Yani Tutunamayanlar'a . Bu kitap okuduğum en iyi romandır: Ulysses Ama tabii bu kadar büyük bir kitap zamanında anlaşılmayıp eleştirildi bile. İngiliz edebiyatının en önemli kalemlerinden biri olan Virginia Woolf, Ulysses için şu cümleleri sarf etti: “Bay Joyce’un Ulysses’teki münasebetsizliği bana öyle geliyor ki nefes almak için illa da camları kırması gereken çaresiz bir adamın bilinçli ve hesaplı münasebetsizliği. Yer yer camlar kırıldığında muhteşem, ama ne gerek vardı bu kadar enerji harcamaya!” diyerek kitabı eleştirdi. Sadece 200 sayfa okuyarak 9. bölümün sonunda kitabı yarım bıraktığı söylenir. Bazen Woolf'e hak verdiğim yerlerde olmadı değil ama yine de severek okudum. Şimdi sorabilirsiniz bu kitabı neden çok sevdin, ne anlattı da bu kitap hayran oldun? Bir şey diyeyim mi aslında çok normal şeyler anlattı bu kitap. Yani dışarı baktığınızda herkesin normal yaptığı şeyler anlattı. Bloom, Stephen, Molly ve diğer bir çok karakter o kadar hayatın içinden, sıradan kişiler ki ve yaptıkları o kadar sıradan ki. Peki o kadar sıradan şey varsa nasıl hayran kaldın ki? Gelin anlatayım. Kitap sıradan insanların, sıradan olaylarını, sıradan olmayan tarzdan anlatan bir eser. Nasıl yani? Üç ana bölüm ve 18 alt bölümden oluşur. Ve sadece 18 saati anlatır. 16 Haziran 1904 gününü ve her sene Dublin'de kutlanır. Sadece kitap adına kutlanan gündür bu eser. Peki neden bu gün? Eşi Nora Barnacle ile Dublin'de yürüdüğü ve ona aşık olduğu gündür bu gün. Aşka bak be. Bu 18 saatte, ciğer alırız, okula gideriz,
UlyssesJames Joyce · İthaki Yayınları · 20231,462 okunma
Korkuyu mu Bekliyorsun?
8/10
·196 syf.··
Beğendi
·
2022 10. kitabı
Kapımın önüne varıyorum. Elimi yavaşça anahtarlığı her zaman koyduğum yere götürüyorum. Bir elim her seferinde burada. Belki düşürebilirim diye temkinli davranıyorum. Buna rağmen varlığını hissettiğim anahtarlık beni rahatlatıyor. Bakalım bu sefer tek seferde anahtarı deliğine denk getirebilecek miyim? Yok gene denk gelmedi. Hemen diğer tarafını çeviriyorum. Arkada da gözlerim olsaydı bana bakan çocukları görebilseydim. Top bir o yana, bir bu yana! Çocuklardan oldum olası nefret etmişimdir. Bende çocuk olmuşmuşum! Beni garip gözlerle süzdüklerinden kibar olmak gibi bir dertleri yok. Olduğum gibi varlığımı yorumluyorlar. Garip bir görünüşüm mü var? Normal bir insan olduğumu düşünsem de çocukların bakışları ele veriyor. Diğer insanlar tabiiki de kibarlar. Her doğru her yerde söylenmezmiş. Gözler konuşurmuş. Çocuklar ikisini birden yapıyorlar. Biraz terbiye almışlar canım, arkamdan söylüyorlar. Kapının gıcır sesi beni anlık bir rahatlamaya sevk ediyor. Güvenli alanıma giriş yapmanın mutluluğunu hissediyorum. Çocukların vermiş olduğu rehavet anlık bir kaybolmayla sükûnet getiriyor. Geliştiğimi hissediyorum. Kelebekten kozaya döndüğümü varsayıyorum. Terse doğru bir gelişim… Normalde düzgün haline sahip olmak istersin ama özgürlük bana yaramıyor. “Evimde mutluyum” yalanına çok inandım. Neymiş efendim, “aramayan bulamazlar” felan. Beklenen geç geliyor ya , gelmesini bekleyecek ne vakit ne de sabır kalmış. Evinde kalacaksın, kozanda yavaşça mutluluğa koşacaksın. Eve girip, dağınıklığın farkına varıyorum. Uzun süredir aklımda olan düşünceleri gerçekleştirememenin verdiği rahatsızlığı buraya her baktığımda yaşıyorum. Anlık bir dalgalanma ile gelen “hadi şurayı bir toplayayım” iştiyakı bir anlığına sönüyor. Dağınıklığın yaşamımın bir parçası olduğunu yeniden hissediyorum. Ara
Hikaye
Korkuyu BeklerkenOğuz Atay · İletişim Yayıncılık · 202233,4bin okunma
H. İbrahim Türkdoğan: Max Stirner ve Eserleri
10/10
·334 syf.··
Beğendi
·
2022 31. kitabı
Varlık Ergen varlikergen.com bilimkurgukulubu.com adresinde yayımlandı: Geçtiğimiz günlerde yayımladığı kitaplarla ve öne sürdüğü manifestosu ile dikkatleri üzerine çekmiş bir yayınevi ile tanıştım: Başıbozuk Yayınevi. “… İşte bütün bu düzenlenmiş gönüllü aygıtlarda konumlanmış kural koyuculara karşı, onların yazar, yapıt, tür belirlemelerine karşı, onların pazar yasalarına karşı… Kısacası onlara karşı bir yayın kalkışmasıdır Başıbozuk…” Yayınevi ile tanışmam ise ülkemizde Max Stirner çalışmaları ile adını duyurmuş ve neredeyse çeyrek asırdır bu konuda araştırmalar yapan H. İbrahim Türkdoğan sayesinde oldu. Ona ve çalışmalarına dair ileri okuma yapmak isteyenler Max Stirner Projesi‘ne yakından bakmalarında fayda var. Türkdoğan’ın, “Max Stirner Eserleri Hakkında Biyografik Bilgiler” adını verdiği kitabının kapak tasarımı Sezgin İbik’e aitken düzeltisi “Başıbozuk Çetesi” tarafından yapılmış. Kitapta işlenen konular ise yazarın daha önce çeşitli alanlarda yayımladığı başlıkların derlenmesi ile oluşmuş. Bu eser ile birlikte Max Stirner’in yaşamına, eserlerine, tarihe adını yazdırmış filozoflar üzerindeki etkilerine ve tabii ki Biricik ve Mülkiyeti’ne (BvM) çok daha yakından bakma fırsatı yakalamış olacağız. Kitap, Türkiye’de pek de duyulmamış Max Stirner eserleri ile başlayan olaylara odaklanıyor. Sözü edilen bu durumu duyanların ise Stirner’a dair pek çok bilgiyi sansürledikleri iddiasında bulunuyor. Nietzsche’nin Stirner’e olan gizli hayranlığına ve yer yer ondan esinlenmesi ve bunu gizlemesi neticesinde “intihal” sayılan söylevlerine odaklanıyor. Bu durumla ilgili ülkemizde ortaya çıkan cılız birkaç sese de dikkat çeken yazar, Stirner kitaplarının dilimize kazandırılmadığını ve dolayısıyla filozof hakkında yeterli okumaların yapılamadığını dile getirirken söylediklerinin
Edebiyat
Biricik ve MülkiyetiMax Stirner · Norgunk Yayınları · 2017475 okunma
8/10
·112 syf.·
2022 8. kitabı
Ünlü sinema yönetmeni Nuri Bilge Ceylan ın 1995 te yaptığı ve başta Cannes olmak üzere çeşitli uluslar arası festivallerde gösterilen "Koza" dan sonra çektiği ilk uzun filmi "Kasaba" nın bir nevi fotoroman tarzındaki okuduğum bu kitabı,yazarı daha yakından tanımak isteyenler için bence başyapıt niteliğinde.Çünkü yazarın 1970 li yıllarındaki çocukluğunu da anlatan çanakkalede çekimlerinin 1 buçuk yıllda tamamlandığı ve yazarının da kız kardeşi Emine Ceylan olduğu ve ayrıca filminde de kendi anne-babasının oynadığı son derece gerçekçi ,olağan,ali ile ablası asiyenin aile büyükleri ve köy okulundaki yaşantısını,gerçek hayatta da köyün ilk üniversiteli okuyan bireyi olan babasının ,hayallerini gerçekleştrdikten sonra doğup büyüdüğü bu köye gelmesini ...vb olan yazarın gerçek yaşam öyküsüyle harmanlanmış mütevazi bir bütceyle hazırlanmış,tertemiz saf bir sinema ve onun bize kitap vasıtasıyla fotoroman tarzında aktırdığı 106 sayfalık bir kitabı...Ben 2007 basımını Norgunk yayınevinden okudum özellikle yayınevini belirtmek istedim çünkü kitabın sayfa ve cilt kalitesi mükemmeldi ve okurken sahifeleri çevirirken çıkan ses çok orjinaldi:).Aslında böyle şeylere hiiç takılmam ama sarı saman tok ve dolgun sayfaları okumak cidden çok keyif verdi.Uzun zamandır bu kadar kalitede basılmış bir kitap okumamıştım.Kitabın son yarısı tamamen kitap ın ünlü yazar ve çevirmenler tarafından eleştirileri ve yazarla film hakkında yapılan dialoglardan oluşmakta..(Bence ikinci yarısını okumak daha keyifliydi çünkü eleştiri ve kamera arkasını hep sevmişimdir)
KasabaNuri Bilge Ceylan · Norgunk Yayıncılık · 200726 okunma