Asiye Ulusan, bir alıntı ekledi.
3 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Daha iyi davranabilecek lüksün olacak ama davranmayacaksın. Denize atılan yükleri kurtarmak zordur, kurtarsan da onarılamayacak kadar hasar görmüş olacaklar. Korkarım ki sen denize attığın şerefi, erdemi, iyiliği geri alabilecek durumda olduğunda onların çok yerli yerinde durup olgunlaştığını değil, çok aşındıklarını göreceksin.

Rüzgar Gibi Geçti, Margaret Mitchell (Sayfa 619 - Artemis Yayınları)Rüzgar Gibi Geçti, Margaret Mitchell (Sayfa 619 - Artemis Yayınları)
Müzdelife Kurt, bir alıntı ekledi.
20 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

... Bugün şurada burada teker teker yaşayan ve çalışanlar yarın birleşince bir kuvvet olacaklar ve en kuvvetli silahı; haklı olmak silahını ellerinde tutacaklardır...

İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali (Sayfa 248)İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali (Sayfa 248)
E, bir alıntı ekledi.
Dün 18:05 · Kitabı okuyor · Beğendi · 10/10 puan

Eğer Devlet yetersizse, havaleliyse ve vergi delisiyse, insanların Devlet üzerine endişelenmesindense bırak böyle olsun. Huzur, Montag. Onlara yarışmalar düzenle, en popüler şarkıların sözlerini, devletlerin başkentlerini veya lowa’da geçen yıl ne kadar mısır yetiştirildiğini bilerek kazansınlar. Onları patlamalarına neden olmayacak bilgilerle doldur, öyle lanet olası ‘olaylarla’ tıka basa yap ki, kendilerini bilgileriyle gerçekten “zeki” hissetsinler. Sonra düşündüklerini hissedecekler, hiç kımıldamadan hareket ettikleri hissine kapılacaklar ve mutlu olacaklar, çünkü bu tür olaylar değişmezler.

Fahrenheit 451, Ray BradburyFahrenheit 451, Ray Bradbury

Acılarınızın yerini göstermeyin

sarmalamayacaklar

Sizi vurucakları yeri öğrenmiş olacaklar .

İsmail | Synergy, Profesör'ü inceledi.
 Dün 15:18 · Kitabı okudu · 7 günde · 7/10 puan

Açıkçası pek memnun kalmadım. Son yıllarda öne çıkmış bir yazar, özellikle bu eseri ile övünmüş olsa da ben umduğumu bulamadım. Kitap kapağında yazan, kurgu üzerine övücü sözler de benim istediğimi veremedi.Eser ağırlıklı olarak psikolojik bir hava içerisinde gidiyor. Yoğun bir gerilimi de bulamadım. Başkarakter Profesörün yaşamış olduğu, hep tekrar eden halüsinasyonlar ve kaçırılan kızın yaşamış olduğu olaylar belli bir yerden sonra sıkmaya başladı. Kitabın sonlarına doğru biraz daha güzelleşse de, genel olarak verdiğim puanın ölçüsünde olduğunu düşünüyorum.

Kurgunun güzel olduğunu düşünmüyorum. En azından kısıtlı diyebilirim. Kaçırılan kız açısından olsun, profesörün kendi ruh halinin vermiş olduğu görüntüsü olsun, zayıf olması, eseri hep bir iteleme ile okumamıza neden oluyor. Olaylar öngörülebilir olması ve ileride olacaklar açısından okuyucunun güçlü bir tahminde bulunması ve tahminine yakın bir sonuç çıkma ihtimalinin yüksek olması, merak duygusunu da ortadan kaldırıyor. Elbette ki profesörün hastalığı yüzünden ruhu ve bedeni ile vermiş olduğu mücadelesi gerçekten etkileyici idi. Bunun yanında kaçırılan kızın da yaşayacak olduğu olumlu ve olumsuz olaylar karşısında gösterdiği tutumu, okuyucuda hem psikolojik hem de sosyal kişiliğimizi irdelememize neden oluyor. Kısacası okunmayacak bir eser değil fakat güçlü bir gerilim beklemeyin derim. Daha çok psikolojik travmalar üzerinden besleniyoruz. Bu tür eserlere ilgi duyanlara Ted Dekker'i tavsiye ederim ki hem psikolojik hem de gerilim açısından yüksek kalitedir. Şu eserlerini okuyunca, Profesör'ü baz alarak ne demek istediğimi anlayacaksınız. Saygılar... Kemik Adamın Kızları /> Adaletin Gizli Mezarlığı

Onur Çakır, Fahrenheit 451'i inceledi.
24 May 18:44 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 8/10 puan

Bir çoğumuzun bildiği üzere Fahrenheit 451 kağıdın yanma derecesi. Neden bu isim?
Çünkü kitabın konusu bu. Bir dünya düşünün kitaplar yasaklanmış.Evde kitap mı bulunduruyorsunuz hemen itfaiye gelir evinizi yakar.(İtfaiyenin asıl işlevinin yangın söndürmek değil ev yakmak olduğu bir dünya).
Eh her yasak kendi isyancısını da yaratır mantığıyla aklı mantığı yerine gelmeye başlayan ya da gelmiş ve sistemden hükümetten kaçan insanlar da var. Kaçanların çoğu da Ya harverd'da kürsü sahibi ya başka bir üniversitede hoca.
İnsanlar TV'lere hapsolmuş.Duvardan duvara Tv alıp saçma programları izlemek ana dertleri.
Yalnız bize çok uzak bir dünya da değil hani. Özellikle şu satırları okurken 'hadi canım aynı biz dedirtiyor.'

Eğer politik bakımdan mutsuz bir adam istemiyorsan, kaygılandıracak bir soruda ona iki bakış açısı verme, birini ver. Daha da iyisi hiç verme. Bırak savaş gibi bir şeyin var olduğunu unutsun. Eğer Devlet yetersizse, havaleliyse ve vergi delisiyse, insanların Devlet üzerine endişelenmesindense bırak
böyle olsun. Huzur, Montag. Onlara yarışmalar düzenle, en popüler şarkıların sözlerini, devletlerin başkentlerini veya Iowa'da geçen yıl ne kadar mısır yetiştirildiğini bilerek kazansınlar. Onları patlamalarına neden olmayacak bilgilerle doldur, öyle lanet olası olaylarla tıka basa yap ki, kendilerini bilgileriyle gerçekten zeki hissetsinler. Sonra düşündüklerini hissedecekler, hiç kımıldamadan hareket ettikleri hissine kapılacaklar ve mutlu olacaklar, çünkü bu tür olaylar değişmezler. Olayların bağlantılarını kurmaları için onlara felsefe ve sosyoloji gibi kaypak şeyler verme. O zaman melankolik olurlar. Bugünlerde birçok adamın yapabildiği gibi, TV duvarını ayırıp tekrar birleştiren kişi, insanı kaba, hayvansı hissettirmeden ölçülüp biçilemeyecek olan evreni ölçüp biçmeye çalışan kişiden daha mutludur. Biliyorum, ben denedim, cehenneme kadar yolu var. Sen kulüplerini ve partilerini, akrobatlarını ve sihirbazlarını, gözüpek adamlarını, jet arabalarını, motosiklet helikopterlerini, seks ve eroini, otomatik refleksle yapılacak her şeyi getir onlara.”
Kitap o kadar güzeldi ki tadı damağımda kaldı.Herkese tavsiye derim.
Sevgilerimle...

Ömer Nasuhi Bilmen’in Üstün Zekası
1940’lı yıllarda Amerika’da yaşanan bir olay sonrasında İslam’ın konuyla ilgili görüşünü öğrenmek üzere Ömer Nasuhi Bilmen’in kapısını çalan Amerikalı bilim adamları, çıkan sonuç karşısında şok geçirirler.

1940’ların sonuna doğru Amerika’da bir olay cereyan ediyor. Zengin bir adamın ölümünden birkaç yıl sonra bir kadın yanında bir çocukla mahkemeye başvuruyor. Çocuğun ölen adamdan olduğunu iddia ediyor.

Ölüden DNA testi yapılamayan bir dönem dünya için. Amerika hukuk sistemlerinde bu olayın bir karşılığını bulamayınca başka sistemlere müracaat ediyorlar. Roma hukukuna bakıyorlar yok. Yunan, Hint, Uzakdoğu’da yok. Bir heyet Türkiye’ye geliyor.

Dönemin İstanbul Müftüsü Ömer Nasuhi Bilmen’e yönlendiriliyorlar. İlk başta anlam veremiyor gelen ekip. Gönülsüz de olsa görüşüyorlar. Bilmen onlara ölen adamın kemiklerinin durup durmadığını sorduğunda şaşkınlıkları iyice büyüyor. Durduğunu söylüyorlar. Ömer Nasuhi onlara kuyruk sokumu kemiğinden bir yer tarif ediyor. Tarif ettiği yere çocuğun bir damla kanını damlatmalarını, eğer o kemik kanı emerse çocuğun o adamdan olduğunu aksi olursa kadının yalancı olduğunu ve buna göre hüküm verebileceklerini anlatıyor. Gelen ekip görüşmeden memnun olmaksızın şaşkınlıklarını da yanlarına alıp ülkelerine dönüyorlar.

Bir müftünün böyle bir tıp bilgisine nasıl hâkim olabileceğine ihtimal veremiyorlar. Ekipteki bir doktorun ise kafasını kurcalıyor bu mesele. Müftünün yanlışlığını ispat etmek için mezar açtırılıp adamın bedeni çıkarılıyor. Tarif edilen kemiğin üzerine önce kendi kanını damlatıyor. Kan akıp gidiyor kemiğin üzerinden. Sonra çocuğun kanını döktüğünde gözleri fal taşı gibi açılıyor. Kemiğin kanı emdiğini gördüğünde hayretini gizlemiyor.

Görüşmede Ömer Nasuhi’nin yanında olanlar da ilk duymuş olacaklar ki heyet gittikten sonra bu meseleyi nereden bildiğini soruyorlar. Adı geçen kemiğin sadece kendi neslini kabul ettiğini uzun uzun anlatıyor. Oradaki küçük bir parçanın önemine değiniyor. Vücuda ne yaparsanız yapın o kemiği yok edemediğinizi, kıyamete kadar hiçbir gücün de buna muktedir olamayacağını, zira mahşerde insanlar o kemik parçasından yeniden diriltileceğini anlatıyor.

Rabia Selvi, bir alıntı ekledi.
23 May 11:32 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

...Siz onları uzaktan bir şey zannettiniz ,fakat yavaş yavaş ne mal olduklarını gördünüz..hiç hayret etmeyin hatta onların küstah ve mütecaviz hallerini bile mazur görün. Çünkü alelade bir insan bile olmadıkları halde kendilerine münevver insan payesi verilince ve hayattaki mevki ve itibarlarini kaybetmemek için bu sıfatı akla hayale gelmeyecek hokkabazlıklarla muhafazaya mecbur kalınca pek tabi olarak dalavereci olacaklar, ahlaksızlaşacaklar ve mütemadiyen birbirlerinin kiymetsizliklerini ortaya vurarak kıymetsizligin esas olduğu kanaatini uyandıracaklar

İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali (Sayfa 248)İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali (Sayfa 248)

Size bir solukta okuyacağınız, düşüneceğiniz, gördüğünüz fakât dile getirmekte zorlandığınız pekçok şeyi, belleğinizin güneş gören odalarında ağırlayacağınız bir eserden söz edeceğim.

Türk şiirinin yeni ustaları, dergilerin mutfağında yepyeni bir akımın öncüleri olarak edebiyatın seyrine ışık tutuyor. Çalışkan, bulunduğu yerin zeminini ve ruhunu sahiplenen, kendi çizgisini şiire duyduğu saygıyla kuvvetlendiren yürekli insanlar yetişiyor.
Gökhan Ergür, İtibar Dergisi'nin, yakından takip ettiğim şairleri arasında... Said Yavuz, Furkan Çalışkan, Mehmet Şamil... Belki de şiirimizin seneler sonra en önemli isimleri olacaklar...Mevsimleri vefa, minvalleri aşk olsun...

Gökhan Ergür'ün Üzüntü adlı eseri bir ilk kitap olmasına rağmen, oldukça başarılı ve dolu.

Her dizede etrafını dikkatle seyreden ve bunu en keskin ve kestirme cümle ile yüreklere indiren bir nazarla gözgöze geliyorsunuz. İnsanın doğasına, bir psikolog olma ayrıcalığını da kullanarak, zerafetle eğilen, eşyadan kopmadan, günü ve zamanı dar kalıpların insafına bırakmadan kucaklayan 22 neşide...

İmgelerin duyguyu ezgin bir yarışta, başıboş ve kimliksiz bıraktığı şiirimsilerden ayrılan sizi yormayacak nefis dizeler.

Benim gibi seri kitaplar okurken bir parça soluklanmak isterseniz, ruhunuza iyi gelecektir...

Şiir okumalar...

Merve Kufacı, bir alıntı ekledi.
22 May 16:05 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Tek bildiğim ; yazılım okuyan,bilim okuyan gençler geleceği de dini de hepimizden iyi yorumlama becerisine sahip olacaklar.
Okumayanlar da ilkokul mezunu adamların gazıyla onlar ne diyorsa inanacak, dininden çok cemaatin liderine tapacak.

Geleceği Yönetmek, Ahmet Şerif İzgörenGeleceği Yönetmek, Ahmet Şerif İzgören