Off ama :(((
Oysa bu dehşet verici buluşun da ötesinde, Max Böhm'ün kaderindeki sır çekirdeğini de anlamıştım şimdi; cangılın derinliklerinde, PR 154 denetimi sırasında olanları; oğlunun kalbi, babasına nakledilmişti.
Sayfa 180 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
1000Kitap
1970’lerde bir Gazi
"Askerim ben! Arif Çavuş'um! Gaziyim! Bilmiyor muydun len. Ahhh! Arif Çavuş'um. Balkan Harbi'ne gittim, bıyığım terlememişti... Kasığımdan vuruldum, topallığım ondandır. Ahhh! Aldırma be, sonram Çanakkale'ye gönderdiler ya." "Hiç Atatürk'ü gördün mü amca? Çavuşum?" "Gördüm ya... gördüm... Çanakkale'de değil, çok sonra Ankara'da. Istiklâl madalyam var benim, dört kurşun yaram. Off, böyle yakmadı, böyle vurmadı hiçbiri... Büyük adamdı Gazi Paşa, büyük adam! Nerde bunlar, heyy, nerede o!.. Dursun söyle Nurten Hemşire'ye, dayanamıyo, de.... Gâvur mu bu kadın be…” Dardanos Tabası'ndaydım, Dardanos. Gavurun gemisi, gâvurun gemisi çevirdi mi topları üzerimize, kıyamet! Arif Çavuş durur mu, Arif Çavuş'un topları susar mı? Eheyy! Ulan gâvurun düşmanı, ulan imansız! İkinci tabur subayı Teğmen İsmail Hakkı, sarı oğlan!. Ver bi yudum su daha ver. Bak bu da gâvurun karısı işte yapmıyo iğne. Vardır kanında bi karışıklık, gördün mü Dursun. Sarı bir oğlancıktı İsmail Hakkı ama yiğitti, Allah'ı var, sapına kadar yiğit. Sonra ne oldu ona?.. Ben de bilmiyorum. Şu ağrı var ya, kafamı bulandırıyor Dursun. Dursun sensin değil mi? Ahh aman be, anam!" "Dayan be Arif Çavuş. Dardanos Tabyası'nda nasıl dayandın, ha biraz daha amca, sık dişini bak Arif Çavuş'sun sen."
Sayfa 65 - Arif Çavuş·Kitabı okudu
Edebiyat
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Off yaa ağliyom şuan
Minel," dedi Korel kısık bir sesle hatta fısıldayarak. "Bir kez olsun beni dinlemeyi seçemez misin?" Sadece şimdi için değil, bütün zamanlarımız içindi. "Bir kez olsun, Minel, bir kez olsun cümlelerimi yarıda kesmeden beni dinleyemez misin?" Yeniden yutkundu ve başını omzuna doğru yatırdı. "Bunu bana herkes yaptı; babam, Korhan, annem, okuldaki öğretmen, hiçbir zaman dostum olmayanlar, çoğu zaman Gürkan ve sen..." Derin bir nefes aldı. "Herkes bunu bana yaptı ama en çok senin yaptığın beni etkiledi çünkü ben, senin bütün cümlelerinden anlam çıkarabilecekken sen benim cümlelerimi bile dinlemek istemedin. Geçmişte, şu anda ve..." Sustu, gelecekte demedi, bunu söylemek istemedi.
Ne zaman sonra, odasının kapısının tıklanmasıyla doğruldu. Oturdu. "Girin!" dedi. Kapının kenarından, elinde beyaz bir bez olan temizlikçi kadın kafasını uzatıp: Beyim, sıra bu odaya geldi. Hemen çarçabuk halledivereyim, dedi. Bu bir rica değil de haber veriyormuş gibi bir tavırdı. - Olur, dedi, profesör. O hala kendi dünyasında; kendini, yaşamını haklı kılacak, tutunabileceği bir şey arama derdindeydi. Kadına dikkat etmedi bile. Çalışma odasının bir duvarında, eskiden salonda olan, yenisi alınınca kitaplık olur bahanesiyle bu odaya konulan ama içindekilerle birlikte geldiği için tek bir kitabın bile yer bulmadığı vitrin bulunuyordu. Kadın vitrini açıp, bir adım geri attı. Ellerini beline koyup, yapacağı temizliğin gözünde büyüdüğü her halinden belli olan bir tavırla ve profesörün odada olduğunu bir an için unutarak: - İnsanlar kullanmadıkları şeyleri neden saklarlar ki evlerinde? hiç anlamam! Atsan atılmaz, satsan satılmaz. Öff! Amma da saçma! Yemin ederim şu zenginleri hiç anlamıyom, dedi ve temizliğe başladı.
Sayfa 24·Kitabı okudu
off yaa
Ayağını gazdan çekmeden son sürat ilerlerken gözyaşlarından yolu bile göremiyordu. “Koruyamadım.” Islak gözlerinden birbiri ardına yaşlar akarken darmadağın olmuş bir sesle, “Koruyamadım,” diye fısıldadı. Melek’i herkesten korumuştu ama illet bir hastalığa yenilmişti. Öldü. Kızı gözlerinin önünde ölmüştü. “Neden lan! Neden, neden, neden!” Bağırarak üst üste direksiyona vurduğunda haykırırcasına sesli bir şekilde ağlamaya başladı. Gözyaşlarının sesi o kadar gürdü ki omuzları şiddetle sarsılıyordu. “Neden, Melek neden!” Onu yaşatmayı her şeyden çok isterken onun son anlarına tanık olmamalıydı. Ondan ninni söylemesini istemişti, hepsini dinlemeden uyumayacağına söz vermişti ama ninninin yarısına gelmeden Melek’in gözleri kapanmıştı. Gurur ona o ninniyi söylemişti, hem de birkaç kez baştan başlayıp söylemişti. Melek belki uyanır diye bunu yapmıştı ama Melek bir daha hiç uyanmamıştı. Kızının cansız bedenini Karun’a emanet ederek çıkmıştı o hastaneden. Gaz ibresini sona getirmeden hemen önce Farah’ı aradı. Bir eli direksiyonun üzerinde hareketsiz dururken diğer elinde telefonu tutuyordu. Farah’ın açmasını çok bekledi ama açılmadı o telefon. Gaza biraz daha yüklenerek tekrar onu aradı. “Aç hadi!” Boğuk sesinden büyük bir yakarış vardı. “Farah yalvarırım aç şu telefonu.” “Sadece bir kez aç!” Hiç olmadığı kadar Farah’a ihtiyacı vardı ama artık ona gidemezdi. Belki sesini duyabilirdi… Son kez. Bıkıp usanmadan defalarca kez Farah’ı aradı. Belki özür dilemek için belki de veda etmek için ya da sadece sesini duymak için… Sebep ne olursa olsun bu gece duymak istediği tek şey Farah’ın sesiydi. Ancak o aradıkça Farah inatla çağrıyı meşgule atmıştı. Beş başarısız denemenin ardından Gurur vazgeçerek telefonu camdan dışarıya fırlattı. Ne kadar ararsa arasın açmayacaktı. Farah’ın
Uzayda ve zamanda yolculuk olsaydı off neler yapardım kimbilir
Uzayın içinde bütün yönlerine doğru hareket edebilirsiniz, ama Zaman’ın içinde hareket edemezsiniz.” “İşte büyük buluşumun özü. Ancak Zaman’ın içinde hareket edemeyeceğimizi söylerken yanılıyorsunuz.