3/10
·120 syf.··
2026 484. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2026 12:28
Muhafazakar/dindar romancı hiç çekilmiyor. Neredeyse bir oksimoron bu. No offense. Kısa olmasa yarıda bırakabilirdim. Sandinge Kasabası, kasabayı bile anlatmadı.
Edebiyat
Sandinge KasabasıHenrik Pontoppidan · Sms Yayınları · 202032 okunma
Puan vermedi
Wael B. Hallaq’ın kaleme aldığı İmkansız Devlet kitabı, “İslam devleti mümkün mü?” sorusunu ters yüz ediyor. Yazarın temel tezi: Modern devlet, yapısı gereği İslami olamaz çünkü modern devlet ile İslam’ın ahlaki-hukuki paradigması birbirine tamamen zıttır. Egemenlik, yani yasama tekeli devlettir. Pozitif hukuk, yani kanun ahlaktan bağımsızdır ve devletin iradesiyle konur. Bürokrasi, yani vatandaşı nesneleştiren tektipleştiren devasa idari aygıt. Ulus, yani cemaat yerine yapay millet kurgusu. Şiddet tekeli, yani meşru şiddet kullanma hakkı bir tek devlete aittir. Hallaq'a göre modern devlet bunlardan oluşur. İslam hukuku = Şeriat ise tam tersidir: Hukukun kaynağı vahiy ve içtihattır, merkezi otorite değil. Egemenlik Allah’a aittir. Ahlak ile hukuk iç içedir. Toplum cemaat esaslıdır. Kadı, devlet memuru değil, toplumsal bir hakemdir. Hallaq bu yüzden “İslam devleti” söyleminin bir oksimoron olduğunu söyler. Modern devletin elbisesini İslam’a giydirmeye çalışmak, iki farklı paradigmaya tecavüz etmektir. Hallaq, 19. yüzyılda Avrupa’nın İslam dünyasını işgal ederken sadece toprağı değil, hukuku da işgal ettiğini anlatıyor. Şeriat, kadılar, müftüler, vakıflar ağı ile yaşayan, yerelden beslenen bir sistemdi. Kolonyal yönetim, şeriatı “aile hukuku”na hapsetti. Ceza, ticaret, anayasa hukukunu Batı’dan ithal kodlarla değiştirdi. Böylece şeriat, hayatın bütününü düzenleyen ahlaki bir çerçeve olmaktan çıkıp, nikah-talaktan ibaret bir “müzelik” alana dönüştü. Bugün “İslam devleti kuracağız” diyenler, aslında kolonyalizmin parçaladığı bu yapıyı, yine modern devletin araçlarıyla diriltmeye çalışıyor. Bu da Hallaq’a göre imkansız.
İmkansız DevletWael B. Hallaq · Babil Kitap · 2019115 okunma
Reklam
Enfes bir karakter, ruhsuz bir anlatım!
7/10
·394 syf.··
2026 7. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 30 Ocak 2026 17:03
Başlık gayet net bence, kitapla ilgili tüm hislerimin özeti bu. Düşen Osmanlı'dan modern Cumhuriyet zaferine geçişin iki tarafına da aktif olarak dahil olmuş, sanatçılardan oluşan, köklü ve en fakir anında bile aslında varlıklı biri aileden gelen, iyi eğitimli, açık fikirli bir kadın var karşımızda ama kitap boyunca basit bir gazete köşesinde ele alınsa anlatılmayacak hiç bir sey öğrenmiyoruz neredeyse. Talep üstüne yazdığını dile getirdiği bu hayatın mahremiyetine saygı duymak istemiş sanırım Ayşe Kulin ama bu oksimoron, birinin mahremiyetini sağladığınız bir biyografinin anlamı yok. Bir de hassas konulardan özellikle kaçınmış, oğlun babasını neden vurduğu asla ama asla konu bile olmuyor mesela. Bazı yerlerde de fazla aklama çabası vardı, daha tarafsız olması gerektiğine inaniyorum. Keşke bu kadar harika bir kadını çok daha güçlü bir kalemden okuma imkanımız olsaydı.
FüreyaAyşe Kulin · Everest Yayınları · 20199,4bin okunma
9/10
·92 syf.··
2025 14. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 26 Nisan 2025 15:24
Yazarın ilk, benim okuduğum ikinci Şule Gürbüz kitabı. Diğeri ise Coşkuyla Ölmek . Bu sene tanıştığım ve beni bu kadar etkileyen bir yazar daha yok. (Yıl uzun tabii inşallah yine olur diyelim :) kitabın hacmi küçük olmasına rağmen tek bir cümle bile dakikalarca sizi düşündürebilir. İronik, felsefi, ölüm, yaşam ve öfke konulu oksimoron ifadeler… (oksimoron zıt iki kavramın bir arada kullanılması demek) kısacık kitapta altını çizdiğim, üzerine düşündüğüm o kadar çok alıntı var ki. Şule hanım bu çağda bize sunulan bir armağan gibi. Her okuyucu düzeyine uygun değil, herkes okusun gibi bir gayesi de yok zannımca. Bu kitapta bir kambur üzerinden -ki kadın mı erkek mi o bile net değil- onun başka bir yerde görsek “deli saçması” diyeceğimiz sayıklamalarını anlatıyor bizlere. Kambur, çirkin, kel, herkese ve her şeye karşı öfkeli. Bizlerden nefret ediyor. Hatta sorsalar tüm insanların kambur olması mı yoksa senin kamburluğunun düzelmesi mi diye? Tüm insanları kambur görmeyi tercih edeceğini söylüyor. Dünyaya karşı öfkeli ancak bazı sözleri o kadar doğru ve yerli yerinde ki. Hem yaşamayı bu kadar istemeyip, yaşamdan tiksinip hem de bu sözleri nasıl edebilir? İnsan hayret ediyor. Diğer hayret edilecek konu ise yazarın bu kitabı 18 yaşında yayınlamış olması. Velhasıl “insan ara sıra evini yakmalı -ve çıkıp seyretmeli.” :)
KamburŞule Gürbüz · İletişim Yayıncılık · 20198,6bin okunma
8/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2025 76. kitabı
“Dikkat: Bu kitap, aşırı şekilde gerçekleşme ihtimali olan bir komplo teorisidir.” Bakmayın bu cümlenin oksimoron olduğuna… Son dönemdeki yapay zeka gelişmelerine bakınca, bu hikâyeye ne kadar yaklaştığımızı fark ettiğim için kurdum bu ifadeyi. "Veda", insan olmak, benlik, duygular, bir bedene sahip olma ve umutla iyiliği seçme üzerine çarpıcı bir roman. Daha önce Bir Katilin Güncesi ile tanıdığımız Güney Koreli yazar #KimYoungha, bu kitabı 8 yıl sonra, pandeminin insanlığı sarstığı dönemde kaleme alıyor. Pandemi süreciyle insanın ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha fark ettiğimiz bir dünyada, bu kitap "insan olmayan" ama hiper-gerçek humanoid robotların yaşamına odaklanıyor. Gerçi “robot” demek biraz haksızlık… Çünkü bu varlıklar düşünebiliyor, fikir üretebiliyor, duygulara tepki verip onları anlamlandırabiliyor. Evet, canlılar. Hikâyede, tüm insani his ve duygulara sahip bir canlıyı öldürmek yasak. Ama kayıtlı olmayan ya da işlevi bitenler toplanıp bir tür "toplama kampına" kapatılıyor. Cheol da babası bildiği Profesör Choi ile steril bir hayatta yaşamaktadır. Kendisinin insan olduğuna inanır. Ta ki bir gün, humanoid güvenlikler kimliğini sorgulana kadar... Cheol'ün hakikate ve kendiliğine yolculuğu işte o an başlar. #veda #kimyoungha #kitapönerisi #yapayzeka #insanlık #distopya #bookstagramturkey #akılfikirgezegeni
VedaKim Young-Ha · Timaş Yayınları · 2024870 okunma
Dostoyevski -Öteki
7/10
·188 syf.··
2025 2. kitabı
Çok zekice bir karar değildi,çok huzurlu olduğum bir döngüden de geçmiyordum ancak bildiğiniz üzere Dostoyevski okumak için asla yeterince mutlu bir zamanınızda olamazsınız.Ben de kronolojik sıra ile Dostoyevski okumaya başladım. Evet,listemizin ikinci sırasında Öteki isimli kitap bulunuyor.Okurken defalarca "fight club" ve "freud" benzetmeleri kafamın içinde dönüp durdu.Ben ise en azından Öteki kitabını Freud'un "ego" kavramı ile paralel olarak ele alarak anlatacağım. Öteki isimli eser ,kimlik bölünmesi ve bireyin iç çatışması diyebileceğimiz konuları büyük bir ustalıkla ele alıyor.Dostoyevski'nin ileride yapacağı mükemmel karakter çözümlemelerinin temelini bu kitapta rahatlıkla görebiliyoruz. Başkahramanımız Golyadkin, topluma uyum sağlamak isteyen ancak bir yandan da içsel çatışmalar yaşayan, içine kapanık bir devlet memuru. Bir gün, kendisi ile tıpatıp aynı olan ancak toplumsal olarak daha başarılı ve dışa dönük bir "öteki" ile karşılaşır. Bu öteki karakter, Golyadkin’in bastırdığı yönlerini dışa vuran bir figürdür ve onla rekabet ediyordur. Freud’un teorisine göre ego, bireyin dış dünya ile uyum sağlamasını ve içgüdülerini kontrol etmesini sağlayan yapıdır. Golyadkin’in yaşadığı kimlik bölünmesi, aslında onun bilinçaltındaki farklı yönlerin çatışmasını gösterir: Gerçek Golyadkin (Orijinal Karakter) :Bastırılmış Ego Çekingen ve sosyal normlara tam olarak uyum sağlayamayan tarafı temsil eder. Bu yönü, Freud’un ego kavramına yakın olup, süperego (toplumun ahlaki kuralları) tarafından sıkıştırılmış ve ezilmiştir. Öteki Golyadkin : Serbest Bırakılmış İd veya Güçlenmiş Ego Cesur, dışa dönük ve manipülatif bir karakterdir. Freudcu bakış açısıyla değerlendirildiğinde, bu figür ya bastırılmış id’in (içgüdülerin) bir yansımasıdır ya da Golyadkin’in güçlenmiş
Edebiyat
ÖtekiFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202530,4bin okunma
Reklam
Reklam