1000Kitap Logosu
_Ey erkekler! Dikkatle dinleyin beni ve destek verin. İlkin şuna inanın bütün gönlünüzle: _Karşılaştığın her kadını, evli-bekâr ya da genç-yaşlı fark etmez, elde edeceksin. Kadınlara söz ver bol bol. Kandır. Baştan çıkar. Ne kaybedersin ki? Yumuşatır tanrıların bile hıncını yakarışlar. Kim olsa zengin olabilir söz vermede. Umutlar avutur, oyalar kişiyi uzun uzadıya. Dayanamamış yalvarışına vermiş Priamus'a Hector'un ölüsünü Achilleus. _Bir tek kadına bağlanın demek istemem. Tanrı korusun, olmaz bir kadınla mutluluk. Aldatın, yalnız iyi becerin gönül çalmayı. Karda gez izin görünmesin. _Sen hep sus, sesin ve dilin bakışların olsun. Ateşini itiraf eden gözlerinle bak gözlerine: _Cesaret bütün silahları mağlup eder. _Dayan ve üstele. Bu acı, adım adım senin iyiliğine dönüşecek. Boşuna çabalar kanadı ökseye vuran kuş. Uçamaz, tuzağa düşen domuz boşuna didinir. Boşuna çırpınır yemi yutan balık, kurtulamaz. Bırakma, başar giriştiğin işi, dönmek olmaz. _Ne mutludur kadının sesini, soluğunu kesen, sevilen, sesini duyan, sararıp eridiğini gören _Giriştiğin işte ayak dire, zafer kazanmadan çekip gitme _Sabırla bükersen dalı ağaçtan, eğilir. Var gücünle asılırsan, kırarsın. _Sevgi kişinin yaşıyla koşullanmış bir olay değildir, sevginin yaşı yok, tadı vardır. Bu da yaşamanın tadını ancak sevmekle çıkarmayı bilenin işidir. _Kadına arkadaşlık gösterisinde bulun. Arkadaş olarak yaklaş ve onu çok arzuladığını gösterme. Ben bu tarzda davranan erkekler karşısında pek çok ciddi kadının ikna olduğunu, yumuşadığını gördüm. Böyle durumlarda kadına yakarmak isteyecek olan sabırlı erkekler kısa sürede onların sevgilisi olmayı başardılar. _ İnancın varsa sevildiğine, bir süre kaç, Çeksin biraz ayrılığın acısını. _Başkasından yakındığında elde edilir bir kadın. Dudaklarındaki yarım hüzünle göründüğünde ona yaklaşacaksın. Elleri böğründe, sızılı yüreğini, Okşarken görünmez dilekleri; Ona gökyüzünün maviliğini Anlatacaksın. Tam açmak istediğinde kendini, Görünüp; Kaçmak istediğinde, Saklanacaksın. _Erkektir yalvarması gereken, kadın ister, sever kendine yalvartıp yakartmayı. Bilmelisin yalvarmanın, yakarmanın yolunu. _Hafifçe esen meltemler getirmez sana sevgiliyi: sen arayıp bulmalısın sana yaraşacak yarini. Körpe kızlar da her zaman kolayca takılmaz kancana. _Aşk bir sanattır. O yüzden öğretilmeli ve öğrenilmelidir. Tıpkı engin denizin dalgalarında dümen tutmayı öğretmek ya da öğrenmek ya da dörtnala koşan, yeleleri rüzgârlarla salınan vahşi atları dizginlemeyi öğretmek ya da öğrenmek gibi. Bu yüzden sanat sadece sanat için var olmalı, aldatmalar, ihanetler, zinalar, kıskançlıklar, vefasızlıklar yani aşkı özgürce yaşamaya mani olan bütün engeller Venus’un yolundan geri durmalıdır. İnsanoğlu bütün çıplaklığıyla, bütün serbestliğiyle sadece aşkı aşk için, kaygısızca yaşamalıdır çünkü bu sanat ancak böyle yaşanınca bir anlam kazanacaktır. Şair için aşk bütün yakıcılığıyla, bütün haşmetiyle yeryüzünü fırıl fırıl dolanır, gerek tılsımlı okunu ve her an, her saniye kendisine teslim olacak bir kurban arar durur. Bu yüzden, insanoğlu ona karşı her zaman tam donanımlı olmak zorundadır. _Yaşamak sevmektir. İnsan için, ancak seven yaşar. Bu sevmenin de çok değişik türleri vardır besbelli. Kimi kazancı, çıkarı sever, kimi ün ardında koşar, kiminin gözü yüksek görev aşamalarında olur, kimi güzeli sever, kimi işinin delisidir, kimi sanatını, başarılarını, ortaya koyduğu ürünleri sever. Bilgeligin de, aydın olmanın, bilgin olmanın da yolu sevgiden geçer. Yaşadıkça seveceksin, sevdikçe yaşayacaksın bir insan sıcaklığı içinde, bir duygu akışında tükenmeden. Bir bakın Anadolu kilimlerine, halılara, çoraplara, heybelere, oyalı-boyalı yaşmaklara: baştanbaşa sevgi kokar. _Seç, sadece senden hoşlanıyorum, diyeceğin birini, hafifçe esen meltemler getirmez sana sevgiliyi. Sen arayıp bulmalısın sana yaraşacak yarini. Avcı iyi bilir, geyik avlamak için nereye sereceğini ağını, iyi bilir, hangi vadide saklanır dişlerini gıcırdatan domuz; kuş avcısı aşinadır çalılıklara; eline kancasını alan, en çok balık hangi suda yüzer, iyi bilir: Sonsuz bir aşk malzemesi aradığına göre sen de, önce öğren, en çok nerelerde bulunur kızlar. _Sıradan bir dildir en çok hoşa giden. Gizli tutun duygularınızı, açığa vurmayın. Can sıkıcı da olmasın yazılar, sözler. Çokluk soğuk olur, ürkütür kadını yazının ağırı. Alışılmış olsun sözlerin, konuşman, yazın. Güven versin okuyana, tatlı olsun, gönül okşasın. Yanında konuşuyor sansın yazını okuyan seni. _Bir şeyi kaybedeceğimizi anlayinca, sevmeye başlariz. _Fakir bir erkeğin sermayesi güzel konuşmasıdır. _Güler bir yüz yakışır insanoğluna, vahşi hayvanlara göredir kuduruk bir öfke. _Aşk ile oynamak isteyen kadınlar, bıçakla oynayan çocuklar gibidir; oynadıkları şey hep kendilerini yaralar. _Umut, bir kez ekildi mi yüreklere, yaşar yıllar yılı: Yalancı bir tanrıça bu, ama çok faydalı _Fakirlerin şairiyim ben, fakirdim çünkü çok sevdiğimde verecek hediyem olmadığından, sözlerimi verirdim. _Vazgeç sen, akıllıca olur; derin sulara güvenen, sonra zor tutunur batan gemisinin kırık serenine. _Neden ağlar da bozarsın güzel gözlerini... _Tanrıça aldatırsa kadın ne yapmaz. _Eğer sevilmek istiyorsan, sevilmeye değer ol. _Aşk, askerliğe benzer. Her türlü zahmet var bu zarif ordugahta. Gece ve kış, uzun yollar, amansız acılar ... _Görünmeyen bilinmez, bilinmeyen özlenmez.. _Taştan daha serti var mı, sudan daha hafifi? Ama o hafif su, oyar o sert taşı. _Gizlilik içinde yaşayan, dertsiz yaşar. _Akıllıysan, sadece kızları kandır. Yok bunun cezası falan. Ama tek hilen bu olsun. Başka konularda sözünün eri ol. Aldatırlarsa sen de aldat: Kadınların çoğu zaten günahkar sınıfından. _Sevdiklerini savunmak için cesurca meydan okuyanlar mutludur _Bir at, eğer arkasında onu takip eden ve yakalayacak başka atlar yoksa, hiçbir zaman çok hızlı koşmaz. _Şimdiden düşünün, yaşlılık çalacak bir gün kapınızı: O halde, bir an bile boşa geçirmeyin zamanınızı. Aktı mı dereler, bir daha dönmez doğduğu kaynağa, geçip gitti mi saatler, geri dönmez asla. Dolu dolu yaşayın gençliğinizi: yıllar koşar gider çabuk adımlarla. Doğan her yeni gün, bir öncekini aratır mutlaka. Ne menekşe bahçeleri görmüşümdür ben, şimdiyse aklar düşmüş üzerlerine; şu dikenli çalıdan, gülden taçlar örmüştüm bir zamanlar kendime. _Damlayan su mermeri, yürüyen gayret dağları deler. _Geceleri çirkin kadin diye bir şey yoktur! Değerli taşlara ve renkli kumaşlara bakmak istiyorsan onlari gün işiğina götürmelisin. Ayni şekilde bir kadinin yüzünü ve duruşunu görmek istiyorsan ona gün işiğinda ve sarhoş degilken bakmalisin. _Şarap aşka hazırlar ruhları, tutuşacak hale getirir insanı. Kıvılcımlarla kaygılar uçuşur, içtikçe koyu şarabı, gevşer yok olur. _Kuş, avlanacağı yeri avcıya göstermez. Geyik, düşman köpeklere koşmayı öğretmez. _Hakiki sarhoşluk zarar verir ama sahtesi yardım eder: peltek peltek konuşup dilin sürçsün ki muzipçe, ne yapıyorsan ne söylüyorsan, alışılmışın dışında aşırı içtiğin şaraba bağlasınlar nedenini. _Ayıp olan ne varsa hoşa gider: herkes kendi zevkini dert edinir: Başkasının canını yakan acı ne çok keyif verir. _Ama sakın yanaşmayın şık giyimli, yakışıklı görünen adamlara. Saçlarını derli toplu taramış olanlarına. Size ne söylüyorsa böyleleri, binlerce kadına da söylemiştir önceden. Aşkları seyyardır bunların, durup dinlenmez hiçbir yerde. _Pek yakışıklı değildi Ulysses, oysa bir konuşması vardı ki sorma, bu yolla Yakmış deniz tanrıçasının gönlünü. _Görmez misin ne menekşe, ne zambak kalır O güzellikte, gül gider diken durur. Bir gün senin de ağarır saçın güzel oğlan. Gönül güzelliğidir kalan ancak seninle _Yaşını sorma, araştırma doğum yılını pek. Bırak bu sayım işini Censor yapsın. Dökülmüş olsa da gençliğinin çiçekleri, Gelip çatsa en kötü çağ; güz, bitse yaz, Görme saçlarına düşen akları, Ne yaş, ne de bunlar önemli sevilence. Daha nice ürünler verir tarla, işlemesini bil. Sevin, sevilin gençlik elden gitmeden, Sessiz gelir yaşlılık, büker belini, sev. _Büyüklük kendinde başkalarını yaşamak, başkalarında kendini yaşatacak özü bulmaktır, ortaya koymaktır. _Yabancı olduğumuz tutkular daha kolay esir alır ruhları. _Derdin yanında tutmaksa sevgilini, bırak güzelliğiyle büyülediğini sansın seni _Mektuplar yaz gönül okşayıcı sözlerle. _Yaralananları seyretmeye gelen, sonradan kendi yaralanmıştır. _Dönelim şimdi konumuza: Aşkı bilgece yaşarsa kişi zafer kazanır, benim yolumdan gelen, aradığını bulur. Hep cömertçe sunmaz ekilen sabanın açtığı yollar, hep yardımcı olmaz yönünü şaşıran teknelere rüzgarlar; Ne az şey zevk verir aşıklara , ne çok şey acıtır canlarını; nice çileler çekeceklerini, bir kere kafalarına koysunlar. _Varsın Benim de gönlümü onun yayından atılan Oklar yaralasın, delik deşik etsin. Ne denli derinden vursa da vursun beni sevgi, Ne denli onulmaz olsa da açtığı yaralar. Bir gün gelir çıkarırım acısını kat kat. _ Beslemezsen alevini, ateş de cılızlaşır, söner, üstüne yağan gri küllerin altında kalır. Ama sönmekte olan alevlere biraz kükürt dök bak, nasıl alazlanır birden, deminki ışıltısı geri gelir aniden. Güvenli bir yer buldu mu kendine, işte böyle körelir, söner gönüller, dürtüklenirse sivri değneklerle, aşk gelir kendine. _Salim aşktan söz edeceğim, meşru kaçamaklardan, hiçbir günah olmayacak benim şiirimde. İlkin, ne yap et bir sevgili bul kendine, âşık olmak isteyeceğin, yeni girişeceğin bu savaşta artık ne de olsa bir nefersin. Hoşlandığın kızın gönlünü kazanmak olsun ikinci işin, üçüncüsü, aşkını sürdürmeye bak uzun uzadıya. İşte benim sınırım bu, bu arenada koşturacağım yarış atlarımı; uçar gibi giden tekerlerimi süreceğim hedefim, işte bu. Vaktin varken hâlâ, gevşetmiş dizginlerini dolanıyorken orada burada, seç, "sadece senden hoşlanıyorum," diyeceğin birini. _Öyleyse bak, pek güvenme sen aldatıcı güzelliğe, kim olursan ol, bedenden çok daha fazlasına sahip ol. Kibarlıktır, büyüleyen zihinleri özellikle; kabalıksa nefret doğurur, yol açar vahşi cenklere. Atmacadan nefret ederiz, hep silahlı yaşıyor diye, nefret ederiz kurtlardan, hep ürkek kuzulara saldırıyor diye. Uysaldır oysa kırlangıç, tuzaklar kurdurup insanı sıçratmaz üzerine, _Ovid_ _Publius Ovidius Naso ( MÖ 43) Romalı avukat, şair. Genelde aşk, terkedilmiş kadınlar ve mitolojik temalı şiirler yazan Naso, Publius Vergilius Maro ve Horatius ile beraber, Latin Edebiyat'ının üç kanonik şairinden biriydi. Hero ile Leandros adlı iki gencin hüzünlü aşkını anlatan hikâyenin mekanı Türkiye'deki Kız Kulesi'dir. Aşk Sanatı adlı eserinde ise genç Romalı erkeklere, kadınlara nasıl yaklaşmaları gerektiğine dair şiirsel bir dille ve çoğu zaman Roma mitolojisi'nden örneklerle öğütler verir. Lucretius gibi bir hakikat arayışı arzusu ya da metafiziğin prolemleriyle uğraşma niyeti de yoktu. İnsani ve iyi hislere hitap eden ve bu olmaksızın diğer karakter özelliklerinin önem arzetmediği Humanitas anlayışı, onun en göze çarpan özelliğiydi. _Ovidius Naso, Roma’dan imparatorluğun en uç köşesine sürüldü ve hiçbir zaman geri dönmesine izin verilmedi. Şair, yaşamının sonuna kadar, ülkesine olan özlemini şiirlerine taşıdı. Kendisine yöneltilen suçlamayla ilgili hiçbir yorum yapmadı. Ağzından çıkan tek söz “Benim de gözlerim var” oldu. İlk eserleri olan erotik şiirleriyle büyük bir başarı kazandı. 3 evlilik yaptı. Retorik eğitimi aldı. Ne yaptı ettiyse sürgünden kurtulamadı ve orada, romanyada öldü. Roma barışının girmediği, ilkel insanların yabanıl geleneklerle hayat sürdüğü, coğrafyasından ötürü kimsenin gidip gelmediği sapa bir memlekete sürgün edildi. Aşk Sanatı, Vatikan'ın yasak kitaplar listesinde de yüzlerce yıl yer alan kitap. ___
Sadece KUR'AN...
SORU: Amerika'ya gidene kadar Türkiye'deki yaşamınız nasıldı? Niçin babanız tarafından 'mürtet' ilan edildiniz? EDİP: Yirmi sekiz yaşımdayken "Sadece Kuran" mesajını kabul ettikten sonra Amerika'ya hicret edinceye kadar olan bir iki yıl içinde hayatımda ve çevremde çok şeyler değişti. Bu süre içinde evsiz barksız, parasız-pulsuz, babası başta olmak üzere ailesi tarafından reddedilmiş biriydim. Gazete ve dergilerinde, cami ve tekkelerinde bana lanetler okuyan ve aleyhimde iftiralar üreten Sünni cemaatlerin vakıfları, partileri, hanları, malikâneleri, bankaları ve şirketleri vardı. Devlet tarafından sakıncalı olarak bilinen, üniversiteye devam etmesi bile kanunla yasaklanmış, maddi varlığı olmayan, babası hayattayken yetim kalmış kimsesiz bir gence gösterilen büyük ve şiddetli tepkiye dışarıdan bakan laik medya bir anlam veremiyordu. Ama ben öylesine bir tepkiyi ta baştan bekliyordum. Mesajın gücünü biliyordum. Aynı mesajı benden binlerce yıl önce içinde yaşadığı topluma ulaştıran İbrahim adında bir delikanlının aldığı cahili tepkiden, öfke ve şiddetinden haberim vardı. 1987-1989 yıllarını, tek sermayesi olan kitaplarının yayını durdurulmuş, kitapları kitapevlerinden zorla toplatılıp yakılmış, hatta cebindeki son kuruşları harcayarak bastığı "Sakıncalı Yazılar" adlı son kitabı matbaadan çalınmış, bekâr ve bîkar ve arada bir eskiden kendisini izleyen militanlar tarafından tehdit edilen bir genç olarak yaşadım. İlk baskısı Sünni karşıtlarım tarafından matbaadan çalınan ve kendi paramla bastığım ikinci baskısı da dağıttığım kitapçılardan dinci çeteler tarafından zorla toplattırılan ve böylece pek az kişinin okuyabildiği "Sakıncalı Yazılar" kitabımın girişi, bence bu soruya uygun bir cevap olur: Kuran, Tüm Kuran, Başka Şey Değil Sadece Kuran! Aylarca süren tartışmalar ve yoğun araştırmalar sonunda 1 Temmuz 1986'da dini sadece Allah'a has kılmaya karar verdim. Bu tarihten itibaren Kuran'ın apaçık, mufassal ve hidayetimiz için yeterli biricik kaynak olduğuna iman ettim. Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamdan yüzlerce sene sonra düzenlenen, yüzlerce cilt hadis ve fıkıh kitabı arasında belirsizleşen ve işin içinden çıkılamaz bir ihtilaflar yığını haline dönüşen "İslam" dini, bu kararımdan sonra birden bire netleşti. Falana göre şu haram, filana göre şu helal, falanca rivayete göre şu vacip, filanca rivayete göre şu mekruh gibi binlerce ihtilaf, Kuran'ın ışığıyla aydınlandı. Bendeki bu değişikliğin akabinde kaleme aldığım "İlginç Sorular" kitabımın 2. cildi piyasaya çıktıktan sonra aleyhimde büyük bir dedikodu ve yıpratma kampanyası başlatıldı. Popüler bir yazardım. Bu popülerliği kaybetme pahasına, hatta dövülmeyi ve öldürülmeyi göze alarak fikirlerimi açıkladım. inancımın bedelini senelerce zindanlarda işkence görerek ödeyen birisiyim. Dost düşman, beni tanıyan hiç kimse benim samimiyetimden şüphe etmemiştir. Senelerce ceza alma pahasına da olsa mahkemelerde inancımı gizlemedim. Polis görünce benzi solan, mahkeme salonlarında dut yemiş bülbüllere dönen ödleklerin ve inancı konusunda hiç bir önemli riske girmemiş Tatlısu mücahitlerinin, Edip Yüksel'i, hızlarını kesmekle suçlamaları dünyanın en garip işlerindendir. "İlginç Sorular-2" piyasaya ilk çıktığı vakit, bazı eski dostlarım merak edip okuyuvermişlerdi. İslam'ı sadece çiçek ve böcek seyrederek "Sübhanellah" demekten ibaret bilen, Kurandan habersiz ünlü bir "mücahit" romancımız, benimle "İlginç Sorular-2" üzerine konuşacağını söyleyince, merak edip odasına girdim. Eleştirisinin ilk sözleri şu olmuştu: "Olur mu Edip, sen hep Kuran'dan almışsın!" Evet, bir Müslüman Allah'ın Kelamından nasıl bu derece alerji duyabilirdi? Kitabımı Fetavay-ı Hindiyye, İbn-i Abidin, İhya-i Ulu mid-Din, Kastamonu Lahikası, Envar-ül Aşıkin, Ramuz-el Ahadis gibi kitapların alıntılarıyla doldursaydım iyi görülecekti. Ama SADECE KURAN'dan ayetler alınca sapıklık olarak nitelendi.
Edip Yüksel
Sayfa 601 - Ozan Yayıncılık / Yarı-Rastgele Seçilmiş Makalelerim ve Söyleşiler / "İslamî Reform Hareketi" söyleşiden bir kesit:
Allah Kur'ânında: «Ben emaneti dağlara ve taşlara teklif ettim ebâ ettiler (kaçındılar); insan ki, zalûm ve cehûldür, üzerine aldı, kabul etti!» Buyuruyor. Mayasında, zalûm ve cehûl olmak, zalimlik ve cahillikten pay bulundurmak, böylece hakkı ziddiyle tecelli ve zıt yoldan tahakkuk ettirmek gibi şanlı bir nasibin kahramanı insan, yenmeye memur bulunduğu bu cephesinin ilk tezahürünü, kemmiyette basit, fakat keyfiyette büyük çapta, Âdem Peygamberin iki oğlu arasındaki çatışmada bulur. Bu çatışmada, ileriye doğru bütün yeryüzünü saracak olan ihtilâl sarmaşığının, menfi cepheden ilk tohumu vardır. Âdem babamızla Havva annemizden gelen insanlık, üremesini, ilk defa, kardeşler arasındaki birleşmelerden sağlıyor. Allah huzurunda akid ve Allanın izniyle sağlanan bu birleşme, ancak ayrı batından gelen kardeşler arasında mümkün... Zira Hazreti Havva bir batında her defa, biri erkek ve öbürü kız, iki çocuk doğurmakta ve îlâhî yasak icabı, aynı batından iki kardeş birbirini alamamaktadır. Kaabil ise aynı batından, yani ikiz doğduğu kız kardeşine âşık... Emelini babasına anlatıyor ve olamayacağı cevabını alı- yor. İklimâ isimli aynı kıza, bir batından olmadığı için evlenebileceği Hâbil de istekli... Kaabil emelinde diretiyor, Hâbil ise, boynu bükük, bekliyor. Âdem Peygamberin Hâbil ve Kaabil'e teklifi: — Birer kurban kesiniz! Hanginizin kurbanı kabul edilir ve makbul sayıldığının işareti gelirse, öbürü ona rıza göstersin! Kurbanın kabul edildiğine işaret, Hazreti Âdem'e mahsus bir tecelli ile, toprak üstündeki hayvanın üzerine birdenbire gökten düşen ve kurbanı bir anda eritip siliveren beyaz bir ateş... Kurbanlar kesildi ve ateş Kabil'in kurbanı üzerine düştü. Kabil'in kurbanı kabul edilmiş ve Kaabil'e emelinden vaz geçip kardeşine rıza göstermesi düşmüştü. Fakat Kaabil bu İlâhi ihtarı dinlemedi. Nefsinin pençesinde, onun üflediği kıskançlık ve rakabet soluğu yüzünden kendisini kaybetti ve çileden çıktı. Kıskançlık, üstün çıkma ihtirası ve her ölçüyü unutturan öfke... Nefste, şeytanın karargâh kurduğu ve insanoğlunu kıskıvrak bağladığı taarruz kalelerinden başlıcaları... Kaabil, dünyada ilk defa olarak, küçük bir aile içinde bu ailenin nizamına karşı çıkan ilk insan oldu; ve o âna değin, ölümü bilse de henüz görmemiş olan insanoğluna, insanoğlu tarafından tadtırılan ilk ölüm hadisesini getirdi. Kardeşini öldürmek üzere elini kaldırdı. Hâbil şu karşılığı verdi: — Ben sana, beni öldürmek için uzattığın ele karşı aynı hareketle mukabele etmem! Ben bu cinayeti işleyemem! Âlemlerin rabbi Allahtan korkarım! Allahım, öldüren kulu olmaktansa öldürülen kulu olmayı tercih ederim! Seni de "böyle düşünmeye ve Allahtan korkmaya davet ederim! Mâide Sûresinin 30 uncu âyetinden meal: «Artık kardeşini öldürmeyi nefsi ona kolaylaştırdı. Kardeşini öldürdü ve ziyana uğrayanlardan oldu.» Mâide Sûresinin 27, 28, 29, 30 ve 31 inci âyetlerinden öğrendiğimiz Hâbil - Kaabil vakasının sonu şöyle: Kaabil, sırtında Kabil'in naaşı, aile topluluğundan uzakta, günlerce, şaşkın ve tam bir vicdan ihtilâli içinde dolaşıp duruyor. Ne yapacağını, insanlık tarihine ilk kan dökme sermayesi olarak verdiği bu ilk ölüyü, ilk cinayet ölüsünü nereye koyacağını, nerede bırakacağını bilemiyor. Birden gözünün önünde İlâhi hikmetin çizdiği bir levha: Bir karga, toprağı eşmekte, orada bir çukurcuk açmakta... Yanı başında, öldürdüğü başka bir karga.. Karga, öldürdüğü kargayı o çukura gömüyor ve üzerini toprakla örtüyor. işte, insan ölülerinin ne yapılacağına ait, Kaabil vasıtasıyla öğrenilen Allah emri! Kaabil başını dövüyor: — Bir karga kadar da olamadım! Ve Hâbil'i gömüyor. Mâide Sûresinin 31 inci âyet meali: «Sonra Allah ona, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için, yeri eşen bir karga gönderdi. (Yazıklar olsun bana, şu karga kadar da mı olamadım, kardeşimin ölüsünü örtmekten de mi âciz kaldım?) dedi ve nedamet getirenlerden oldu.» Fakat nedameti semere vermiyor. Babası tarafından evlatlıktan atılıyor. Yemen taraflarına göçüyor, orada Hâbil'in kurbanı üzerine düşen ateşin şeytanca yorumuyla bir ateş ocağı düzenleyip ateşe tapmaya başlıyor. Böylelikle, ilk puta tapma hadisesi de, ilk düzen bozma ve menfi ihtilâle çekirdek teşkil etme vâkasiyle birlikte Kaabil tarafından başlatılmış oluyor. Sülâlesi Nuh Peygamber zamanına kadar ulaşıp Tufanda kökünden kazınacak, fakat insanoğlunun nefs belâsı mikrobu olarak sıçraya sıçraya gidecek olan Kaabil... İşte, insanoğlunun menfi kutbundan böyle bir remz...
Necip Fazıl Kısakürek
Sayfa 4 - Resuller ve Nebiler Boyunca, Hâbil-Kaabil
Dostoyevski-Köpek ve Bizler-İyi Okumlar.
Her insanın etkisinde kaldığı bir olay,şiir ve ya hikaye vardır. Bu alanlar,insanda olan ilgi alanına göre değişkenlik gösterebilir. Benim için etkili olanı ise Dostoyevski'nin bir hikayesidir. Bu hikaye üzerinden, yaşadığım çevredeki birey ve toplum ilişkisi üzerinden basit bir analizi yapmaya çalışacağım. Hikaye şöyle oluyor; Dostoyevski birgün kalabalık bir ortamda konuşma yapar ve bir şiir okur.Öyle görünüyor ki yaptığı konuşma ve okuduğu şiir Rus Çarı'nı kızdırmış.Çünkü hemen akabinde Dostoyevski'yi Sibirya daki bir hapishaneye sürgün ediyor.Hapishaneye giren Dostoyevski,hapishanede olan bir köpek görür.Köpek ve mahkumlar arasında olan ilginç bir iletişim dikkatini çeker.Köpek kendisine yaklaşan her mahkuma tekmelenmek için sırtını çevirir.Yaklaşan her mahkum köpeğe tekme atar.Bu durum karşısında Dostoyevski köpeğe doğru ilerler.Dostoyevski'yi gören köpek tekme yemek için alışılmış bir özgüvenle sırtını çevirir.Dostoyevski köpeğe yaklaştıktan sonra köpeğn yüzünü okşamaya başlar.Bu duruma çok şaşıran köpek Dostoyevski'ye saldırgan bir tavırla havlamaya başlar.Çünkü köpek alışılmış sevgisizlik ile Dostoyevski'nin iyimser davranışını yanlış bulur ve köpek ne zaman Dostoyevski'yi görse havlamaya başlar.Ama sevinçten değil. Bunun sonucunda Dostoyevski şu kanıya varır.Sevgisizlik ve kötülüğü hak görme ... Malesef bizim durumumuz da bu köpek ile aynı . Bir kaç örnek verirsem bana hak vereceğinizi düşünyorum. Düşünsenize birisi size saygı duymuyor, Düşünsenize birisi sizin değerlerinize hakaret ediyor, Düşünsenize birisi sizin için hayati bir öneme sahip olan ar ve namusumuza hakaret ediyor, Düşünsenize birisinin İnacınızı ayaklarının altına alıp öfke ile ezdiğini, Düşünsenize birisinin düşünce ve eylemlerin de size sadece köle muamelesi yaptığını, Düşünsenize birisinin parasal bir sermayesi olup fakat insani hiçbir sermayesi olmadan sizi ben varettim demesini, Yani sizi siz yapan(insan yapan) bütün değerlerinizin bir lütuf olarak size bahşedildiğini, Ve bütün bunlar yapılırken size fiziksel ve zihinsel olarak ta işkence edildiğini... Sanırım bunu düşünürken bu değerleriniz varsa öfkelenmeniz gerekmektedir.Çünkü bu yaklaşımlar karşısında bir insanın hoşnut olması tamamen karaktersizlik ile ifade edilebilir.Sizleri sermayesi ile ezmeye çalışan ,teklif veren ve ya yönlendiren her ne olursa olsun karşı durmalısınız.Çünkü bu bir süreçtir.Karakterinizden taviz verirseniz devamında sizi vareden bütün değerleriniz tek tek gider.Cegerxwin'in deyimiyle duygu ve değerlerinizde bir olun eğer bir olmazsanız tek tek elinizden alınırlar.Sizi utanca sürükleyen her bir değeriniz karşılığında sermayeleri ile alçakça teklifler hemen arkasından gelir. Şunu sakın unutmayın . Kimse sizden daha değerli değildir,. Kimse sizden daha insani değildir. Kimse sizden daha zengin de değildir. Allahın kelamı var,benim huzurumda herkes eşittir diye. Tercih sizin.Kimin sizin için iyi olduğunu bilmeniz gerekmektedir. Aksi takdirde köpek misali size iyi niyet besleyenlere saldırır sevgisizlik besler,Kötü niyet besleyenlere de hoşnutluk duyar,seversiniz.Sonucunda da tekmelenirsiniz. RÊZDAN ERKAN
1
14 öğeden 1 ile 14 arasındakiler gösteriliyor.