• Hoşçakal olacaklar sensiz olsun.
  • Ne zaman insanlar tam anlamıyla iyi olacaklar?
  • "Biliyor musun Minguinho; on iki çocuğum ve ardından bir on iki çocuğum daha olsun istiyorum, anladın mı? İlk on ikisi hep çocuk kalacak; kimse de onları dövmeyecek. Ötekiler büyük insanlar olacaklar. Onlara soracağım: Ne iş tutmak istiyorsun, yavrum? Oduncu mu olmak istiyorsun? Peki, al işte sana baltayla kareli gömlek. Sen bir sirkte hayvan eğiticisi mi olmak istiyorsun? Peki, işte sana kırbaç ve giysi..."
  • Bir lise öğretmeni bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur: “Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?” Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler. ”O zaman” der öğretmen. “Bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin” Öğrenciler bunu da yaparlar. “Şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz!” Öğrenciler , bu işten pek birşey anlamamışlardır. Ama ertesi sabah hepsinin sıralarını üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen: “Şimdi, bugüne dek affetmeyi reddettiğiniz her kişi için bir patates alın, o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun.” Bazı öğrenciler torbalarına üçer-beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur. Öğretmen, kendisine “Peki şimdi ne olacak?” der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar: “Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde? hep yanınızda olacaklar.” Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar: “Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor.” “Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf bakıyorlar bana artık.” “Hem sıkıldık, hem yorulduk?” Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir: “Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkum ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz, halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir.
  • "...Bir evi çivisiz ve ahşapsız inşa edemezsin. Eğer bir evin yapılmasını istemiyorsan, ahşap ve çivileri sakla. Eğer politik bakımdan mutsuz bir adam istemiyorsan, kaygılandıracak bir soruda ona iki bakış açısı verme, birini ver. Daha da iyisi hiç verme. Bırak savaş gibi bir şeyin var olduğunu unutsun. Eğer Devlet yetersizse, havaleliyse ve vergi delisiyse, insanların Devlet üzerine endişelenmesindense bırak böyle olsun. Huzur, Montag. Onlara yarışmalar düzenle, en popüler şarkıların sözlerini, devletlerin başkentlerini veya Iowa'da geçen yıl ne kadar mısır yetiştirildiğini bilerek kazansınlar. Onları patlamalarına neden olmayacak bilgilerle doldur, öyle lanet olası 'olaylarla' tıka basa yap ki, kendilerini bilgileriyle gerçekten "zeki" hissetsinler. Sonra düşündüklerini hissedecekler, hiç kımıldamadan hareket ettikleri hissine kapılacaklar ve mutlu olacaklar, çünkü bu tür olaylar değişmezler. Olayların bağlantılarını kurmaları için onlara felsefe veya sosyoloji gibi kaypak şeyler verme. O zaman melankolik olurlar..."
  • NASA'nın solar sistemle ve solar sistem dışı gezegenlerle ilgili kaydettiği gelişmeler heyecan verici. Carl Sagan artık hayatta değil ve kitap nispeten eski bir teknojik bilgi üzerinden yazılmış bir kitap. Zaman zaman Sagan'ın kitabı yazdığı tarihte yakın gelecek için umut ettiği şeylerde çoktan mesafe kat ettiğimizin farkına varınca teknolojinin gelişme hızına karşı korku dolu bir hayranlık hissettim. Bununla beraber, geleceğimizde dünyaya bir astreoit çarpması sonucu insanlığın yok olmasına karşı tedbir olarak, başka gezegenlerde insan yaşamı kurma fikrinin amacıyla çeliştiğini düşünüyorum. Eğer amacımız gerçekten insan neslini sürdürmek olacaksa, bu dünya dışında bir gezegende mümkün olmayacaktır. Dünya da farklı coğrafyalarda bile insanlar farklı yaşam kültürleri, farklı diller, farklı dini inanışlar ve hatta farklı fiziksel özellikler geliştirdiler. Birçok tür coğrafik izolasyon sonucu birlikte verimli döl verme yeteneğini kaybediyor. Böylelikle yakın ama farklı türler gelişiyor. Gezegensel ayrım ise çok daha büyük. Atmosfer farklı, bitki örtüsü yok. En önemlisi binlerce yıl boyunca içinde var olduğumuz doğal besin zinciri yok. Eğer bu mümkün olursa, oraya giden küçük insan populasyonunun farklılaşması çok daha hızlı olacaktır. Üreme izolasyonu gerçeklestiği andan itibaren, oranin doğasina uyum saglamiş jenerasyonları artık insan olarak tanımlayamayız. Onlar başka bir tür olacaklar. Bu durumda eğer dünyaya bir astroit çarpip var olan mevcut canlı türlerini yok ederse, ve bizler de yok olursak, başka gezegene gidelim ya da gitmeyelim bu insanlığın sonu olacaktır. Ve belki de olması gereken budur. Astronomi bize evrenin var olma sebebi olmadığımızı gösterdi. Biz henüz ( belki de hiçbir zaman) başka bir gezegende canlılık bulamamış olsak ta.. samanyolu galaksisinden başka galaksilerde bir gezegende dünyadaki gibi yaşamsal koşullar kuvvetle muhtemel oluşmuştur. Ayrıca organik bilesiklerden oluşan canlılık bizim dünya da tanıdığımız, bildiğimiz canlılık formu. Belki başka dünyalarda farklı bileşenleri olan farkli canlılık formları vardır, ve biz onların canlı olduğunu anlayamıyoruzdur.... bu nedenle dünyaya gök taşı çarpması, insanlığın yok olmasi solar sisteme, samanyolu galaksisine ve evrenin tümüne hiçbirsey kaybettirmez! Insanlar olarak önleyemediğimiz merak duygumuz bizi evreni tanıdıkça daha da fazlasını öğrenmeye itiyor hepsi bu. Zamanı geldiğinde insan türünün de yok olmaktan bir kurtuluşu yok diye düşünüyorum.
  • Son peygambere tuzak kuranlar da helak olacaklar fakat en önemlisi de cehenneme girecekler.