Milena' nın doktora yazdığı Ocak 1921 mektuptan
Bilmek istediğim, hayatındaki diğer her kadın gibi ben de mi Frank' ın acı çekmesine sebep oluyorum ya oldum, bu yüzden mi hastalığı kötüleşti ve benden kaçıp korkuya sığındı ve bu yüzden şimdi benim de mi ortadan kaybolmam gerekiyor, bu benim suçum mu, yoksa onun kendi doğasının bir sonucu mu?
Sayfa 394 - Timaş Yayınları
Alıntı
Milena' nın doktora yazdığı Ocak 1921 mektuptan
Neyi, neyi bilmek istediğimi de bilmiyorum. Yüce Tanrım şakaklarımı bastırıp beynimin içine sokmak istiyorum.
Sayfa 394 - Timaş Yayınları
Alıntı
Reklam
AMERİKA'NIN ORTADOĞU'DA NE İŞİ VAR?..
(...) Tam bu süreç içinde -1990 yılı- Salih Mirzabeyoğlu, o zamanın çok okunan İslâmcı yayın organı olan Cuma dergisine peş peşe üç mülâkat verdi. Bu mülâkatlarında, Saddam‘ın Kuveyt’i ilhakını destekliyor, mevcut iktidarı “İslâmcı kesimin reaksiyonları hesaba katılmadan girişilen taahhütler yanıltıcı olabilir” şeklinde uyarıyor ve “Amerika’nın Ortadoğu’da ne işi var?” diye soruyordu. (Söz konusu röportajlar ve krize ilişkin öngörüler için, Salih Mirzabeyoğlu’nun “Adımlar” kitabına bakınız.) İlk günlerde bu röportajların hiçbir görünür etkisi olmadı. Ne zaman ki ABD hava kuvvetleri Irak’a saldırdı, bir ânda neredeyse bütün İslâmcı camia ayağa kalktı. 25 Ocak 1991 günü, Cuma namazından çıkan kitleler yurt sathında sokaklara döküldü. Amerikan çıkarlarını savunan kolluk kuvvetleriyle çatıştı. Bitlis’te bir kişi şehid oldu. Türkiye bir ânda allak bullak oldu. (Daha sonra Salih Mirzabeyoğlu Tilki Günlüğü’nde bugünü “ihtilâlci çıkış” olarak değerlendirecekti.)
İŞKENCE, -Hukuk ve Hûk-, 5 Ağustos 2012, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
İşkence
Vaktiyle bir "Türk Ocağı" vardı, iyi, kötü Türk ruhuna hitap ediyor, millî ülkü ve kültürü geliştiriyordu. Siyasî bir kuruluş olmadığı için kültür alanındaki Türk birliğini anlatıyordu. İlkönce Askerî Tıbbiyelilerin kurduğu bu ocak zamanla gelişerek yurtta birçok şubesi olan yaygın bir dernek haline gelmişti. Hayırlı sosyal faaliyetleri oluyordu. Hiçbir lüzum ve sebep yokken bu ocak kapa-tılarak Halk Partisi'ne eklendi. Ocağın çok büyük servet demek olan binalarıyla eşya ve kitaplarına parti elkoydu. Hatta bu elkoyuş Türk Ocağı idare heyetlerinin kendi istekleriyle oluyormuş gibi bir de mizansen hazırlandı. Bunu kabul etmek istemeyenlerden, o zamanki İstanbul Türk Ocağı idare Heyeti Üyesi Mehmet Halit Bayrı, Halk Partisi İstanbul Başkanı Şemseddin Günaltay tarafından "sonra ekmeğinden olursun" diye tehdit edildi. Neticede, millî kültür ve şuurun o zamanki tek mümessili olan kuruluş boş yere ortadan kaldırılmış oldu: 1944'te yalan, iftira ve tezvirle Türkçüler tutuklana-rak sıkıyönetim mahkemesine verildiler. Gerçi bir buçuk yıllık hapisten sonra kurtuldular ve beraat ettilerse de bu süre içinde satılık kalem ve vicdanların aylarca süren namussuzca iftira kampanyası dolayısıyla Türkçülük, kamuoyunda umacı haline getirilebildi. 1953'te, 80'den fazla şubesiyle yurda yayılarak millî ruhu geliştirmeye çalışan "Türk Milliyetçiler Derneği", Adnan Menderes ve Fuad Köprülü'nün türlü isnatla-rıyla, gerçekte "Köylü Partisi'ni destekleyecekleri korkusuyla, kapatıldı
Sayfa 314 - Ötüken 1971·Kitabı okuyor
Mustafa Kemal'den corinne'e altıncı mektup..
12 ocak 1914 Çok Aziz Dostum Son mektubunda da ondan evvelkiler gibi beni pek sevindirdi. Onları ne kadar dikkate layık bulduğumu ve ne kadar sabırsızlıkla beklediğimi söylemek lüzumsuzdur. Seferadhanenin kapıcısı bana senin mektuplarından birini getirdiği zaman, içimde büyük bir sevincin uyanması için, zarfın üzerinde senin yazını görmem kafiydi. Birçok yüksek mevkili insan arasında bulunduğun halde beni hatırlamaktan hali kalmadığı bütün grosbonnetler (kodamanlar) o ve tabiri mazur gör, zerzevatlarla devamlı münasebetlerin sana benimle meşgul olmak için rahat bir an bıraktığı görmek ne kadar hoşuma gidiyor. Benim İstanbul'a gelmem için dileklerini, senin tarafından, beni daha sık görmek için izhar edilmiş bir arzu şeklinde yorumlamama müsaade et, çünkü senin o kadar geçici telakki ettiğin bir kombinezona iştirak ettiğim tarzında bir düşünceye sahip olduğunu tasavvur edemem. Bundan evvelki mektuplarında sen bu vazifeyi bir saman yığınının husule getirdiği aşığa benzetiyordun. Ben de onun kıvılcımından başka bir şey değildim, değil mi? Nuri Bey'in en yüksek mevkii işgal etmesini hararetle arzu edenlerden biri de ben olduğum halde, onun birinci Kolordu Kumandanlık makamına yükseldiği hakkında bana verdiğin habere inanamayacaktım. Zira, bu haberin aslı olsaydı, tasavvur edilen bütün reformların samimiliğine tam bir iman besleyecektim. Benim ihtiraslarım var, hem de pek büyükleri, fakat bu ihtiraslar yüksek mevkiler
Sayfa 41·Kitabı okudu
BÜYÜK FACİA Pazar günkü maçta bir kulübün kalecisi, hakemi evire çevire dövmüş. Dişlerini kırmış, suratını kan içinde bırakmış. Hâdiseye dair fazla hiçbir izaha lüzum yok... Bir maçta kaleci, her sınıftan binlerce seyirci karşısında hakemin kafasını kırmış, işte bu kadar... Benim rejimimde bu külhanbeyinin cezası, onu dünyaya geldiğine pişman edecek kadar merhametsizdir. Çünkü bu harekette, ne kulüp, ne ocak, ne makam, ne halk, ne matbuat; maddî ve manevî bütün memleket müeyyidelerinden hiçbirine metelik vermiyen bir eda var... Soruyorum size a dostlar, kanatları henüz çıkmıya başlıyan delikanlı çerçevesindeki korkunç başıboşluk ve küstahlık tezahürlerini sineye çekmekte daha ne kadar devam edeceğiz? O delikanlı ki, mektepten, aileden, cemiyetten, devlete kadar, derece derece tabiiyet boyunduruklarında terbiyeli öküzler gibi kıskıvrak bağlı duracaktır. Veyl onu elinden kaçıran cemiyetlere! Size açıkça haber veriyorum ki şehirli Türk cemiyeti bugünkü haliyle onu elinden kaçırmış olamasa bile yüzde yüz avucunda bulundurmak hakimeyetinden mahrumdur. Muallimlerini öldürenleri, dövenleri, bıçaklıyanları; evde, bahçede, sokakta hayale sığmaz münasebetsizlikler yapanları hatırlamıyor muyuz? Hele sporcu gömleği altında o, ya arkadaşını pataklıyacak, ya mahallesini haraca kesecek, yahut böylece hakemin kafasını kırmaya kadar giden misilsiz bir cüretle, uzun atlama kepazelik rekorunu kıracaktır. Düşünün ki, spor maddî ahengin, nizamın, disiplinin en mükemmel tecelli perdesi! Bu tarzda bir kepazeliği Rusyada, Almanyada veya İtalyada bir çocuk yapsın da görün başına geleceğini! Sade onu değil kulübünü de, sınıfını da, muhitini de sivilce koparır gibi kesip atarlar. Zaten böyle bir hareket oralarda yapılamaz. Küfürlü demokrasyaların yağlı derisinden başka hiçbir rejim havası
Reklam