Friedrich Nietzsche
Schopenhauer’in nihilizmi, Hıristiyan Tanrı inananın yarattığı aynı ideali hangi oranda takip eder. — İnsan en yüce gereklilikler, en yüce değerler ve filozofların mutlak gereklilik olduğunu varsaydıkları en yüce mükemmeliyetçilik hakkında öylesine emindir ki sanki bu bir öncelik hakkıymış gibi: Öngörülen gerçek olarak doruktaki “Tanrı”. “Tanrı olarak var olmak”, “Tanrının içine çekilmek” — binlerce yıl boyunca bunlar en saf ve en ikna edici gerekliliklerdi (ama ikna eden şeyin mutlaka gerçek olması gerekmemektedir — sadece ikna edicidir: Aptallar için bir not).
Felsefe
Körüm, o halde karanlık niye benden kaçıyor? Sağırım, nasıl oluyor da uğultum uzaktan beni çağırmaktadır?
Reklam
"Mektupta şunlar yazılmıştı: “Uğursuz Katya, yarın parayı bulup üç binini geri vereceğim. Ondan sonra elveda, büyük hiddetin kadını ve aşkıma da elveda! Bitirelim artık! Yarın önüme gelene başvurarak arayacağım o parayı. Dışarıda bulamazsam, sana söz veriyorum, babama gidip kafasını kırar, yastığının altındakileri alırım; yalnız şu İvan gitsin... Sürgüne gitmeyi göze alarak, gene de üç binini vereceğim. Sana elveda artık! Önünde yerlere kadar eğiliyorum, zira sana karşı alçaklık ettim. Affet beni. Hayır, affetme daha iyi... Senin için de, benim için de daha kolay olur! Aşkına sürgünü tercih ederim, çünkü başkasını seviyorum ben... Onu bugün iyice tanıdın, affedemezsin tabii. Onu elimden alanı vuracağım! Hepinizi bırakıp Doğuya gideceğim, hiç kimseyi görmemek için... Onu da, çünkü bana eziyet eden sadece sen değilsin, o da öyle. Elveda! Not 1: Lanetler yağdırırken tapıyorum sana Katya! İçimden duyuyorum bunu, bir tel kalmış, vınlıyor... Kalbi ortadan parçalamak daha iyi. Öldüreceğim kendimi, ama ilkin o köpeği! Üç bini ondan söker, sana fırlatırım. Sana karşı alçağım, ama gene de hırsız değilim! Bekle üç bini. Köpeğin döşeğinin altında, pembe kurdele... Ben hırsız değilim, hırsızı vuracağım. Böyle küçümseyerek bakma Katya: Dmitri hırsız değil, katil! Sana karşı başı dimdik durmak gururuna göğüs gerebilmek için babasını da, kendini de yok etmiş. Seni sevmemek için de... Not 2: Ayaklarını öperim, elveda! Not 3: Katya, dışarıda para bulmam için dua et. O zaman ellerim kana bulanmayacak; vermezlerse, kanlıyım! Vur beni!” 1000218363.jpg sayfasından devam ederek: Kölen ve düşmanın D. Karamazov"
Sayfa 823·Kitabı okudu
Flâneur de bina cepheleri arasında kendini evindeymiş gibi duyumsar. Onun gözünde emaye kaplı parlak firma tabelaları, aşağı yukarı bir burjuva salonundaki yağlıboya tablo gibi bir duvar süsüdür; duvarlar, not defterini dayadığı yazı masasıdır; gazete kulübeleri kitaplıklarıdır; cafe’lerin balkonları da,    işini bitirdikten sonra eğilip sokağa baktığı cumbalardır.
İvan Fyodoroviç sanki kardeşinin dediklerini duyma gibi sürdürdü konuşmasını: -Aklıma ne geldi, geçenlerde Moskova'da karşıla bir Bulgar, Slavların toplu olarak ayaklanmasından Türklerle Çerkezlerin, Bulgaristan'ın her köşesinde yapm rı caniliklerden söz etmişti bana; yani yakıp kestiklenm kadın ve çocuklara nasıl tecavüz ettiklerinden, mahpu kulaklarından duvara çivileyip onları nasıl o halde sa kadar beklettiklerinden, güneş doğunca da onları astıklar dan ve akıl almayacak daha bir sürü şeyden... Kimi insanda "hayvanca" bir zalimlik olduğundan dem vuru ama hayvanlara yapılan korkunç bir haksızlık, bir hakare bu. Bir hayvan asla insan gibi zalim olamaz; böylesine ust lıklı, böylesine sanatsal bir zalimlik insanda olur sadece B kaplan yalnızca parçalayıp kemirir. İnsanları kulaklarınd duvarlara çivileyip gece boyunca öylece bekletmek, yapabilecek olsa bile aklının ucundan geçmez. Ne diyordum... şu tatlı zevk düşkünlüğünden gözü dönen Türklerin eziyetlerinden çocuklar da nasibini alırmış; onlara ettikleri eziyetler, yavruları henüz analarının karnındayken söküp al maktan, minicik bebekleri şöyle bir yukarı hoplatıp, anaları-kien tatlı hazzı da annelerin gözlerinden alırlarmış. Ah, bir de beni pek çok ilgilendiren bir tablo vardı. Gözünde bir canlandır: Tir tir titreyen annesinin kollarında el kadar bir bebek, etraflarında da içeri giren Türkler... Neşeli bir numa-ra yapmak düşüyor akıllarına: Bebeği okşuyor, gülsün diye gülüşmeye koyuluyorlar ve beceriyorlar da... bebek gülüve-nyor. Hemen o anda Türk, tabancasını bebeğin yüzüne doğ-rultuyor, namlu ile yavrucak arasında yalnız dört verşok17 mesafe kalmasına dikkat ediyor. Minik oğlan keyifli keyif-i gülerek ufacık ellerini tabancaya uzatıyor... sanatçımız o anda yavrucağın tam kafasına doğru nişan alarak tetiğe
Sayfa 316·Kitabı okudu
It is a shame for the soul to be first to give away in this life, when thy body does not give away.
Reklam
Reklam